KaynakAnayasa Mahkemesi 656 · Resmî Gazete 1

Tüm kaynaklar

657 kayıt · sayfa 33/33 · en yeni sırada

Aradığınız: 44 m. 27 atfı olan kararlar.

  1. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1963/7 K. 1963/72

    Esas - Ret29.03.1963

    İtirazın konusu: : Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki 1567 sayılı kanunun ve tadillerinin, Anayasa'ya aykırı bulunduğu ileri sürülerek iptali istenilmiştir.

  2. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1963/4 K. 1963/71

    Esas - Ret28.03.1963

    İtirazın konusu: : Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkındaki 1567 sayılı kanunun ve tadillerinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali istenilmiştir.

  3. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1963/3 K. 1963/67

    Esas - İptal26.03.1963

    İtirazın konusu: : Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki 6570 sayılı kanunun Anayasa aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.

  4. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/286 K. 1963/53

    Esas - İptal07.03.1963

    İtirazın konusu: : 6830 sayılı İstimlâk Kanununun 32 nci maddesinin (c) ve (d) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

  5. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/281 K. 1963/52

    Esas - Ret07.03.1963

    İtirazın konusu: : Ticarette tağşişin men'i ve ihracatın murakabesi ve korunması hakkındaki 1705 sayılı kanunun ve buna dayanılarak çıkarılan "Deri, Gön ve Kösele Murakabe Nizamnamesi" nin Anayasa'ya aykırı bulunduğu ileri sürülmüştür.

  6. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/280 K. 1963/51

    Esas - İptal06.03.1963

    İtirazın konusu: : 3008 sayılı İş Kanununun grev hakkını yasaklayıcı 72 nci maddesinin Anayasa'nın 47 nci maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

  7. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/274 K. 1963/40

    Esas - Ret21.02.1963

    İtirazın konusu: : Gayrimenkule tecavüzün defi hakkındaki 16/4/1952 tarih ve 5917 sayılı kanunun tümünün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İpsala'nın Kumdere Köyünden Ahmet Gedik adındaki şahıs hakkında 5917 sayılı kanuna aykırı eyleminden ötürü bu kanunun 7/1 inci maddeleri gereğince açılan kamu dâvası üzerine İpsala Mahkemesinde yapılan duruşma sırasında mahkemece, 5917 sayılı kanunun tümü, Anayasa'nın 36/2, 114/1 ve 132 nci maddelerine aykırı görülerek, Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı kanunun 27 nci maddeleri uyarınca bu kanunun iptali için dosya Mahkememize gönderilmiştir. İlk inceleme : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğün 15 inci maddesi gereğince yapılan ilk incelemede; başvurma Anayasa'nın 151 ve 44 sayılı kanunun 27 nci maddelerine uygun görüldüğünden, esasın incelenmesine geçilmiş ve düzenlenen rapor, İpsala Sulh Ceza Mahkemesi kâran ve bağlı yazı örnekleri, 5917 sayılı kanun ile gerekçesi, komisyon raporları, Meclis Müzakere Tutanakları, Anayasa'nın ilgili maddeleri, Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporu ve müzakere tutanakları okunduktan ve üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun, Ceza Hâkiminin bu işi Anayasa Mahkemesine gönderemiyeceği, bu bakımdan da Mahkememizin konuyu tetkik etmemesi gerektiği yolundaki muhalefetine karşı kanunun tümü üzerinde inceleme yapılması icap eylediğine çoğunlukla karar verildikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü : İPTALİ İSTENEN KANUN METNİ: Madde l- Hakikî ve hükmi şahısların zilyed bulundukları gayrimenkula başkası tarafından tecavüz ve müdahale edildiği takdirde o gayrimenkul zilyedinin ve zilyed birden fazla olduğu takdirde içlerinden herhangi birinin müracaatı üzerine o gayrimenkulun bağlı bulunduğu mahalin kaymakamı veya valisi tarafından aşağıda yazılı hükümler dairesinde bu tecavüz ve müdahale def ve gayrimenkul zilyedlerine mahallen teslim olunur. Köye ait gayrimenkullere vâki tecavüzlerden köyün kanuni temsilcisi veya köy halkından herhangi biri tarafından bu maddede sözü geçen mercilere müracaat halinde dahi bu kanun hükümleri tatbik olunur. Zilyedine teslim olunan gayrimenkule başkaları tarafından vuku bulacak tecavüz ve müdahaleler yeni bir tahkikat yapılmaksızın derhal men edilir. Madde 2- Tecavüzü men edilen kimse bu gayrimenkulde vücuda getirdiği her türlü ekim, tesis ve değişikliklerden dolayı ancak umumi hükümler dairesinde mahkemeye müracaat edebilir. Madde 3- Tecavüz eden; gayrimenkul üzerinde tercihe şayan bir hakkı olduğunu iddia etse bile ait olduğu mahkemeye müracaat eylemesi lüzumu kendisine tebliğ olunur. Bu hal tarafların mahkemeye müracaatla ref'iyet veya mülkiyet dâvaları açmalarıma mâni olmaz. Madde 4- Tecavüzden evvel malın zilyedi bulunan kimsenin, tecavüz ve müdahalenin vukuunu Öğrendiği tarihten itibaren 60 gün içinde müracaatla bulunması lâzımdır. Bu müddet tecavüzün vukuundan itibaren bir seneyi geçemez. Madde 5- Müracaat vukuunda, vali, kaymakam veya vazifelendirecekleri memur veya memurlar tarafından tahkikat yapılır. Tahkikat 15 gün içinde ikmâl edilerek karara bağlanır; bu müddet içinde karar verilmediği takdirde keyfiyet sebepleri ile üst makama bildirilir. Verilen kararlar kesindir. Madde 6- (Bu madde tahkik memurunun harcırah ve nakil vasıtalar, hakkında olup aynen buraya getirilmesine lüzum görülmemiştir.) Madde 7- Tecavüzü defedilen kimse, mahkeme kararı ile kendisine teslim edilmeksizin o gayrimenkule tecavüz ederse birinci maddeye göre tecavüzü defedilmekle beraber sulh mahkemelerince iki aydan altı aya kadar hapis cezasına mahkûm edilir. Eğer bu tecavüz silâhlı bir kişi veya silâhlı olmasalar bile birkaç kişi tarafından ika olunursa bir seneden üç seneye kadar hapis cezası verilir. Bu dâvalar acele olarak görülür. Madde 8- (Bu madde 2311 sayılı kanunun kaldırılmasına) Madde 9- (Bu madde yürürlük tarihine) Madde 10- (Bu maddede yürütmeye) ilişkin bulunmaktadır. Gerekçe : 5917 sayılı kanun teklifi gerekçesinden, İçişleri ve Adalet Komisyonu raporlarından ve Büyük Millet Meclisindeki görüşmelerden şu yönler açık olarak anlaşılmaktadır: "Yurdumuzda taşınmaz malların ve Özellikle arazinin sınırları uyuşmazlıkları önleyecek surette belli edilememiş olduğundan Ötedenberi tecavüz ve müdahaleler olagelmektedir. Bu hal, asayiş ve emniyeti bozmakta, hattâ can kaybına bile sebep olmaktadır. Onun için gerek bu türlü tecavüzleri hemen önlemek, gerekse bozulan emniyet ve asayişi yeniden sağlamak amaciyle idare âmirlerine, mülkiyet haklarına dokunmamak, Medeni Kanun hükümleri tamamıyle saklı kalmak üzere gerçek veya tüzel kişilerin ellerinde bulundurdukları taşınmaz mallara yapılacak tecavüzleri önlemek yetkisi verilmiştir. Bu yetki, İl İdare Kanunu ile idare âmirlerine verilen güvenliği sağlama ve önleyici zabıta tedbirleri alma görevlerini de kolaylaştırır. Bu konuda yapılacak soruşturma ve verilecek kararlar, adlî kazada bir delil olamıyacaktır. Amaç, sadece şahısların kendiliğinden hak almalarını önleyici ve asayişin bozulmamasını sağlayıcı tadbir almaktır. (Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi dönem 9, cilt 9, toplantı l, 105 inci birleşim. Cilt 12, toplantı 2, 29 uncu birleşim. Cilt 14, toplantı 2, 55 inci birleşim. Cilt 14, toplantı 2, 62 nci birleşim). Kanunun bu nitelikte olduğu, uygulamalara yön veren Yargıtay'ın 29/6/1955 tarih ve 8/15 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında: ".......... bu kanunun gayrimenkul mülkiyeti bakımından haklıyı haksızdan tefrik eden bir maksadı derpiş etmediği gibi suçluluk, gayrimenkul üzerinde tercihe şayan bir hakkı olmadığı halde o gayrimenkule tecavüz eyleyen kimsenin fiil ve hareketinden değil, vukuu muhtemel bir nizaı bertaraf etmek maksadiyle idarece alınmış olan ve ancak önleyici bir tedbir mahiyetinde kalan bir emre karşı gelmek ve bu babdaki karara ademi itaatten neş'et etmektedir. Binaenaleyh suç, mülkiyet ihtilâfının nihaî ve katî hal mercii olan mahkemelerin vazifesine taallûk eden hususla ilgili olmayan ve unsurlarım asayiş esasına müstenit idari tasarruftan alan hareketlerde tekevvün eder." denilmek suretiyle belirtilmiştir. Bu konudaki idarî işlemin niteliği Danıştay içtihadı Birleştirme kararı ile de şu şekilde açıklanmıştır. "....... bir kimsenin elinde bulunan gayrimenkule başkası tarafından tecavüz ve müdahale olunarak ihdasiyet edildiği takdirde idare amirlerince yapılan muameleler zilyedliğin himayesine matuf tedbir muameleleridir." 5917 sayılı kanunun 3 üncü maddesi: "Tecavüz eden; gayrimenkul üzerinde tercihe şayan bir hakkı olduğunu iddia etse bile ait olduğu mahkemeye müracaat eylemesi lüzumu kendisine tebliğ olunur. Bu hal, tarafların mahkemeye müracaatla ref'iyet veya mülkiyet dâvaları açmalarına mâni olmaz" şeklinde idarî makamlarca yapılan işlemin sırf emniyet ve asayişi korumak düşüncesiyle alınmış bir tedbir olduğunu, ilgililerin mahkemeye başvurmak haklarını daima açık bulunduğunu kesin olarak belirtmektedir. Hal böyle olunca, idarî makamların aldıkları bu tedbir niteliğindeki kararların, sulh ceza mahkemesi kararında belirtilen ve mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacı ile sınırlanabileceğine ve bu hakkın kullanılmasının toplum yararına aykırı olamıyacağına ilişkin Anayasa'nın 36 ncı maddesi hükümleriyle bir münasebeti bulunmamak gerekir. Suç, ilgilinin başvurması üzerine birinci tecavüzü idari kararla men edilen kişinin bu karara uymayarak o yere ikinci defa tecavüz etmesiyle doğmaktadır, îdari soruşturma ve işlemin haklı veya doğru olmadığını iddia eden taraf, birinci men kararı üzerine mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu takdirde suç doğmayacak ve hakkını ispat etmesi halinde o taşınmaz mal üzerinde zilyedliği devam edecektir. Buna göre mahkemenin, suç unsurlarının, bazan İdarece haksız ve isabetsiz ve kaymakam veya vali tarafından görevlendirilen ve her zaman ehliyetli olmayan memurlar vasıtasıyla yapılan soruşturma ve işleme dayandığı yolundaki gerekçesi aslında isabetli sayılamaz. 5917 sayılı kanunun 4 üncü maddesindeki 60 günlük süre, idarî mercie başvurmak için konmuştur. Türk Ceza Kanununun 108 inci maddesindeki süre ise, açılması şahsi şikâyete bağlı suçlarda mahkemeye başvurmak için konulmuştur. 60 günlük süre geçtiği halde, idare âmiri men kararı verse dahi ikinci tecavüz vuku bulmadıkça suç doğmayacağından başvurmanın 60 günlük sürenin geçmesinden sonra yapılmış olmasının, suçun doğmasına bir etkisi olmamak icabeder. Her başvurmanın, mutlak olarak kabul edilmesi zorunluğu yoktur. Aksi takdirde zilyedlik hususunda bir idari soruşturma yapmağa lüzum kalmazd

