Kamu Denetçiliği Kurumu · Tavsiye kararı

Atıf ağı
Diğer
Yazı boyutu

Atıf biçimi

Biçime dokunun, panoya kopyalanır.

Resmî kaynak

Başvuranın mahkeme ilamı icraya konulmadan önce ödemeye davet yazısı gönderilmesi ve mahkeme kararının uygulanması talebi hakkındadır.

Ekonomi, maliye ve vergi / Kamu alacakları.

  • E. 2026/8753
  • K. 2026/16420
  • 21.08.2026

T.C.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI
2026/16420-S.26.22346
BAŞVURU NO
2026/8753
KARAR TARİHİ
21/08/2026

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN
,TCKN:
BAŞVURUYA KONU İDARE
MARMARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
BAŞVURUNUN KONUSU
Başvuranın mahkeme ilamı icraya konulmadan önce ödemeye davet yazısı gönderilmesi ve mahkeme kararının uygulanması talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ
03/04/2026

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; Marmara Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine açtığı davanın reddedildiği ve aleyhine vekâlet ücretine hükmedildiği, karar kesinleşmeden ve kendisine önceden ödemeye davet yazısı gönderilmeksizin İstanbul Anadolu 16. İş Mahkemesinin Esas sayılı dosyasına dayanılarak İstanbul Anadolu 18. İcra Dairesinin Esas sayılı dosyası üzerinden doğrudan ilamlı icra takibi başlatıldığı, bu uygulamanın hukuka aykırı olduğu ve mağduriyetine neden olduğu ileri sürülerek, idarenin bundan böyle vekâlet ücretlerinin tahsilinden önce ilgililere ödemeye davet yazısı göndermesi, başlatılan icra takibinin geri alınması ve bu kapsamda tahsil edilen tutarın iade edilmesi talep edilmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 21.05.2026 tarihli ve sayılı bilgi/belge talepli yazısına istinaden Marmara Üniversitesi Rektörlüğünden 04.06.2026 tarihli ve sayılı yazı alınmıştır.
2.1. İdare açıklamasında; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu uyarınca mahkeme kararlarında hükmedilen vekâlet ücretlerinin, kanunda açıkça kesinleşme şartı öngörülen hâller dışında, karar kesinleşmeden de ilamlı icra yoluyla tahsil edilebildiğinin belirtildiği, bu kapsamda, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmasının ilamın icrasını kendiliğinden durdurmayacağını, icranın geri bırakılmasına ilişkin bir karar da bulunmadığından icra takibinin başlatılmasında hukuki engel olmadığını ifade etmiştir.

2.2. İdare ayrıca, ilamlı icra takibine başlanmadan önce borçluya ayrıca ödeme çağrısı veya bildirim yapılmasına ilişkin yasal bir zorunluluk bulunmadığını, aksine idare aleyhine hükmedilen alacakların tahsilinde 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hak sahibinin yazılı başvuruda bulunmasının zorunlu olduğunu ileri sürmüş ve başvuranın idareye güncel iletişim bilgilerini bildirmediği belirtilmiştir. Ayrıca, yargılama sürecinde kararın vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, buna rağmen borcun ifası için herhangi bir girişimde bulunulmadığı ifade edilmiştir.

2.3. Son olarak idare, icra takibine konu edilen alacağın geçerli ve icra kabiliyetini haiz bir mahkeme kararına dayanılarak tahsil edildiğini, bu nedenle tahsil edilen vekâlet ücreti ile icra vekâlet ücreti ve icra giderlerinin iadesini gerektiren herhangi bir hukuki sebep bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, istinaf incelemesi sonucunda kararın kaldırılması ihtimalinde dahi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun "icranın iadesi" hükümlerinin uygulanacağını, bu nedenle başvuranın haklarının kanun tarafından güvence altına alındığı açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18.10.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
3.1. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”,

3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40 ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”,

3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,
4. 14.06.2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5. 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanununun;
5.1. “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar:” başlıklı 30 uncu maddesinde; “Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işi yapmağı emreder.

