Kamu Denetçiliği Kurumu · Tavsiye kararı

Atıf ağı
Diğer
Yazı boyutu

Atıf biçimi

Biçime dokunun, panoya kopyalanır.

Resmî kaynak

Başvuranın mahkeme kararı icraya konulmadan önce ödemeye davet yazısı gönderilmesi talebi hakkındadır.

Adalet, milli savunma ve güvenlik / Adalet hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin faaliyetler.

  • E. 2026/7174
  • K. 2026/15415
  • 10.08.2026

T.C.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI
2026/15415-S.26.21017
BAŞVURU NO
2026/7174
KARAR TARİHİ
10/08/2026

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN
,TCKN:
BAŞVURUYA KONU İDARE
TÜRKİYE NOTERLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU
Başvuranın mahkeme kararı icraya konulmadan önce ödemeye davet yazısı gönderilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ
15/03/2026

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; Ankara 14. İdare Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ve sayılı kararının avukatına 31.12.2025 tarihinde tebliğ edildiğini, ilgili kararda Türkiye Noterler Birliği lehine vekalet ücretine hükmedildiğini, ödeme için hesap numarasını araştırması sürecinde UYAP vatandaş portal üzerinden yapmış olduğu sorgulamada ilgili idare tarafından 31.12.2025 tarihinde Ankara 5. İcra Müdürlüğünde mahkeme ilamının icra takibine konu edildiğini öğrendiğini, icra emri tanzim edilmemiş olmasına rağmen 02.01.2026 tarihinde borcu ödediğini ve dosyanın kapatıldığını, ancak gerekçeli kararın UYAP’a yüklendiği tarihte icra takibi başlatılmış olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek mahkeme kararı icraya konulmadan önce ödemeye davet yazısı gönderilmesi hususunda tavsiye kararı verilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 08.04.2026 tarihli ve sayılı bilgi ve belge isteme yazısına istinaden Türkiye Noterler Birliğinin 13.05.2026 tarihli ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;

2.1. Başvuruya konu mahkeme kararına ilişkin icra takibi başlatılmadan önce şahsa ya da vekiline ödemeye davet yazısı gönderilmesine dair mevzuatta düzenleme mevcut olmadığı,

2.2. Mahkeme ilamlarının icraya konulabilirliği açısından, kesinleşmesi gereken ve kesinleşmesine gerek olmayan ilamlar şeklinde bir ayrım bulunmadığı, icra takibi yapmadan önce idareye başvurunun zorunlu olduğu hallerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlendiği,

2.3. 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesi gereğince, idare aleyhine ilamda yazılı olarak hükmedilen yargılama giderlerinde idareye yazılı şekilde başvurularak 30 gün içinde ödenmesinin istenilmesi gerektiği, 30 gün içerisinde ödenmemesi halinde ise cebri icra yoluna başvurma hakkının olduğu; ancak taraflardan biri gerçek kişi diğeri idare ise, gerçek kişinin yukarıdaki bahsedilen prosedüre uyma zorunluluğu bulunmadığı, idare mahkemesinden kaynaklı ilama dayanarak idarenin gerçek kişiden yargılama giderlerini istemesinde
28. maddede düzenlenen şartın aranmayacağının açık olduğu,

2.4. Ankara 14. İdare Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ve sayılı kararı ile başvuran aleyhine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin kesinleşmeden icra edilebilir ilam niteliğinde olduğu, bu nedenle yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı,

2.5. Başvuruya konu alacağın kesinleşmeden icraya konulabilen ilama dayanması sebebiyle cebri icra yoluyla tahsile gidilmesinin taraf vekillerinin yetkisinde bulunduğu ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın,

3.1. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”,

3.2. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 03.10.2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”,

3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

3.4. “Yargı yolu” kenar başlıklı 125. maddesinde; “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. …

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”,

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5. maddesinde; “(1)
Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun;

5.1. “Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilamlar” başlıklı 30. maddesinde; “Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24. maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işi yapmağı emreder.

Borçlu muayyen müddetlerde işe başlamaz veya bitirmez ve iş diğer bir kimse tarafından yapılabilecek şeylerden olur ve alacaklı da isterse yapılması için lazımgelen masraf icra memuru tarafından ehlivukufa takdir ettirilir. Bu masrafın ilerde hükme hacet kalmaksızın borçludan tahsil olunup kendisine verilmek üzere ifasına alacaklı muvafakat ederse alınıp hükmolunan iş yaptırılır. Muvafakat etmezse ayrıca hükme hacet kalmadan borçlunun kafi miktarda malı haciz ile paraya çevrilerek o iş yaptırılır.