  8. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/277 K. 1963/34

    Esas - Ret19.02.1963

    İtirazın konusu: : 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 104 üncü maddesinin l inci fıkrasının 3 numaralı bendinin Anayasa'ya aykırı bulunduğu ileri sürülmüştür.

  9. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/262 K. 1963/21

    Esas - İptal30.01.1963

    İtirazın konusu: : 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 39 uncu maddesinin değişik (b) fıkrasının son bendinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Seul Büyük Elçisi Doktor Kâmil İdil, 26/10/1959 gününde Dışişleri Bakanlığınca 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 39 uncu maddesinin değişik (b) fıkrasına dayanılarak re'sen emekliye sevkedilmiştir. Adı geçenin kanunsuz bulduğu bu tasarrufun iptali için danıştaya açtığı dâva sonunda sözü geçen Bakanlık tasarrufu, Danıştay Dâva Daireleri Genel Kurulunun 8/4/1960 günlü ve 1960/80 sayılı kararı ile şekil noksanlığı ve yetkisizlik yönlerinden iptal olunmuştur. Bu iptal kararı üzerine, Dışişleri Bakanlığınca adı geçene 2/7/1960 günlü Bakanlar Kurulu kararı ile 1/6/1960 gününden başlamak üzere yine aynı kanun hükmüne dayanılarak emekliye çıkarıldığı bildirilmiş ve aradan kısa bir süre geçtikten sonra da 2/7/1960 günlü Bakanlar Kurulu kararının kaldırıldığı ve 26/10/1959 gününden itibaren emekliye çıkarıldığı hakkındaki 19/9/1960 günlü Bakanlar Kurulu kararının tebliği üzerine adı geçen tarafından, Danıştay Dâva Daireleri Genel Kurulunun 8/4/1960 günlü ve 1960/80 sayılı kararından sonra kendisinin hir göreve atanması ve gerekiyorsa usulüne uygun olarak emekliye ayrılması icabederken bu yola gidilmediğinden Bakanlar Kurulunun 19/9/1960 günlü kararının iptali ve yoksun kaldığı maaş ve diğer haklarının tazminat olarak verilmesi isteği ile açılan dâva dolayısiyle Danıştay Dâva Daireleri Genel Kurulunca verilen 1961/625 sayılı kararda, sadece tazminat hakkındaki isteği kabul edilerek iptale ilişkin isteğine karşı bir şey denilmemiş olduğundan bu kararın düzeltilmesine ve iptale karar verilmesi istenmiştir. Danıştay Dâva Daireleri Genel Kurulunca, davacının düzeltilmesini istediği karara konu teşkil eden dâvasını, hem iptal ve hemde tam kaza dâvası şeklinde açtığından ve verilen kararda ise sadece tazminata hükmedilerek iptale ilişkin istek hakkında bir şey denilmemiş olduğundan bahisle 3546 sayılı Danıştay Kanununun 50 nci maddesinin (A) bendi gereğince kararın davacı için kazanılmış hak niteliğini alan tazminat kısmının bırakılması suretiyle düzeltme isteğinin kabulüne karar verildikten sonra iptale ilişkin İsteğin incelenmesine geçilmiştir. Danıştay Dâva Daireleri Genel Kurulu, bu incelemeyi yaparken davacının emekliye ayırma tasarrufunun 5434 sayılı kanunun 39 uncu maddesinin (b) fıkrasına dayatılmış olduğunu ve bu fıkranın son bendinde de "Bu fıkra hükümlerine göre re'sen emekliye sevkedilenler hakkındaki kararlar katidir. Bu kararlar aleyhine hiç bir suretle kaza mercilerine başvurulamaz", denildiğinden kaza mercilerine başvurma yolunu kapayan bu bendin Anayasa'nın 8, 31 ve 114 üncü maddelerin aykırı olduğu sonucuna vararak işbu dâvanın Anayasa'nın 151 inci maddesi uyarınca geri bırakılmasına ve 44 sayılı kanunun 27 nci maddesi gereğince dâva ve düzeltme dilekçeleri ile Bakanlar Kurulunun 19/9/1960 günlü ve 5/ 348 sayılı kararının ve bu kararın davacıya tebliğine ilişkin Dışişleri Bakanlığının 3/10/1960 tarih ve 100004 - 4300 - 3611 sayılı yazısının onanlı Örneklerinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine 5/10/ 1962 gününde karar vermiş ve bu kararla ilgili kâğıtlar Danıştay Birinci Başkanlığının 23/11/1962 gün ve 52377 sayılı yazısı ile mahkememize gönderilmiştir. İnceleme : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi gereğince yapılan ilk incelemede, başvurma, Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 27 nci maddelerine uygun görüldüğünden esasın incelenmesine dair verilen 3/12/9162 günlü karar uyarınca yapılan inceleme sonunda düzenlenen rapor, Danıştay Dâva Daireleri Genel Kurulu kararı ve ilişiği yazı örnekleri, 5434 sayılı kanunun 39 uncu maddesinin (b) fıkrasını değiştiren 6122 ve 6422 sayılı kanunlar ve bu kanunların gerekçeleri ve encümen mazbataları ile görüşme tutanakları ve Anayasa'nın ilgili hükümleri ve Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporu ve görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : Gerekçe : 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 6122 sayılı kanunla değişik 39 uncu maddesinin 21 Haziran 1954 günlü ve 6422 sayılı kanunla değiştirilen (b) fıkrasında, belli fiili hizmet süresini doldurmuş olan iştirakçilerin kurumlarınca re'sen emekliye ayrılmalarına cevaz verilmiş ve aynı fıkranın son bendinde ise "Bu fıkra hükümlerine göre re'sen emekliye sevkedilenler hakkındaki kararlar katidir. Bu kararlar aleyhine hiç bir surette kaza mercilerine başvurulamaz" hükmü yer almış ve böylece söz konusu maddeye dayanılarak alınan kararı ve yapılan işlemler aleyhine, kaza mercilerine başvurma yolu kapatılmış bulunmaktadır. 9/7/1961 günlü ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 8 inci maddesinde, kanunların Anayasaya aykırı olamıyacağı ve Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu, 31 inci maddesinde ise, herkesin meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahip bulunduğu açıklanmıştır. Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu raporunun genel gerekçe kısmının "iktidarın yapısı" unvanlı üçüncü bölümünün yargı bahsinde "hukuk devletinin temel unsuru, bütün Devlet faaliyetinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır. Bu uygunluğu sağlayacak makamlar, yargı organlarıdır. Anayasa bütün Devlet faaliyetlerinin kaideler hiyerarşisi içinde kazai murakabeye tâbi tutmuş bulunmaktadır" denilmiştir. "İdarenin hiç bir eylem ve işlemi, hiç bir halde yargı mercilerinin denetimi dışında bırakılamaz". Şeklindeki Anayasanın 114 üncü maddesi de, kazai denetimi bütün idari eylem ve işlemlere teşmil etmek suretiyle Devlet faaliyetlerinin kazai denetim sistemini tamamlamış bulunmaktadır. Anılan 114 üncü madde hükmü, bu konuda hiç bir tereddüt ve şüpheye yer vermiyecek kadar kesin ve açıktır. Nitekim bu maddenin gerekçesinde, bir çok kanunlarda, o kanunlara ilişkin idari kararlara karşı kazai müracat yollarının kapatılmış bulunduğunun bir vakıa olduğu ve bu hükümlerin hukuk devleti anlayışına aykırılığı açık olmakla beraber, bundan böyle, geçmiş tatbikatta olduğu gibi, her hangi bir tereddüde yer ve imkân vermemek maksadiyle yeni Anayasa'da bu maddeyi şevke zaruret görüldüğü belirtilmiştir. Bahis konusu 39 uncu maddenin (b) fıkrasına dayanılarak verilen (Re'sen emekliye ayırma) kararlarından ötürü hak ve menfaatleri ihlâl edilenlerin, yetkili yargı mercilerine başvurma hakları Anayasa'nın 31 ve 114 üncü maddeleri ile sağlanmış bulunduğundan bu yolu kapatan ve Anayasa'nın sözüne ve özüne aykırı olan 5434 sayılı kanunun 39 uncu maddesinin 6422 sayılı kanunla değişik, (b) fıkrasının itiraz konusu son bendinin iptali gerekmektedir. Sonuç : 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 6122 sayılı kanunla değişik 39 uncu maddesinin 21/6/1954 günlü ve 6422 sayılı kanunla değiştirilen (b) fıkrasının "Bu fıkra hükümlerine göre re'sen emekliye sevkedilenler hakkındaki kararlar katidir. Bu kararlar aleyhine hiç bir suretle kaza mercilerine başvurulamaz" hükmünü taşıyan son bendinin iptaline 30/1/1963 gününde oybirliği ile karar verild