Borçlu muayyen müddetlerde işe başlamaz veya bitirmez ve iş diğer bir kimse tarafından yapılabilecek şeylerden olur ve alacaklı da isterse yapılması için lazımgelen masraf icra memuru tarafından ehlivukufa takdir ettirilir. Bu masrafın ilerde hükme hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunup kendisine verilmek üzere ifasına alacaklı muvafakat ederse alınıp hükmolunan iş yaptırılır. Muvafakat etmezse ayrıca hükme hacet kalmadan borçlunun kafi miktarda malı haciz ile paraya çevrilerek o iş yaptırılır.

İlam, bir işin yapılmamasına mütedair olduğu takdirde icra dairesi tarafından ilamın hükmü borçluya aynı müddetli bir emirle tebliğ olunur. Bu emirde ilam hükmüne muhalefetin 343 üncü maddedeki cezayı müstelzim olduğu yazılır.

Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilâm hükmü yerine getirildikten sonra borçlu, ilâm hükmünü ortadan kaldıracak bir eylemde bulunursa, mahkemeden ayrıca hüküm almaya gerek kalmadan, önceki ilâm hükmü tekrar zorla yerine getirilir.”,

5.2. “İcra emri ve muhtevası:” başlıklı 32 nci maddesinde; Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 üncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir.

Yabancı devlet aleyhine başlatılan ilamlı icra takiplerine ilişkin icra emrinde uluslararası andlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borçlu devlete ait olan mallar hakkında cebri icra yapılabileceği hususu ayrıca ihtar edilir.”,

6. 26.09.2011 tarihli ve 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin;
6.1. “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1 inci maddesinde; “ (1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesidir.”,

6.2. “İlkeler” başlıklı 3 üncü maddesinde; “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında; a)
İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, b) İdarelerin taraf oldukları davaların, usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerde istihdam edilen hukuk müşavirleri ve avukatları tarafından takibi, c) Davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması, esastır.”,

6.3. “Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılması” başlıklı 6 ncı maddesinde;
“(1) İdareler, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak açılacak adli ve idari davalar ile tahkim yargılaması ve icra işlemlerinde taraf sıfatını haizdir. (2) İdareleri adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi; hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. …”,

6.4. “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9 uncu maddesinde; “(1) İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır. İdareler, kendi aleyhlerine dava açılacağını veya icra takibine başlanılacağını öğrenmeleri durumunda da karşı tarafı sulhe davet edebilirler. Sulhe davet, uyuşmazlığın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerce de yapılabilir. İlgili mevzuatında daha uzun bir süre öngörülmediği takdirde, sulhe davette karşı tarafa, ifa, itiraz veya sulh teklifinde bulunmak üzere otuz güne kadar süre verilir. (2) Gecikmesinde sakınca bulunan veya işin mahiyeti gereği süre verilmesinde fayda görülmeyen hallerde doğrudan dava ve icra yoluna başvurulabilir.

(3) Dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir...”, 6.5. “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12 nci maddesinde; “ (1)
İdari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilirler. İdari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilir ve bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde incelenir. (2) Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Başvuru sonuçlanmadan dava açılamaz. (3) Sulh başvurularının altmış gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Sulh başvurusu altmış gün içinde sonuçlandırılmamışsa istek reddedilmiş sayılır. … (7) Tazminat miktarı ve ödeme şekli üzerinde idare ve istemde bulunanın sulh olmaları halinde buna ilişkin bir tutanak düzenlenir ve taraflarca imzalanır. Bu tutanak ilam hükmündedir. Sulh olunan miktar idare bütçesinden ödenir. Vadeye bağlanmamış alacaklarda tutanağın imzalandığı tarihten itibaren iki aylık sürenin dolmasından, vadeye bağlanmış alacaklarda ise vadenin dolmasından önce tutanak icraya konulamaz. …(9) Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz. …”,

6.6. “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14 üncü maddesinde; “(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir. …”,

6.7. “Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak hükümler ile atıflar” başlıklı 18 inci maddesinde; “ …
(4) İdarelerin hukuk hizmetlerine, uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline, avukatlık hizmeti satın alınmasına ve davalarla ilgili vazgeçme yetkilerine dair diğer kanunlarda yer alan hükümlerden bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine aykırı olanlar uygulanmaz. …”,
7. 06.01.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “Kararların sonuçları” başlıklı 28 inci maddesinde; “1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.(…) ancak disiplin hükümleri saklıdır.

2. Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. …”,

8. 04.7.2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık Değerlendirme Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin “Hukuki uyuşmazlıkların değerlendirilmesi” başlıklı 8 inci maddesinde; “(1) Komisyon, adli yargı kapsamında yapılacak sulh anlaşmalarında; uyuşmazlığın konusu, vazgeçilen veya terkin edilen hak ve menfaatin değeri, idarenin görüşü, karşı tarafın görüş veya teklifi ve ihtilafın sürdürülmesi halinde muhtemel sonucu konuya ilişkin bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle değerlendirerek, idarenin sulh olmasında yararı olup olmadığı hususunda rapor hazırlar.

(2) İdari işlem ve eylemler nedeniyle idareye yapılan sulh başvurularının komisyonca incelenmesinde; başvurunun konusu, zarara yol açan olay ve nedenleri, zararın idari eylem veya işlemden doğup doğmadığı ve meydana geliş şekli, idarenin tazmin sorumluluğunun olup olmadığı, zararın miktarı ve ödenecek tazminat tutarı tespit edilir. …”, düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ ABDULLAH CENGİZ MAKAS’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE

ÖNERİSİ

9. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur. Ancak Kamu Başdenetçisi tarafından yapılan değerlendirme neticesinde açıklanan gerekçelerle “Tavsiye Kararı” verilmiştir.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

10. Ayrıntılarına 1 numaralı paragrafta yer verilen başvuruda, başvuran tarafından Marmara Üniversitesi aleyhine açılan davanın reddedilmesi üzerine aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin, karar kesinleşmeden ve kendisine önceden ödeme daveti gönderilmeksizin doğrudan ilamlı icra takibi yoluyla tahsil edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, idarenin bundan sonraki uygulamalarında öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesini, mevcut icra takibinin geri alınmasını ve tahsil edilen tutarın iade edilmesini talep etmektedir.

11. Marmara Üniversitesi Rektörlüğünün açıklamasında özetle; mahkeme kararlarında hükmedilen ücretlerin, kanunda açıkça kesinleşme şartı öngörülen hâller dışında karar kesinleşmeden de ilamlı icra yoluyla tahsil edilebildiğini, istinaf başvurusunun ilamın icrasını kendiliğinden durdurmadığını ve icranın geri bırakılmasına ilişkin bir karar bulunmadığından icra takibinin hukuka uygun olduğunu belirtmiştir.

Ayrıca, icra takibinden önce borçluya ödeme çağrısı yapılmasına ilişkin yasal bir zorunluluk bulunmadığını, başvuranın borcun ifası yönünde herhangi bir girişimde bulunmadığını, tahsil edilen vekâlet ücreti ile icra giderlerinin iadesini gerektiren hukuki bir sebep olmadığını, istinaf sonucunda kararın kaldırılması hâlinde ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda düzenlenen icranın iadesi hükümlerinin uygulanacağını ifade etmiştir.

12. 16.07.2026 tarihinde ek evrak olarak Kurum kayıtlarımıza giren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin Esas ve Karar sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırıldığı görülmüştür. Bu süreçte mahkeme tarafından hükmedilen kararın icrasında izlenecek usulün, hem yasal çerçeve hem de güncel kamu yönetimi anlayışı bağlamında titizlikle değerlendirilmesi elzemdir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 138’inci maddesinde yer alan “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” amir hükmü gereğince, idarenin yargı kararlarını şeklen ve madden en kısa sürede infaz etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Yargı kararlarının icrasının geciktirilmesi veya eksik uygulanması, hukuk devleti ilkesini doğrudan zedeleyeceği gibi kurumun hukuki ve mali sorumluluğunu da doğuracaktır.