İlam, bir işin yapılmamasına mütedair olduğu takdirde icra dairesi tarafından ilamın hükmü borçluya aynı müddetli bir emirle tebliğ olunur. Bu emirde ilam hükmüne muhalefetin 343. maddedeki cezayı müstelzim olduğu yazılır.

(Ek son fıkra: 17.07.2003-4949/9 md.) Bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ilâm hükmü yerine getirildikten sonra borçlu, ilâm hükmünü ortadan kaldıracak bir eylemde bulunursa, mahkemeden ayrıca hüküm almaya gerek kalmadan, önceki ilâm hükmü tekrar zorla yerine getirilir.”,

5.2. “İcra emri ve muhtevası” başlıklı 32. maddesinde (Değişik: 18.02.1965-538/16 md.); “Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24. maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74. madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir. …”,

6. 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri Ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin,

6.1. “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin amacı; genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dâhil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesidir.”,

6.2. “İlkeler” başlıklı 3. maddesinde; “(1) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulanmasında;

a) İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi,

b) İdarelerin taraf oldukları davaların, usul ekonomisine uygun olarak, imkânlar ölçüsünde idarelerde istihdam edilen hukuk müşavirleri ve avukatları tarafından takibi,

c) Davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması, esastır.”,

6.3. “Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılması” başlıklı 6. maddesinde; “(1)
İdareler, kendi iş ve işlemleriyle ilgili olarak açılacak adli ve idari davalar ile tahkim yargılaması ve icra işlemlerinde taraf sıfatını haizdir. (2) İdareleri adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi; hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. …”,

6.4. “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9. maddesinde; “1) İdarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esastır. İdareler, kendi aleyhlerine dava açılacağını veya icra takibine başlanılacağını öğrenmeleri durumunda da karşı tarafı sulhe davet edebilirler. Sulhe davet, uyuşmazlığın tarafı olan gerçek veya tüzel kişilerce de yapılabilir. İlgili mevzuatında daha uzun bir süre öngörülmediği takdirde, sulhe davette karşı tarafa, ifa, itiraz veya sulh teklifinde bulunmak üzere otuz güne kadar süre verilir. (2) Gecikmesinde sakınca bulunan veya işin mahiyeti gereği süre verilmesinde fayda görülmeyen hallerde doğrudan dava ve icra yoluna başvurulabilir.

(3) Dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. … (5) Sulh başvurularının altmış gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Sulh başvurusu altmış gün içinde sonuçlandırılmamışsa istek reddedilmiş sayılır.”,

6.5. “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12. maddesinde; “(1) İdari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilirler. İdari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 06.01.1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
13. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilir ve bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde incelenir. (2) Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Başvuru sonuçlanmadan dava açılamaz. (3) Sulh başvurularının altmış gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Sulh başvurusu altmış gün içinde sonuçlandırılmamışsa istek reddedilmiş sayılır. … (7) Tazminat miktarı ve ödeme şekli üzerinde idare ve istemde bulunanın sulh olmaları halinde buna ilişkin bir tutanak düzenlenir ve taraflarca imzalanır. Bu tutanak ilam hükmündedir.

Sulh olunan miktar idare bütçesinden ödenir. Vadeye bağlanmamış alacaklarda tutanağın imzalandığı tarihten itibaren iki aylık sürenin dolmasından, vadeye bağlanmış alacaklarda ise vadenin dolmasından önce tutanak icraya konulamaz. … (9) Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz. …”,

6.6. “Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” başlıklı 14. maddesinde;
“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir. …”,

6.7. “Yürürlükten kaldırılan ve uygulanmayacak hükümler ile atıflar” başlıklı 18. maddesinde; “ … (4)
İdarelerin hukuk hizmetlerine, uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline, avukatlık hizmeti satın alınmasına ve davalarla ilgili vazgeçme yetkilerine dair diğer kanunlarda yer alan hükümlerden bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine aykırı olanlar uygulanmaz. …”,

7. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesinde; “1.
Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. …

2. Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. …”,

8. 04.07.2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık Değerlendirme Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in “Hukuki uyuşmazlıkların değerlendirilmesi” başlıklı 8. maddesinde; “(1) Komisyon, adli yargı kapsamında yapılacak sulh anlaşmalarında; uyuşmazlığın konusu, vazgeçilen veya terkin edilen hak ve menfaatin değeri, idarenin görüşü, karşı tarafın görüş veya teklifi ve ihtilafın sürdürülmesi halinde muhtemel sonucu konuya ilişkin bilgi ve belgeleri incelemek suretiyle değerlendirerek, idarenin sulh olmasında yararı olup olmadığı hususunda rapor hazırlar. (2) İdari işlem ve eylemler nedeniyle idareye yapılan sulh başvurularının komisyonca incelenmesinde; başvurunun konusu, zarara yol açan olay ve nedenleri, zararın idari eylem veya işlemden doğup doğmadığı ve meydana geliş şekli, idarenin tazmin sorumluluğunun olup olmadığı, zararın miktarı ve ödenecek tazminat tutarı tespit edilir. …” düzenlenmelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ ERTUNÇ ERKAN BALTA’NIN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

9. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme

10. Başvuran, 1 no.lu paragrafta açıklandığı üzere, Ankara 14. İdare Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ve sayılı ilamı icra takibine konulmadan önce ödemeye davet yazısı iletilmesi hususunda gereğinin yapılmasını talep etmektedir.

11. Başvuran tarafından, bağımsız bölümü bulunan Sitesine yönetici olarak seçildiğini iddia eden . ve isimli şahıslar adına imza sirküsü tanzim eden Ankara 53. Noterliğince ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareket edildiği ileri sürülerek şikayet üzerine yapılan inceleme sonucunda, ilgili noterin işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından Birlik tarafından yapılacak bir işlem bulunmadığına dair Türkiye Noterler Birliği Yönetim Kurulunun 18.12.2014 tarihli ve sayılı kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali talebiyle açılan davada; Ankara 14. İdare Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ve sayılı kararında “… davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan toplam 1.909,30 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen 40.000,00 TL avukatlık ücretinin ve 87,50 TL’den ibaret yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine …” şeklinde hüküm kurulmuştur.

Ankara 5. Genel İcra Dairesinin sayılı dosyası kapsamında başvuranın 02.01.2026 tarihinde toplam 51.458,00 TL ödeme yaptığı anlaşılmıştır.

12. Dosya kapsamında yapılan incelemede, Ankara 14. İdare Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ve sayılı kararının UYAP’a 26.12.2025 tarihinde yüklendiği, aynı tarihte kararın Türkiye Noterler Birliğine tebliğ edildiği, Ankara 5. Genel İcra Dairesinin sayılı dosyası kapsamında ilgili idare tarafından icra işlemlerine 31.12.2025 tarihinde başlandığı ve icra dosyasının 02.01.2026 tarihinde açıldığı, mahkeme kararının başvuran vekiline 31.12.2025 tarihinde tebliğ edildiği, başvuranın 02.01.2026 tarihinde icra dosyasına ilişkin ödemeleri gerçekleştirdiği görülmüştür.

13. Başvuran, idare lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin idarece ilamlı icra takibi yoluna başvurulmadan önce dosyasına ödeme yapılması için karşı tarafa bildirimde bulunulması gerektiğini iddia etmektedir. Bu nedenle, başvuru konusunun 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde inceleme gerekmektedir.

/

14. Bilindiği üzere, genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin (Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay dahil) ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun şekilde yerine getirilmesine ve bu hizmetlerin yürütülmesinde uygulama birliğinin sağlanmasına yönelik usul ve esaslar 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir.

15. Kararnamenin genel gerekçesi incelendiğinde, kamuda hukuk hizmetinin yürütülmesine ilişkin farklı ve çok sayıdaki hukuki düzenleme yerine tek bir kanuni düzenleme yapılarak hukuk hizmetlerinde uygulama birliği ve sadeleşme sağlandığı; idarelerde sulhe davet mekanizması getirildiği; kamu idarelerinin vatandaşla olan uyuşmazlıklarda dava açmadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesinin öngörüldüğü böylece vatandaşın hak ve menfaatini gözetecek şekilde uyuşmazlığın öncelikle sulh yoluyla çözümlenmesi, tarafların sulh koşullarında anlaşamamaları halinde uyuşmazlıkların yargıya intikal ettirilmesinin yolunun açıldığı; sulhe davet ve uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik yapılan düzenlemelerle idarelere karşı açılacak davaların azalacağı ayrıca davaların da daha kısa sürede bitirilmesi sağlanarak gerek idarelerdeki gerekse yargı mercilerindeki iş yükünün azalmasına katkı sağlanacağı; hususlarına vurgu yapıldığı görülmüştür.