  10. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/232 K. 1963/9

    Esas - Ret16.01.1963

    İtirazın konusu: : Kaçakçılığın men ve takibine dair 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ve hangi fiilin suç olduğunu belli etmek yetkisini Bakanlar Kuruluna bırakan ek 2 nci maddenin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmiştir. Olayda, beyannamede yazılı miktardan fazla hayvanları bulunduğu yapılan kontrolde anlaşılan, sanığın 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek ikinci maddenin 2 - 4 sayılı fıkraları uyarınca cezalandırılması isteğiyle kamu dâvası açılmıştır. Reyhanlı Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında; C. Savcılığı uygulanması istenen kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığını ileri sürmüştür. Mahkemece de, ek ikinci madde, hangi fiilin suç olduğunu belli etmek yetkisinin Bakanlar Kuruluna verildiği, bu halin Anayasa'nın 5 inci maddesine aykırı olduğu, çünkü Anayasa'nın 5 inci maddesi gereğince yasama yetkisini ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin kullanabileceği ve bu yetkinin başka merci ve makama devredilemiyeceği, 132 nci madde uyarınca mahkemelerin her şeyden önce Anayasa'ya göre hüküm vermekle ödevli ve Anayasa'nın 33 üncü maddesi gereğince de bir eylemi suç saymanın ancak yasama organının yetkisi İçinde bulunduğu, bu sebeplerle 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2/4 üncü maddenin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varıldığı gerekçesiyle dâvanın görülmesinin geri bırakılmasına ve bu kararla ilgili kâğıt örneklerinin Mahkememize gönderilmesine 24/10/1962 gününde karar verilmiştir. Reyhanlı C. Savcılığının 25/10/1962 gün ve 4222 sayılı yazısıyla 31/10/1962 gününde mahkememize gelen karar ve ilişiği kâğıtların Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemesinde; başvurmanın Anayasanın 151 ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 gün ve 44 sayılı kanunun 27 nci maddesine uygun olduğu görüldüğünden esasın incelenmesine dair verilen 9/11/1962 günlü karar üzerine düzenlenen rapor ve Reyhanlı Asliye Ceza Mahkemesi kararı ve ekleri kâğıtlar, 1918 sayılı ve bunu değiştiren 6829 sayılı kanunlar ve bu kanunların gerekçeleri ve encümen mazbataları ve meclis müzakere tutanakları, Anayasanın ilgili maddeleri, Anayasa Komisyonu raporu ve bunlara ilişkin meclis müzakere tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : Dâvaya bakmakta olan mahkemenin ancak "O dâva sebebiyle uygulanacak kanun hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse" itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvuracağı, yukarıda adı geçen 44 sayılı kanunun 27 nci maddesinde açıklanmış bulunmaktadır. Olayda ise, iddianamede belirtildiği gibi 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin 4 sayılı fıkrasından sonra gelen "Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak. Dahiliye ve Gümrük ve inhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek tebliğlere riayet etmeyenlerin bir aydan bir seneye kadar hapislerine, suç mevzuu eşya ve maddelerin müsaderesine, müsadere mümkün olmayan hallerde eşya ve maddelerin bedeli miktarınca para cezasına hükmedilir. Suçluların bu hareketleri kaçakçılığa müntehi olmuş ise mezkûr suçtan dolayı da ayrıca cezalandırılır" hükmünün uygulanması ve bu bakımdan incelemenin, bu hükme hasredilmesi gerekir. Suç, emniyet bölgesi içinde beyannamede gösterilen miktardan fazla kesim hayvanı bulundurmak suretiyle 5 sayılı tebliğe riayetsizliktir. İtiraz konusu kanun hükmünde de "Yukarıdaki fıkraların tatbikiyle alâkalı olarak İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca müştereken neşir ve İlân edilecek tebliğlere riayetsizlik" suç sayıldığından bu fıkranın atıfta bulunduğu yukarıdaki fıkraların bu tebliğ ile ilgili hükmünün açıklanması gerekli görülmüştür. 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kasnınla eklenen ek birinci maddede, kanun koyucu Bakanlar Kurulu kararı ile emniyet bölgeleri ihdas etmek, ek ikinci maddenin l sayılı fıkrasında bu emniyet bölgelerine Bakanlar Kurulunun tesbit ve ilân edeceği madde ve eşyayı İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca tâyin edilecek mercilerin müsaadesine bırakmak ve bu maddenin 11 sayılı fıkrasında da; emniyet bölgelerinde istihsal, imal veya sair suretlerle tedarik edilmiş veyahut gerekli müsaadesi verilmiş bulunan mallar kontrole tabî tutmak esasını kabul etmiş bulunmaktadır. Kanunun verdiği işbu yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 1/11/1956 gün ve 4/8189 sayılı kararda yer ve sınırları belirtilen emniyet bölgelerine sokulması İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca tayin edilecek mercilerin müsaadesine tabi tutulan madde ve eşyanın cins ve nitelikleri de 28/12/1956 gün ve 9495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 23/11/1956 gün ve 4/8335 sayılı Bakanlar Kurulu kararında gösterilmiştir. 4/8335 sayılı kararın tatbikine ilişkin İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca birlikte düzenlenen ve Resmî Gazete'de yayımlanan 5 sayılı tebliğ ise; kararnamede yer ve sınırları belirtilen emniyet bölgelerine koyun, keçi, sığır ve bunların yavrularının bölge dışı yerlerden sokulmasının o yer valisinin önceden yazılı müsaadesine bağlı olması, bu bölgedeki kesim hayvanlarının mevcudunun bir beyan ile ve husule gelecek değişikliklerin de beyannamenin verildiği makama yazı ile bildirilmesi ve bu hayvanların; bakım ve ticaretle iştigal etmeyen gerçek ve tüzel kişilerin bu bölgede stok yapmaları ve emniyet bölgelerinin 10 kilometrelik alanı içinde 4/8335 sayılı kararda gösterilen maddelerin zatî ve ailevi ihtiyaçtan fazlasının stok edilmesi memnuiyetleri ve stok sayılmıyacak miktarların bu yer valilerince tâyin olunması ve 10 kilometrelik bölgede sakin gerçek ve tüzelkişilerin ticarî faaliyetleri dolayısiyle tasarruf ve nezaretleri altında bulunan bu maddeleri belirli süre içinde beyanname ile bildirmeleri mecburiyeti ve bu maddelerin bu bölgeye sonradan sokulmasının ve depolanmasının bu yer Mülkiye Amirliğinden alınacak yazılı müsaadeye bağlı olması ve bu maddelerin miktarında husule gelecek değişikliklerin de yazı ile beyannamenin verildiği makama bildirilmesi ve seyyar aşiret hayvanlarının bu bölgeye girmemesi gibi hükümleri kapsamakta ve bu hükümlerin, ilgili vilâyetlerin usulü dairesinde yapacakları neşir ve ilanı müteakip yürürlüğe gireceğini açıklamaktadır. 