13. Bununla birlikte, güncel kamu yönetimi anlayışının temelini oluşturan “iyi yönetim ilkeleri” (hukuki güvenlik, idareye güven, şeffaflık ve makul sürede karar verme) çerçevesinde; kesinleşmiş mahkeme ilamlarının hak kayıplarına yol açmadan uygulanması, bireylerin idareye olan güveninin korunması açısından kritik bir öneme sahiptir. İdarenin, salt şekli bir işlem tesis etmenin ötesine geçerek yargı kararının ruhuna uygun, hukuki uyuşmazlığı çözen ve hakkın gecikmeksizin teslimini sağlayan yapıcı bir yaklaşım sergilemesi beklenmektedir.

14. Başvuru konusu ayrıca; 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ve başvuranın iddiaları doğrultusunda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde inceleme gerektirmektedir.

15. Bilindiği üzere, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esaslar 659 Sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir.
16. Kararnamenin genel gerekçesi incelendiğinde, kamuda hukuk hizmetinin yürütülmesine ilişkin farklı ve çok sayıdaki hukuki düzenleme yerine tek bir kanuni düzenleme yapılarak hukuk hizmetlerinde uygulama birliği ve sadeleşme sağlandığı; idarelerde sulha davet mekanizması getirildiği; kamu idarelerinin vatandaşla olan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce karşı tarafı sulha davet etmesinin öngörüldüğü böylece vatandaşın hak ve menfaatini gözetecek şekilde uyuşmazlığın öncelikle sulh yoluyla çözümlenmesi, tarafların sulh koşullarında anlaşamamaları halinde uyuşmazlıkların yargıya intikal ettirilmesinin yolunun açıldığı; sulha davet ve uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik yapılan düzenlemelerle idarelere karşı açılacak davaların azalacağı ayrıca davaların da daha kısa sürede bitirilmesi sağlanarak gerek idarelerdeki gerekse yargı mercilerindeki iş yükünün azalmasına katkı sağlanacağı; hususlarına vurgu yapıldığı görülmüştür.

17. Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılmasına ilişkin düzenlemeye anılan KHK’nın 6 ncı maddesinde yer verilmektedir. Buna göre; adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde anılan idareleri vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. KHK’nın 14 üncü maddesinde ise anılan kişiler tarafından takip edilen davaların idareler lehine neticelenmesi hâlinde, temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi öngörülmüştür.

18. Uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik düzenlemelere ise KHK’nın “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9 uncu ve “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12 nci maddeleri ile 04.07.2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık Değerlendirme Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, Kanun koyucunun “Adli uyuşmazlıklar” ve “İdari uyuşmazlıklar” yönünden bir ayrıma gittiği görülmektedir. Adli uyuşmazlıklar yönünden İdarelerin, adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulha davet etmesi esas olup, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. İdari uyuşmazlıklarda ise idari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilir ve/ veya idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilerek bu çerçevede incelenir.

Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz.

19. Yukarıdaki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; 659 sayılı KHK uyarınca adli yargı uyuşmazlıklarında idarelerin dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulha davet etmesi esastır. Buna karşılık idari uyuşmazlıklarda sulh mekanizması, idarenin değil hak ihlaline uğradığını ileri süren kişinin başvurusu üzerine işletilen bir usul olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla kanun koyucu, idari uyuşmazlıklarda idareye icra takibinden önce karşı tarafı ödemeye davet etme veya sulha çağırma yükümlülüğü getirmemiştir.

20. Bu çerçevede somut olayda, Marmara Üniversitesinin mahkeme kararında hükmedilen miktarın tahsili amacıyla icra takibine başlamadan önce başvurana ayrıca bir ödeme daveti göndermemesi, yürürlükteki mevzuata aykırılık teşkil etmemektedir.

21. Öte yandan, başvuru konusu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, anılan Kanununun “Kararların sonuçları” başlıklı 28 inci maddesi, mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin olup, hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasaya bağlılığı gözeterek yargılama hukukuna ilişkin ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olduğu gibi mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kurallar belirleme hususunda da takdir yetkisine dayanarak düzenlemeler yapma yetkisini haizdir.