16. Takip ve temsil yetkileri ile bunların kapsamı, niteliği ve kullanılmasına ilişkin düzenlemeye KHK’nın
6. maddesinde yer verilmektedir, buna göre; adli ve idari yargıda, icra mercileri ve hakemler nezdinde anılan idareleri vekil sıfatıyla doğrudan temsil yetkisi hukuk birimi amirleri, hukuk müşavirleri, muhakemat müdürleri ve avukatlara aittir. KHK’nın 14. maddesinde ise, anılan kişiler tarafından takip edilen davaların idareler lehine neticelenmesi hâlinde, temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi öngörülmüştür.

17. Uyuşmazlıkların sulh yoluyla halline yönelik düzenlemelere ise KHK’nın “Adli uyuşmazlıklarda sulh” başlıklı 9. ve “İdari uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 12. maddeleri ile 04.7.2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Hukuki Uyuşmazlık Değerlendirme Komisyonunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, Kanun koyucunun “Adli uyuşmazlıklar” ve “İdari uyuşmazlıklar” yönünden bir ayrıma gittiği görülmektedir. Adli uyuşmazlıklar yönünden idarelerin, adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesi esas olup, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabilir. İdari uyuşmazlıklarda ise, idari işlemler dolayısıyla haklarının ihlal edildiğini iddia edenler idareye başvurarak, uğramış oldukları zararın sulh yoluyla giderilmesini dava açma süresi içinde isteyebilir ve/ veya idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerce, idari dava açmadan önce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan başvurular da sulh başvurusu olarak kabul edilerek bu çerçevede incelenir. Sulh istemine ilişkin başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Sulh olunan konu ya da miktara ilişkin olarak dava yoluna başvurulamaz.

18. Buraya kadar anlatılanlardan özetle, adli yargı kapsamındaki uyuşmazlıklar bakımından idarelerin adli yargıda dava açmadan veya icra takibine başlamadan önce karşı tarafı sulhe davet etmesinin bir gereklilik olarak düzenlendiği, dava konusu edilmiş veya icraya intikal etmiş uyuşmazlıklarda da taraflarca sulh teklifinde bulunulabildiği; öte yandan sulh mekanizmasının idari işlemler yönünden dava açma süresi içinde yargı yoluna gitmeden önce, idari eylemler yönünden ise 2577 sayılı Kanun’un 13/1 maddesi uyarınca yapılan ve başvuru külfetinin idareler değil bireyler üzerinde bırakıldığı bir uzlaşma yöntemi olduğu; idari uyuşmazlıklar yönünden yasa koyucunun idareleri sulhe davet ile yükümlü kılmadığı hususları anlaşılmıştır.

19. Bu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde, 659 sayılı KHK’nın genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerini ve özel bütçeli idareleri kapsadığı, Türkiye Noterler Birliğinin 1512 sayılı Noterlik Kanunu gereğince kurulmuş olan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olması nedeniyle 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda düzenlenen cetvellerde yer almadığı dikkate alındığında mahkeme ilamının yerine getirilmesi için başvurana ödemeye davet yazısı gönderilmemesi gönderilmemesinin 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine aykırılık teşkil etmediği değerlendirilmiştir.

20. Başvuruya konu Türkiye Noterler Birliğinin genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ve özel bütçeli idareler arasında yer almamış olsa da, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünün, bu Kanunda gösterilen usullere tabi olduğu hükmü gereğince başvurunun incelenmesi gerekmektedir.

21. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28. maddesi, mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin olup, hukuk devletinde kanun koyucu, Anayasaya bağlılığı gözeterek yargılama hukukuna ilişkin ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yapma yetkisine sahip olduğu gibi mahkeme ilamlarının nasıl icra edileceğine ilişkin kurallar belirleme hususunda da takdir yetkisine dayanarak düzenlemeler yapma yetkisini haizdir.