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5 inci maddesinde "Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. 33 üncü maddesinde de "Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kararın suç sayılmadığı bil fiilden dolayı cezalandırılamaz. Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konur......" denilmektedir. Kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağına dair Anayasa'nın 8 inci maddesi karşısında itiraz konusu 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek ikinci maddenin IV sayılı fıkrasından sonra gelen "Yukarıdaki fıkraların tatbikiyle alakalı olarak Dahiliye ve Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek tebliğlere riayet etmeyenlere" ceza tâyin eden kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olup olmadığının çözümlenmesi için bu olayda yasama yetkisinin yürütme organına devir ve suçta kanunilik prensibinin ihlâl edilmiş olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. 1- Yasama organı, kanun yaparken bütün ihtimalleri gözönünde bulundurup teferruata ilişkin hükümleri de belli etmek yetkisine sahip olmakla beraber, zamanın gereklerine göre, sık sık değişik tedbirler alınmasına, alınan tedbirlerin kaldırılmasına veya tekrar konulmasına lüzum görülen hallerde yapısı bakımından, ağır işlediğinden ve günlük olayları izleyerek zamanında tedbir alınması güç bulunduğundan esaslı hükümleri belirttikten sonra ihtisas ve idare tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi işi ile yürütme organını görevlendirmesi de yasama yetkisini kullanmaktan başka bir şey değildir. Nitekim bu durumun yasama yetkisinin, yürütme organına bırakıldığı anlamına almanın doğru olmıyacağı, ek ikinci maddenin 1. sayılı fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı iddiası üzerine mahkememizce verilen ve 24/1/1963 gün ve 11316 sayılı Resmî Gazetemde yayınlanan 10/12/1962 gün ve E : 1962/298 K : 1962/1 1 1 sayılı kararımızda sebepleri gösterilmek suretiyle etraflıca açıklanmış ve bu görüşü değiştirecek yeni hal de mevcut bulunmamıştır. İtiraz konusu kanun hükmünde; hedef ve maksat tâyin ve iki Bakanlıkça birlikte çıkarılacak tebliğlerin esasları belli edilmiş bulunmaktadır. Bu esaslar, tebliğlerle konulacak hükümlerin kaçakçılığı önlemek maksadına matuf olması ve yukarıdaki fıkraların tatbikatı ile ilgili bulunması hususlarından ibarettir. Bu bakımdan yürütme organına bırakılan yetkinin sınırsız olduğu düşüncesine yer vermek doğru olamaz. Esasen Kanun Koyucunun bu suretle verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan tebliğlerde maksat dışına çıkılıp çıkılmadığının ve kanunun belirtmiş olduğu sınırın aşılıp aşılmadığının tâyini kanunun, Anayasa'ya aykırı olup olmadığının tesbiti bakımından önem taşımaz. Çünkü bu takdirde; tebliğin kanuna aykırılığı söz konusu olur. Ve bu hal, Anayasa'nın 114 üncü maddesi uyarınca kazai denetime tabi bulunur. Anayasa'mız, 107 ve 113 üncü maddelerinde, yürütme organının, gösterilen esaslara uygun olmak şartiyle, tüzükler ve yönetmelikler çıkararak tanzim edici hukuki tasarruflarda bulunabileceğini kabul etmiştir. Ancak yürütme organın, bunun dışında, kanunun emrine uyarak, umuma şâmil nitelikte hukuki tasarruflarda bulunması da idare hukuku esaslarına uygundur. Bunun hilafını kabul etmek; yürütme faaliyetlerini çok dar ve işlemesi güç bir çerçeve içerisine sokmak gibi bir sonuç doğurur ki, bunun da Anayasa'nın maksat ve ruhuna uygun düşmeyeceği ve idare fonksiyonunun isterleriyle bağdaşamıyacağı meydandadır. Dâvada, söz konusu edilen tebliğler ise, özel kanunun tatbikatına ilişkin olarak alınmış objektif kararlardan ibarettir. 2- İtiraz konusu kanun hükmünde yasaklanan eylemin, yani suçun ve cezasının ne olduğu gösterilmiştir. Burada suçun unsuru, kanunun atıfta bulunduğu fıkraların tatbikatı ile ilgili olarak iki Bakanlıkça birlikte düzenlenip neşir ve ilân edilecek tebliğde yer alan hükümlere, riayet etmemektir. Dâva ile ilgili tebliğ, Resmî Gazete'de ve tebliğde şart koşulduğu üzere mahallinde ilân edileceğine göre, kişi, yasak eylemleri ve uyulmadığı takdirde cezalarının ne olduğunu, kanun hükmü ile bilmektedir. Bu duruma göre işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saydığı bir fiil ortada mevcut demektir. Bu itibarla suçta kanunilik prensibinin ihlâli de söz konusu olamaz. Yukarıda açıklanan sebeplere dayanılarak, itirazın konusu kanun hükmünün, Anayasa'nın 5 ve 33 üncü maddelerine aykırı olmadığı sonucuna varıldığından itirazın reddi gereklidir. SONUÇ: 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla 2 nci maddenin IV sayılı fıkrasını takibeden ve "Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alakalı olarak Dahiliye ve Gümrük ve İnhisarlar Vekaletlerinde müştereken neşir ve ilan edilecek tebliğlere riayet etmeyenlerin" cezalarını belirten fıkra, Anayasa'ya aykırı olmadığından itirazın reddine üyelerden Rifat Göksu, İbrahim Senil, Hakkı Ketenoğlu ve Ekrem Korkut'un muhalefetleri ile ve oyçokluğu ile 16/1/1963 gününde karar verild