22. 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde ise bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği düzenlenmek suretiyle idareye, yargı kararının gereğini, tebliğ tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir. Başvuruya konu (2) numaralı fıkraya göre ise, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacaktır. (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04.07.2013, § 38-39)

23. Görüldüğü üzere, 28 inci maddenin ikinci fıkrasında konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kararların icrasına yönelik getirilen düzenleme ile 28 inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen kurala bir istisna getirilmiştir. Buna göre, konusu belli bir miktar paranın idare tarafından davacıya ödenmesini öngören ilamların icrası, kararın tebliğ tarihinden değil, davacı veya vekilinin banka hesap numarasını idareye bildirdiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirilecektir. İdarece, banka hesap numarasının bildirildiği tarihten itibaren otuz gün içinde ödeme yapılmaması durumunda kararın icrası genel hükümler çerçevesinde gerçekleştirilecektir. (AYM, E.2012/100, K.2013/84,

04.07.2013, § 39).
24. Anayasa Mahkemesi, “2577 sayılı Kanunun ikinci fıkrasının farklı bir ödeme yöntemi getirerek, genel hükümlerin uygulanmasını belli bir süre için durdurduğu ve hak sahiplerinin hakka ulaşmalarını belli bir süre engellediği” gerekçesiyle iptali istemine ilişkin yapılan başvuru hakkında yaptığı norm denetiminde,

“2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesi için belirlenen sürenin, hiçbir ayırım yapılmaksızın tüm idari yargı kararları için geçerli olduğunu, bu konuda Kanun’da belli bir paranın ödenmesine ilişkin ilamlarda söz konusu sürenin uygulanmayacağını düzenleyen bir hüküm bulunmadığını; diğer taraftan, mezkûr Kanunun 28 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki sürenin başlangıcının, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden değiştirildiği açık ise de davacının hesap numarasını idareye zamanında bildirmesi hâlinde bunun mahkeme kararlarının yerine getirilme süresi üzerinde bir etki yaratmasının mümkün olmadığını; zira alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvurarak hesap numarasını bildirmesi ve söz konusu süreyi mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının mümkün olduğunu; davacının hesap numarasını idareye bildirmesi gereğinin ise, idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği ve bu nedenle alacağın tahsilinin gecikmesinden sorumlu tutulamayacağı gerçeği karşısında makul ve ölçülü bir külfet olduğunu; bu nedenlerle dava konusu kuralın Kanun’da otuz gün olarak belirlenen mahkeme kararının yerine getirilme süresini davacının bu husustaki bildirim yükümlülüğünü zamanında yerine getirmesine rağmen fiilen uzatmasının ve temyiz aşamasındaki yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmasına ilişkin olarak idareye ek süre kazandırmasının mümkün olmadığını…” değerlendirmiş ve bu gerekçelerle iptal istemini reddetmiştir.

25. Yukarıda yer verilen ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin norm denetimine ilişkin tespitleri çerçevesinde başvuranın 1 numaralı paragraftaki iddiası incelendiğinde, 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki 28 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirlenen sürenin başlangıcının, idare aleyhine alacağın tahsili yönünden değiştirildiği, söz konusu değişikliğin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvuruda bulunarak hesap numarasını bildirmesi ile söz konusu sürenin mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının da mümkün olduğu, sonuç olarak mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış bir ek süre olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiş, başvuranın 28 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

26. Hukukilik açısından idareyi denetlemeye dayalı sistemlerin, mağduriyetlerin oluşmasını engelleyemediği anlaşılmaktadır. Haksızlıkları telafi etme noktasında ise hukukilik denetiminin yetersiz kaldığı durumlarda Ombudsmanlık kurumları, hakkaniyetli olmayan uygulamaları iyi yönetim ilkelerini de gözetmek suretiyle ortaya koyarak getirdikleri önerilerle, önemli bir eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmaktadır.