22. 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu belirtilmiş, ikinci cümlesinde ise bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği düzenlenmek suretiyle idareye, yargı kararının gereğini, tebliğ tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirme yükümlülüğü yüklenmiştir. Başvuruya konu (2) numaralı fıkraya göre ise, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacaktır. (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04.07.2013, § 38-39)

23. Görüldüğü üzere, 28. maddenin ikinci fıkrasında konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kararların icrasına yönelik getirilen düzenleme ile 28. maddenin birinci fıkrasında öngörülen kurala bir istisna getirilmiştir. Buna göre, konusu belli bir miktar paranın idare tarafından davacıya ödenmesini öngören ilamların icrası, kararın tebliğ tarihinden değil, davacı veya vekilinin banka hesap numarasını idareye bildirdiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde yerine getirilecektir. İdarece, banka hesap numarasının bildirildiği tarihten itibaren otuz gün içinde ödeme yapılmaması durumunda kararın icrası genel hükümler çerçevesinde gerçekleştirilecektir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, 04.07.2013, § 39).

24. Anayasa Mahkemesi, ‘2577 sayılı Kanun’un ikinci fıkrasının farklı bir ödeme yöntemi getirerek, genel hükümlerin uygulanmasını belli bir süre için durdurduğu ve hak sahiplerinin hakka ulaşmalarını belli bir süre engellediği’ gerekçesiyle iptali istemine ilişkin yapılan başvuru hakkında yaptığı norm denetiminde,

“2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasında mahkeme kararlarının yerine getirilmesi için belirlenen sürenin, hiçbir ayırım yapılmaksızın tüm idari yargı kararları için geçerli olduğunu, bu konuda Kanun’da belli bir paranın ödenmesine ilişkin ilamlarda söz konusu sürenin uygulanmayacağını düzenleyen bir hüküm bulunmadığını; diğer taraftan, Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki sürenin başlangıcının, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden değiştirildiği açık ise de davacının hesap numarasını idareye zamanında bildirmesi hâlinde bunun mahkeme kararlarının yerine getirilme süresi üzerinde bir etki yaratmasının mümkün olmadığını; zira alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvurarak hesap numarasını bildirmesi ve söz konusu süreyi mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının mümkün olduğunu; davacının hesap numarasını idareye bildirmesi gereğinin ise, idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği ve bu nedenle alacağın tahsilinin gecikmesinden sorumlu tutulamayacağı gerçeği karşısında makul ve ölçülü bir külfet olduğunu; bu nedenlerle dava konusu kuralın Kanun’da otuz gün olarak belirlenen mahkeme kararının yerine getirilme süresini davacının bu husustaki bildirim yükümlülüğünü zamanında yerine getirmesine rağmen fiilen uzatmasının ve temyiz aşamasındaki yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanmasına ilişkin olarak idareye ek süre kazandırmasının mümkün olmadığını…” değerlendirmiş ve bu gerekçelerle iptal istemini reddetmiştir.

25. Yukarıda yer verilen ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin norm denetimine ilişkin tespitleri incelendiğinde, 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasıyla, mahkeme kararlarının en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki 28 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirlenen sürenin başlangıcının, idare aleyhine alacağın tahsili yönünden değiştirildiği, söz konusu değişikliğin idarenin paranın yatırılacağı davacıya ait hesabı bilemeyeceği gerçeğinden kaynaklandığı, bu anlamda pratik bir ihtiyaca karşılık geldiği, alacağın tahsili yönündeki ilamların mahkeme tarafından idareye tebliğinden önce veya aynı sırada davacının idareye başvuruda bulunarak hesap numarasını bildirmesi ile söz konusu sürenin mahkeme kararının tebliğinden itibaren başlatmasının da mümkün olduğu, sonuç olarak mahkeme kararının yerine getirilmesinde idareye tanımlanmış bir ek süre olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmiş, başvuranın 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasının idarenin alacaklı olduğu ilamlar yönünden de uygulanması yönündeki talebinin söz konusu kuralın düzenleme amacına aykırılık teşkil ettiği, kıyasen emsal kabul edilemeyeceği kanaati ve sonucuna varılmıştır.

26. Hukukilik kıstası ile idareyi denetlemeye dayalı sistemlerin, mağduriyetlerin oluşmasını engelleyemediği, haksızlıkları telafi etme noktasında ise yetersiz kaldığı durumlarda Ombudsmanlık kurumları, hakkaniyetli olmayan uygulamaları iyi yönetim ilkelerini de gözetmek suretiyle ortaya koyarak getirdikleri önerilerle, önemli bir eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmaktadır.