  11. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/216 K. 1963/2

    İlk - Ret vd.04.01.1963

    İTİRAZIN KONUSU: Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri hakkındaki 27.6.1956 günlü ve 6761 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin (f) bendi ile 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendinin 12 nci maddesinin (f) bendine ilişkin hükmünün Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Düzce Cumhuriyet Savcılığınca Haydar Seçkin ve arkadaşlarının Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri hakkındaki 6761 sayılı Kanuna aykırı harekette bulunduklarından bu kanunun 12 nci maddesinin (f) bendi delâletiyle 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendi uyarınca cezalandırılmaları isteğile kamu davası açılmıştır. Sakarya Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sanık Haydar Seçkin ve C.Savcısı, uygulanması istenen kanun hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 28 inci maddesi ile konulmuş bulunan (Herkes önceden izin alınmaksızın silâhsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak ancak kamu düzenini korumak için kanunla sınırlanabilir.) hükmü karşısında, 6761 sayılı kanunun 12 nci maddesinin (f) bendi ile kamu düzenini korumak dahi bahis konusu olmaksızın her nerede olursa olsun gösteri ve protesto maksadiyle toplanılmasının veya böyle bir toplantıya sebebiyet verilmesinin suç sayıldığı ve bu halin Anayasanın 28 inci maddesi hükmüne aykırı bir durum yarattığı kanısına varıldığı ve bu suretle sanıklar hakkında uygulanması istenen 6761 Sayılı Kanunun 12 nci maddesinin (f) ve 14 üncü maddesinin 6 sayılı bentlerile ilgili Anayasaya aykırılık iddialarının ciddi görüldüğü gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin 2 nci bendi gereğince dosya içindeki kâğıtlarla kararın birer örneklerinin Mahkememize gönderilmesine ve davanın geri bırakılmasına 25.9.1962 gününde karar verilmiştir. İNCELEME: Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 nci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemede; başvurmanın, Anayasanın 151 ve yukarda anılan 44 sayılı Kanunun 27 nci maddesi uygun olduğu görüldüğünden, esasın incelenmesine dair verilen 17.10.1962 günlü karar üzerine, düzenlenen rapor, Sakarya Asliye Ceza Mahkemesi kararı ve ekleri kâğıtlar okunduktan sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: GEREKÇE: Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri hakkındaki 6761 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin (f) bendi ile 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendinin 12 nci maddesinin (f) bendine ilişkin hükmü Anayasaya aykırı görülerek 4.1.1963 gün ve 1962/208-1963/1 sayılı kararla iptal edilmiş ve Anayasanın 152 nci maddesinde de (Anayasa Mahkemesince, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen kanun veya içtüzük veya bunların iptal edilen hükümleri, karar tarihinde yürürlükten kalkar.) denilmiş olduğundan, Mahkemenin itirazına konu olan 6761 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin (f) bendi ile 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendinin 12 nci maddenin (f) bendine ilişkin hükmü, sözü geçen karar ile yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. SONUÇ: Yukarıda belirtilen sebepten ötürü itiraz konusu bendlerde yazılı hükümler, yürürlükten kalkmış bulunduğundan, bu hükümler hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına 4.1.1963 gününde oybirliğiyle karar verildi. Başkan Vekili Tevfik GERÇEKER Üye Rifat GÖKSU Üye İsmail Hakkı ÜLKMEN Üye Lûtfi AKADLI Üye Şemsettin AKÇOĞLU Üye İbrahim SENİL Üye İhsan KEÇECİOĞLU Üye Salim BAŞOL Üye Celâlettin KURALMEN Üye Yekta AYTAN Üye Ekrem KORKUT Üye Ahmet AKAR Üye Muhittin GÜRÜN Üye Lûtfî ÖMERBAŞ Üye Ekrem TÜZEMEN