27. Bu bağlamda başvuru konusu hakkaniyet boyutuyla ve iyi yönetim ilkeleri açısından ele alındığında, 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında idare aleyhine alacağın tahsili için davacılar yönünden idareye başvuru zorunluluğu getirilmişken, idare lehine alacağın tahsilinde nasıl bir hukuki yol izleneceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle idareler arasında bir uygulama birliği bulunmadığı; İdarelerin önemli bir kısmının karşı tarafa ödemeye davet yazısı göndermeksizin kararın tebliğini takiben alacağın tahsili amacıyla doğrudan genel hükümlere göre icra yoluna başvurduğu, bu durumda davacıların dava vekâlet ücreti ile birlikte icra vekâlet ücreti ve icra masrafı da ödemek zorunda kalarak daha fazla külfete katlanmak zorunda bırakıldıkları; öte yandan İdare lehine alacağa hükmedilmesi halinde kararın tebliğini takiben davacıların ödemeye davet edilmesinin önünde yasal bir engel de bulunmadığı gibi aksine 659 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinde “İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinin” temel ilkeler arasında sayıldığı; hususları tespit edilmekle, başvuruya konu talebin, kamu yönetimi anlayışında meydana gelen değişim ve gelişmeler karşısında makul ve kabul edilebilir bir beklentiye karşılık geldiği kanaati ve sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde, idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiştir.

28. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamında; genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin yürütülmesine yönelik usul ve esasların 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlendiği; söz konusu düzenlemede adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulha davet etmesinin bir gereklilik olarak düzenlendiği, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabildiği; öte yandan sulh mekanizmasının idari işlemler yönünden dava açma süresi içinde yargı yoluna gitmeden önce, idari eylemler yönünden ise 2577 sayılı Kanunun 13/1 maddesi uyarınca yapılan ve başvuru külfetinin idareler değil bireyler üzerinde bırakıldığı bir uzlaşma yöntemi olduğu, idari uyuşmazlıklar yönünden yasa koyucunun İdareleri sulha davet ile yükümlü kılmadığı hususları çerçevesinde somut olayda, idare tarafından mahkeme ilamının yerine getirilmesi için başvurana ödemeye davet yazısı gönderilmemesinin yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil etmediği ancak,

2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla getirilen düzenlemenin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış ek bir süre olarak kabul edilemeyeceği, bu bağlamda başvuranın 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği, tüm bunlara karşın günümüz kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilerek mahkemelerce hükmedilen yargılama giderlerinin tahsilinde ilgilisine öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesi ve başvuran lehine sonuçlanan mahkeme kararını uygulaması yönünde Tavsiyede Bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

29.İyi yönetim ilkelerine 28.03.2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuzun Bilgi ve Belge talebine ilişkin cevabi yazılarının süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği değerlendirildiğinden idarenin iyi yönetim ilkelerinden “dürüstlük”, “nezaket”, “şeffaflık”, “hesap verilebilirlik” ve “makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı, öte yandan yukarıda hukuki gerekçe başlığı altında incelendiği üzere idarenin hukuken korunan bir amaca ulaşmak için seçmiş olduğu yöntem ve araçların, gerekli, orantılı ve elverişli olmasını, idarenin tesis ettiği işlemlerde bireysel menfaat ile kamusal menfaat arasındaki dengenin korunmasını ifade eden “ölçülülük” ilkesine riayet edilmediği tespit edilmiş olup, İdarenin bundan böyle bu ilkeye uygun hareket etmesi beklenmektedir /

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

30. 6328 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse dava açma süresinden (varsa) kalan süre işlemeye devam edecek olup görevli ve yetkili mahkemelerde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KABULÜNE,
İdarenin bundan sonraki işlemlerinde güncel kamu yönetimi anlayışına hakim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde, mahkemelerce hükmedilen yargılama giderlerinin tahsilinde ilgilisine öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesi ve başvuran lehine sonuçlanan mahkeme kararını uygulaması yönünde

MARMARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; ilgili idare tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın BAŞVURANA ve MARMARA ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Mehmet AKARCA
Kamu Başdenetçisi

Bu belge, güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.

Kavaklıdere Mah. Zeytindalı Caddesi No:4 Çankaya/ANKARA

Telefon
0 (312) 465 22 00 Faks : 0 (312) 465 22 65 e-Posta : [email protected] İnternet Adresi : www.ombudsman.gov.tr

Metin Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından yayımlandığı gibidir; yapay zekâ özeti değildir. Bağlayıcı metin resmî kaynaktaki metindir.