27. Bu bağlamda başvuru konusu hakkaniyet boyutuyla ve iyi yönetim ilkeleri açısından ele alındığında, 2577 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (2) numaralı fıkrasında idare aleyhine alacağın tahsili için davacılar yönünden idareye başvuru zorunluluğu getirilmişken, idare lehine alacağın tahsilinde nasıl bir hukuki yol izleneceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle idareler arasında bir uygulama birliği bulunmadığı; idarelerin önemli bir kısmının karşı tarafa ödemeye davet yazısı göndermeksizin kararın tebliğini takiben alacağın tahsili amacıyla doğrudan genel hükümlere göre icra yoluna başvurduğu, bu durumda davacıların dava vekâlet ücreti ile birlikte icra vekâlet ücreti ve icra masrafı da ödemek zorunda kalarak daha fazla külfete katlanmak zorunda bırakıldıkları; öte yandan idare lehine alacağa hükmedilmesi halinde kararın tebliğini takiben davacıların ödemeye davet edilmesinin önünde yasal bir engel de bulunmadığı gibi aksine 659 sayılı KHK’nın 3. maddesinde “idarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların, tarafların hak ve menfaatlerinin dengeli olarak değerlendirilerek, adil ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinin” temel ilkeler arasında sayıldığı; hususları tespit edilmekle, başvuruya konu talebin, kamu yönetimi anlayışında meydana gelen değişim ve gelişmeler karşısında makul ve kabul edilebilir bir beklentiye karşılık geldiği kanaati ve sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde, idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiş, İdareye bu yönden tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.

28. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin ve özel bütçeli idarelerin hukuk hizmetlerinin yürütülmesine yönelik usul ve esasların 659 sayılı KHK ile düzenlendiği,

Türkiye Noterler Birliğinin1512 sayılı Noterlik Kanunu gereğince kurulmuş olan kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olması nedeniyle ilgili KHK’nın kapsamı içerisinde yer almadığı; ancak Ankara 14.

İdare Mahkemesinin 28.11.2025 tarihli ve sayılı kararının UYAP’a 26.12.2025 tarihinde yüklendiği, aynı tarihte kararın Türkiye Noterler Birliğine tebliğ edildiği, Ankara 5. Genel İcra

Dairesinin sayılı dosyası kapsamında ilgili idare tarafından icra işlemlerine 31.12.2025 tarihinde başlandığı ve icra dosyasının 02.01.2026 tarihinde açıldığı, mahkeme kararının başvuran vekiline 31.12.2025 tarihinde tebliğ edildiği, bu bağlamda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verildiği dikkate alındığında mahkeme ilamının ilgili idareye ve başvuran vekiline tebliğ edilmesinin hemen ardından 31.12.2025 tarihinde icra takibi başlatılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin yanı sıra icra dosya masraflarının da davacı taraf üzerine daha fazla külfet oluşturması hakkın kötüye kullanılmasına sebep olmaktadır. Öte yandan, her ne kadar 2577 sayılı Kanun kapsamında idarenin mahkeme ilamı neticesinde lehine hükmedilen alacaklarına ilişkin ödemeye davet veyahut sulh müessesesi bulunmamasına rağmen günümüz kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde idari uyuşmazlıklar kapsamında idare lehine vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmesine hükmedildiğinde idareye herhangi bir külfet getirmeyen ödemeye davet yazısı yazılmasının, daha adil ve hakkaniyetli bir uygulama olacağı değerlendirilmiş, İdareye bu yönden tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

29. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgili idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup görevli ve yetkili mahkemelerde yargı yolu açıktır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

30. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde ilgili idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup görevli ve yetkili mahkemelerde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KABULÜNE,

İdarenin bundan sonraki işlemlerinde güncel kamu yönetimi anlayışına hâkim olan iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde, mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretlerinin ve yargılama giderlerinin tahsilinde ilgilisine öncelikle ödemeye davet yazısı göndermesi yönünde TÜRKİYE NOTERLER BİRLİĞİ

BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Türkiye Noterler Birliği Başkanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın BAŞVURANA ve TÜRKİYE NOTERLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Mehmet AKARCA
Kamu Başdenetçisi

Bu belge, güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.
/
Kavaklıdere Mah. Zeytindalı Caddesi No:4 Çankaya/ANKARA

Telefon
0 (312) 465 22 00 Faks : 0 (312) 465 22 65 e-Posta : [email protected] İnternet Adresi : www.ombudsman.gov.tr

Metin Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından yayımlandığı gibidir; yapay zekâ özeti değildir. Bağlayıcı metin resmî kaynaktaki metindir.