  12. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/208 K. 1963/1

    Esas - İptal04.01.1963

    İtirazın konusu: : Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri hakkındaki 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesiyle 12 nci maddesinin (f) ve 14 üncü maddesinin 6 sayılı bentlerinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir. Mardin C. Savcılığınca, Kaya Şatana ve arkadaşlarının Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri hakkındaki kanuna aykırı harekette bulunduklarından 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesi ve 12 nci maddesinin (f) bendi delâletleriyle 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendi uyarınca cezalandırılmaları isteğiyle kamu dâvası açılmıştır. Mardin Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında; sanıklar ve müdafileri ve düşüncesi sorulan C. Savcısı uygulanması istenen kanun hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir Mahkemece de; Anayasanın 11 inci maddesindeki "Temel hak ve hürriyetiler, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve millî güvenlik gibi sebeplerlede olsa bir hakkın ve hürriyetin Özüne dokunamaz" hükmünün, haklar ve hürriyetler konusuna Anayasanın çok önem verdiğini ortaya koyduğu ve Anayasanın 20 nci maddesinin, herkese toplu olarak düşüncelerini her türlü araçlarla ifade serbestliği tanıdığı ve 28 inci maddesinin de herkesi önceden izin almaksızın silâhsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip kıldığı halde, 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesinin toplantı ve gösteri yürüyüşü yapabilmek için en az 43 saat önce üç kişilik bir tertip heyeti vasıtasiyle yerin en büyük mülkiye âmirine beyanname verilmesini şart kıldığı, aynı kanunun 12 nci maddesinin (f) bendinin, gösteri ve protesto maksadiyle yahut maksadı mahsusa müstenit olarak toplanılmasını, toplantıya bilerek sebebiyet verilmesini veya hazırlanmasını yahut bu hususta zabıtaca alman tedbirlere riayet olunmamasını, kanunsuz toplantı ve yürüyüş saydığı ve 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendininde bu kabil toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanlar hakkında ceza tayin ettiği cihetle bu hükümlerin Anayasa'nın özüne ve toplantı ve yürüyüş yapma hürriyetini önceden izin alma şartına bağlı tutmayan 28 inci maddenin sözüne aykırı olduğu kanısına varıldığı gerekçesiyle Anayasa'nın 151 inci maddesi uyarınca dâvanın görülmesinin geri bırakılmasına ve konu ile ilgili kâğıtlarla kararın birer örneklerinin mahkememize gönderilmesine 27/9/1952 gününde karar verilmiştir. Mardin C. Savcılığının 2/10/1962 gün ve 832 sayılı yazısı ile 5/10/1962 gününde mahkememize gelen karar ve ekli kağıtların, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemesinde; başvurmanın Anayasa'nın 151 ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 gün ve 44 sayılı kanunun 27 inci maddesine uygun olduğu görüldüğünden esasının incelenmesine dair verilen 15/10/1962 günlü karar üzerine düzenlenen rapor, Mardin Asliye Ceza Mahkemesi kararı ve ekleri 6761 sayılı kanun ile bu kanunun gerekçesi, encümen Mazbatası Türkiye Büyük Millet Meclisi müzekkere tutanakları ve Anayasa'nın bu konudaki hükümleriyle Anayasa Komisyonu raporu, Temsilciler Meclisi müzakere tutanakları okunduktan sonra gereği görülüşüp düşünüldü: Mardin Asliye Ceza Mahkemesine açılan dâvada itiraza konu olan kanun maddeleri : 1- 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesi : "İkinci maddede tasrih edilen haller haricinde açık veya kapalı yer toplantıları veya gösteri yürüyüşü yapabilmek için toplantı yahut yürüyüşten en az 43 saat önce o yerin en büyük Mülkiye Âmirine, siyasî ve medenî haklarını kullanma selâhiyetini haiz ve bu yerde daimî ikametgâhı bulunan üç kişilik bir tertip heyeti tarafından beyanname verilmesi ve bu beyannamede; A) Toplanmanın veya gösteri yürüyüşünün mevzuu ile maksat ve gayesinin; B) Toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı mahal, gün ve saatin, gösteri yürüyüşünün takip edeceği yol ve istikâmetin, toplanma ve dağılma yerlerinin; C) Bunları idare edeceklerle toplantıda konuşacak olanların hüviyet ve ikametgâhlarının; açıkça ve tafsilen gösterilmesi mecburidir." 2- Aynı kanunun 12 nci maddesinin "aşağıda yazılı toplantı veya gösteri yürüyüşleri, kanunsuz toplantı veya yürüyüştür" hükmündeki ilk fıkrasına bağlı bulunan (f) bendi : "Her nerede olursa olsun, tezahürat veya gösteri veya protesto maksadiyle yahut maksadı mahsusa müstenit olarak toplanılması veya böyle bir toplantıya bilerek sebebiyet verilmesi veya hazırlanması yahut bu hususta zabıtaca atman tedbirlere riayet olunmaması" 3- Adı geçen, kanunun 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendi : "12 nci maddenin (d), (e) ve (f) bentlerine muhalif hareket edenler, 13 üncü madde hükmü tatbik edilmekle beraber, altı aydan iki seneye kadar hapis ve (1000) liradan (5000) liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırır ve suçta kullanılan her türlü vasıtalar da zabıt ve müsadere olunur. Silâhlı toplantı veya gösteri yürüyüşü tertip edenlerle, silâhlı olarak iştirak edenler Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki Kanun hükümleri mahfuz kalmak şartiyle bir seneden üç seneye kadar hapis ve (1000) liradan (5000) liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır." hükümlerini kapsamaktadır. Mahkeme kararı gerekçesinde, önceden izin alma şartını kapsayan yani kanunun 4 üncü maddesi söz konusu edilmekte ise de; iddianamede önceden izin alma şartına uyulmadığı belirtildiği halde sevk maddeleri arasında sözü geçen 4 üncü maddeye yer verilmemiş ve mahkeme kararının sonunda da Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varılarak mahkememizce incelenmesi istenen maddeler arasına 4 üncü madde katılmamış ve dâvaya bakmakta olan mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varırsa Anayasa Mahkemesine başvuracağı, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 27 nci maddesinde açıklanmış olmasına göre, aykırı hareket halinde, cezası da ayrı ayrıbir fıkrada gösterilen, 4 üncü maddenin inceleme dışında bırakılması zaruri görülmüş ve inceleme sadece bu kanunun, yukarıda anılan, 3 üncü maddesine ve 12 nci maddesinin (f) ve 14 üncü maddesinin 6 sayın bentlerine hasredilmiştir. Bu esas çevresinde yapılan incelemede; 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının Temel Haklar ve Ödevlere ait İkinci kısmının, kişinin haklarını ve ödevlerini kapsayan ikinci bölümünde yer alan 20 nci maddesinde: (herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlerini söz, yazı resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklayabilir ve yayabilir. Kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz). Ve 28 inci maddesinde ise (Herkes, önceden izin almaksızın, silâhsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak, ancak kamu düzeninin korumak için kanunla sınırlanabilir.) denmektedir. Buna göre silahsız ve saldırısız olmak şartıyle herkesin toplantı veya gösteri yürüyüşü yapabileceği ve önceden izin almak zorunda olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Ancak, bu hakkın, kamu düzenini korumak için kanunla sınırlanabileceği esası ela maddenin son fıkrası ile kabul edilmiştir. Bu sınırlamanın ölçüsünün ne olacağı, kanun koyucunun alabildiğine serbestliğe sahip bulunup bulunmadığı hususunda maddede bir açıklama yapılmamış ise de, Anayasanın temel haklar ve ödevler kısmının birinci bölümünde yer alan 11 inci maddesi, bu konuda gerekli ölçüyü koymuş bulunmaktadır. Gerçekten 11 inci maddede (Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal adalet ve milli güvenlik gibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz)- denilmek sureliyle temel haklarda kanunla yapılabilecek sınırlamanın niteliği belirtilmiş bulunmakladır. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hak ve hürriyetlerinin temel haklardan olduğundan da şüphe yoktur. Bu hükümlerin ışığı altında 6761 sayılı kanunun itiraz konusu maddelerinin ele alınması, dâvanın çözümü bakımından, gerekli görülmüştür : 1- 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü konusunda yapılan sınırlama, kanunun, 2 nci maddesinde gösterilen haller dışında açık veya kapalı yer toplantısı veya gösteri yürüyüşü yapabilmek için (Toplantı ve yürüyüşten en az 48 saat önce o yerin en büyük mülkiye âmirine üç kişilik bir tertip heyeti tarafından toplantının mevzuunu, maksat ve gayesini yer, gün ve saati, takip edeceği yol ve istikâmeti, toplanma ve dağılma yerlerini, idare edenlerle konuşanları hüviyet ikâmetgâhlarını gösterir bir beyannamenin verilmesi mecburiyetinden) ibarettir. Bu madde ile konulan hükümler, her hangi bir konuda yapılmak istenen toplantı veya gösteriyi açıkça yasaklayıcı veya Örtülü bir şekilde yapılamaz hale koyucu veya ciddi surette güçleştirici ve amacına ulaşmasını Önleyici ve etkisini ortadan kaldırıcı nitelikte olmadıklarından hürriyetin özüne dokunulmadığı meydandadır. Zira bu yolda bir beyanname vermekle toplantı veya gösteri yürüyüşü yapılabilir. Beyanname ile bildirilmesi istenen hususlar; kamu düzenini korumakla görevli ve sorumlu makamların gerekli güvenlik tedbirlerini vaktinde almamalarını sağlamak içindir. Aksi takdirde, yani gerekli tedbirlerle maksat ve amacı içerisinde geçmesi sağlanmayan toplantı ve yürüyüşler, kamu düzenini bozucu ve kişilerin hak ve hürriyetlerini zedeleyici sonuçlar verebilirler. Bu bakımlardan beyanname verme işinin, sadece toplantı veya yürüyüş için izin alınmasını sağlamaya yarayan bir işlem sayılması doğru delildir. Kaldı ki; bu yon Anayasanın 28 inci maddesinin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında tartışma konusu yapılmış ve sonunda komisyon sözcüsünün, Anayasanın 28 inci maddecinin, ilerde toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleyecek olan özel kanunda (Haber vermek) zorunluğunun konulmasına engel olmayacağını, kanun koyucunun böyle bir yükümlülüğü koyabileceğini açıkça bildirmesi üzerine konuşma kesilmiş ve madde bu günkü şekli ile kabul edilmiştir. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi cilt 3, sahife 227, 228) Bu sebeplerle; İtiraz konusu 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesi hükmü Anayasanın özüne ve 11, 20 ve 28 inci maddeleri hükümlerine aykırı görülmemiştir. 2- 6761 sayılı kanunun 12 nci maddesinin, birinci fıkrasında "Aşağıda yazılı toplantı veya gösteri yürüyüşleri kanunsuz toplantı veya yürüyüştür", denildikten sonra yasak eylemler birer birer sayılmış ve bu arada itiraz konusu (f) bendiyle de "her nerede olursa olsun tezahürat veya gösteri veya protesto maksadiyle yahut maksadı mahsusa müstenit olarak toplanılması veya böyle bir toplantıya sebebiyet verilmesi veya hazırlanması yahut bu hususta zabıtaca alınan tedbirlere riayet olunmamasını" kanunsuz toplantı ve yürüyüş olarak kabul edilmiştir. Yukarıda 3 üncü madde ile ilgili olarak yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere Anayasamız, 28 inci maddesi ile silâhsız ve saldırısız olmak şartiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak hakkının kişilere temel hak olarak tanımıştır. Gerek bu maddede, gerekse Anayasanın diğer maddelerinde, konular bakımından, bu hakkın sınırlandığına dair bir kayıt yoktur. Bu madde ile düşünce hürriyetini kapsayan 20 nci madde karşısında, silâhsız ve saldırısız olmak ve özel kanunun kamu düzenini korumak için koyduğu kayıtlara uymak şartiyle kişilerin ister gösteri, ister protesto maksadı ile veya sair fikir, düşünce ve maksatlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olduğunda şüphe ve tereddüdü gerektirir bir yön yoktur. Hal böyle iken, silâhsız ve saldırısız olsa ve Özel kanunun kamu düzenini sağlamak için koyduğu kayıtlara uyulmuş bulunulsa dahi söz konusu 12 nci maddenin (f) bendinde sayılan şekil ve maksatlarla yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşleri, kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü diye tavsif ve suç olarak tesbit ve kabul edilmiş bulunmaktadır. Gösteri ve protesto maksadiyle yapılacak toplantıların ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanması ve yine bu bentte yer alan ve neyi ifade ettiği açıkça anlaşılmayan ve her türlü yoruma elverişli bulunan (Maksadı mahsus) gibi terimlerle belirtilen hükümler, kişinin temel haklarından olan toplantı ve gösteri yürüyüşünün belli şekil ve konularını kökünden kaldırmakta ve bu sebeple de Anayasanın 11 inci maddesinin 2 nci fıkrasına aykırı olarak (Hak ve hürriyetin özüne) dokunmaktadır. Bu açıklamalara göre 6761 sayılı kanunun 12 nci maddesinin (f) bendinin, Anayasanın 11, 20 ve 28 inci maddeleri hükümlerine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. 3- 6761 sayılı kanunun 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendi, 12 nci maddenin (d), (e) ve (f) bentlerine aykırı hareket edenlere uygulanacak cezaları göstermektedir. İtiraz ise, sadece 12 nci maddenin (f) bendine ilişkindir. Bu sebeple 14 üncü maddenin 6 sayılı bendindeki (d) ve (e) bentleri inceleme konusu dışında bırakılmıştır. Yukarıda 12 nci maddenin (f) bendinin Anayasaya aykırılığı teshil ve kabul edilmiş olduğundan bu bende aykırı davranışı cezalandıran 14 üncü maddenin 6 sayılı bendinde (f) harfiyle belirtilmiş olan ceza hükmünün de Anayasaya aykırı olduğunu kabul etmek gereklidir. Sonuç : l- 6761 sayılı kanunun 3 üncü maddesi Anayasa'ya aykırı olmadığından bu konuya ilişkin İtirazın reddine oybirliği ile : 2- Aynı kanunun 12 nci maddesinin (f) bendinin, Anayasa'ya aykırı bulunduğundan, iptaline oybirliği ile; 3- Aynı kanunun 14 üncü maddesinin 6 sayılı bendinin, sadece 12 nci maddenin (f) bendine ilişkin hükmünün de, Anayasa'ya aykırı görüldüğünden, iptaline üyelerden Şemsettin Akçoğlu'nun, 12 nci maddenin (f) bendi iptal edildiğine göre bu hususta ayrıca karar vermeye yer olmadığı yolundaki görüşüne karşı, oyçokluğu ile, 4/1/1963 gününde karar verild

  13. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/272 K. 1962/113

    İlk - Ret vd.12.12.1962

  14. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/198 K. 1962/111

    Esas - Ret10.12.1962

    İtiraz konusu: ek l inci maddenin l inci fıkrası ile (Kaçakçılığın men ve takibi için lüzum görülen yerlerde İcra Vekilleri Heyeti Kararı ile emniyet bölgeleri ihdas olunacağı) gösterilmiş ve ikinci maddenin l sayılı fıkrası İle de; (İcra Vekilleri Heyetince tesbit ve ilân olunacak madde ve eşyaları Dahiliye, Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince tâyin edilecek mercilerden müsaade almaksızın emniyet bölgelerine sokanlar veya sokmağa teşebbüs edenler hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza ile suç mevzuu olan şeylerin müsaderesi) hükmü konulmuştur. 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5 inci maddesinde (Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez) 33 üncü maddesinde ise (Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur. Kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez) hükümleri mevcuttur. Kanunların Anayasa'ya aykırı olamıyacağına dair olan Anayasa'nın 8 inci maddesi karşısında metinleri yukarıya geçirilen ek l inci maddenin birinci fıkrası ile ek 2 nci maddenin l sayılı fıkrası hükümlerinin Anayasa'nın sözü geçen maddelerine aykırı olup olmadığının çözümü gerekmektedir. Bir kısım malların karşılıksız olarak yurt dışına çıkarılması suretiyle millî servetin zıyaı ve diğer taraftan gümrük gelirlerinin azalması ve ithalinde fayda görülmiyen eşyanın yurda sokulması gibi memleketin ekonomik bünyesi üzerine önemli derecede zararlı etkileri görülen kaçakçılığı önlemekte yürürlükteki hükümlerin aksiliği gözönünde tutularak daha etkin ve yerine göre önleyici tedbirler konulması düşünülmüş ve bunun sağlanması için 6829 sayılı kanundaki ek l inci maddenin l inci fıkrası ile lüzum görülen yerlerde emniyet bölgeleri ihdası hakkında Bakanlar Kuruluna yetki verilmiş ve ek 2 nci maddenin l sayılı fıkrası ile de Bakanlar Kurulunca tesbit ve ilân olunacak madde ve eşyanın bu emniyet bölgelerine sokulmasını içişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca tâyin edilecek mercilerin müsaadesine bırakmıştır. l- Burada yasama organının doğrudan doğruya kullanması gereken yetkilerini, yürütme organına devretmiş olup olmadığının ve başka bir deyimle ortada Anayasa'nın 5 inci maddesine aykırı bir hal bulunup bulunmadığının tartışılması, lüzumludur. Şurasını önceden belirtmek yerinde olurki; Yeni Anayasa'mız yasama yetkisini, yürütme görevini, yargı yetkisini ayrı ayrı organlara vermekle Anayasa Komisyonu raporundaki tabirle yumuşak kuvvetler ayrılığı esasını kabul etmiştir. Buna göre şüphesiz yasama organı kanun yapma kudretini başka ellere bırakamaz. Bu prensip, Anayasa'nın 5 inci maddesinde açıklanmıştır. Yasama organı kanun yaparken bütün ihtimalleri gözönünde bulundurarak teferruata ait hükümleri de tesbit etmek yetkisini haiz ise de; zamanın gereklerine göre sık sık değişik tedbirler alınmasına veya alınan tedbirlerin kaldırılmasına ve yerine göre tekrar konmasına lüzum görülen hallerde yasama organının yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında gerekli tedbirleri almasının güçlüğü karşısında kanun koyucunun esaslı hükümleri tesbit ettikten sonra ihtisas ve idare tekniğine taallûk eden hususların düzenlenmesi için Hükümete yetki vermesi yasama yetkisini kullanmaktan başka bir şey değildir. Şu hale göre bu durumu yasama yetkisinin yürütme organına bırakıldığı anlamına almak doğru olamaz. İtiraz konusu ek l inci maddenin l inci fıkrası ile ek 2 nci maddenin l sayılı fıkrasında kanun koyucu, emniyet bölgeleri ihdasını ve bu hususta Hükümete yetki verirken bunun ancak kaçakçılığı men ve takip maksadı ile lüzum görülen yerlerde uygulanacağını ve bu bölgeye girecek bir kısım madde ve eşyanın, kaçakçılığı önlemek için, kontrole tâbi tutulacağını ve bu kontrolün idare makamlarınca yapılacağını kabul etmekle maksat ve hedefini açıklamış ve esas hükümleri belirtmiş ve emniyet bölgeleri, bunların yer ve sınırları ve bu bölgeye girecek müsaadeye tabi malların cinsini tâyin meselesi zamana ve teknik ve ekonomik gereklere göre olacağından bu yönlerin belirtilmesini de Hükümete bırakmıştır. O kadar ki bir bakımdan kanun koyucunun bunları önceden tesbît etmesi bazı sakıncalar doğurabilir. Nitekim, kaçakçılık yapılan bölgeler zamana ve günün ekonomik gereklerine göre sık sık değişebilir. Emniyet bölgesi olarak ayrılan alanda kaçakçılık hissedilmiyecek derecede azalıp başka yerlere kayabilir, yine kaçırılan madde ve eşyanın nevileri de aynı sebeple sık sık değişebilir veya önemsiz derecede azalabilir. Bu takdirde kamu yararı adına alınmış olan bu tedbirlerin hemen değiştirilmesi veya kaldırılması gerektiğinde kanunun değiştirilmesi veya yürürlükten kaldırılması zorunluğu doğar. Yukarıda işaret edildiği gibi yasama faaliyetinin ağır işlemesi sebebiyle bunun zamanında sağlanması mümkün olmaz. İşte bu düşüncelerledir ki; kanun koyucu esaslı hükümleri düzenliyerek alınacak tedbirlerin ihtiyaçlara uygunluğunu sağlamak için bazı hükümler konmasında, yürütme organına yetki vermek suretiyle yasama yetkisini bu yolda kullanmayı uygun bulmuştur. Yürütme organının bütün eylem ve işlemleri, yargı mercilerinin denetimi altında olduğundan, bu işlemleri yaparken kanunun gözettiği sınır ve maksat dışına çıkmasının önlenmesi de mümkündür. Bu suretle yürütme organının görevlendirilmesi yasama yetkisinin devredildiği mânasını taşımadığından ortada Anayasa'nın 5 inci maddesine aykırılık da söz konusu olamaz. 2- Anayasa'nın 33 üncü maddesinde yer alan ve Türk Ceza Kanununun l inci maddesinde ifadesini bulan, (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) prensibinin esası; kanun tarafından, suçun, yani ne gibi eylemleri yasaklandığının hiç bir şüpheye yer vermiyecek şekilde belirtilmesinden ve buna göre cezasının kanunla tâyin edilmesinden ibarettir. Kişinin yasak eylemleri ve bunların cezalarını önceden bilmesi gerekir ve bu hal, kişinin temel hak ve hürriyetinin teminatıdır ve bu teminata, Anayasa'nın, kişinin hakları ve ödevlerine ait bulunan ikinci bölümünde (Madde : 33) yer verilmiştir. Bu esaslara göre ek 2 nci maddenin l sayılı fıkrasındaki hükümler incelendiğinde; buradaki suç sayılan yasak, (Emniyet bölgelerine İcra Vekilleri Heyetince tesbît ve ilân olunacak madde ve eşyanın Dahiliye ve Gümrük ve inhisarlar Vekâletlerince tâyin edilecek mercilerden müsaade alınmaksızın sokulması) dır. Müsaadesiz sokulduğu takdirde cezasının ne olacağı kanunda açıkça gösterilmiştir. Maddenin ceza yönünden uygulanması için Bakanlar Kurulunca belirtilecek emniyet bölgeleri ile tesbit olunacak madde ve eşyanın önceden kişilere duyurulmak üzere yayınlanması şarttır. Nitekim 4/10347 sayılı kararla birinci ve ikinci emniyet bölgeleri ve bu bölgelere girecek madde ve eşyanın neler olduğu 29/5/1958 gün ve (9918) sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Yine bu kararda işaret edildiği üzere İçişleri ve Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca tâyin edilen müsaade vermeye yetkili merciler de 31/7/1958 gün ve 9969 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan (1) sayılı tebliğde gösterilmiştir. Görülüyor ki kanunda suçun ne olduğu ve cezası açıkça belirtilmiştir. Kişi; yasağın ve uyulmadığı takdirde cezasının ne olduğunu da kanun hükmü ile bilmektedir. Mahkeme kararı gerekçesinde ileri sürüldüğü gibi mücerret kararla suç ihdas edilmiş değildir. Bu sebeplerle ortada Anayasa'nın 33 üncü maddesine aykırı bir durum bulunmamaktadır. Böylece her iki yönden de itirazın reddi gereklidir. Sonuç : 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 1 inci maddenin birinci fıkrası ile ek 2 nci maddenin 1 sayılı fıkrası Anayasa'ya aykırı olmadığından itirazın reddine ve bu kararın Resmî Gazete ile yayınlanmasına 10/12/1962 gününde oyçokluğu ile karar verild

  15. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/221 K. 1962/86

    Esas - İptal14.11.1962

  16. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/184 K. 1962/48

    İlk - Ret vd.24.09.1962

    İstemin konusu : Orman Kanununa aykırı hareketten sanık Mustafa Arı hakkında Ermenek Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında mahkeme, söz konusu kanunun; Anayasa'nın lâfzına ve ruhuna aykırı olduğu kanaatına vararak, iptaline karar verilmesini istemiştir.

  17. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1962/37 K. 1962/35

    İlk - Ret vd.11.09.1962

    İstemin konusu : Elâzığ Belediyesince usulüne uygun olarak kamulaştırma kararı alınmaksızın yola katılan gayrimenkul bedelinin tahsili için malsahibi Hüseyin Gül vekili Avukat Hayati Ekşi tarafından açılan dâva neticesinde, mahkemece, dâvanın açıldığı tarihteki kıymete hükmolunmuş iken Yargıtay 4 üncü Hukuk Dairesince, 221 sayılı kanun ileri sürülerek dâvanın açıldığı tarihteki kıymet yerine fiilî tahsis ve el koyma tarihindeki rayiç bedelin ödettirilmesine karar verilmesi icabedeceği gerekçesi ile hükmün bozularak dosyanın iade edildiğinden bahisle adı geçen 221 sayılı kanunun, Anayasa'nın 38 inci maddesinin istimlâkler için şart koyduğu (kamu menfaati kararı alınması ve gerçek bedelin peşin verilmiş olması) esaslarına sarih bir surette aykırı bulunduğundan sözü geçen 221 sayılı kanunun kaldırılmasına karar verilmesinden ibaret bulunmaktadır.

Okumak için bir karar seçin

Karar bu panelde açılır; liste yerinde kalır.

  • ↑↓ sonuçlar arasında gezin
  • Esc paneli kapat