KaynakAnayasa Mahkemesi 656 · Resmî Gazete 1

Tüm kaynaklar

657 kayıt · sayfa 1/33 · en yeni sırada

Aradığınız: 44 m. 27 atfı olan kararlar.

  1. Resmî Gazetetaranmış belge: Metin taranmış belgeden otomatik okundu; harf ve rakam hataları olabilir.

    Anayasa Mahkemesinin 15/6/2016 Tarihli ve 2014/4715 Başvuru Numaralı Kararı

    28.07.2016

  2. Anayasa Mahkemesi · Bireysel başvuru

    Agavni Mari Hazaryan ve Diğerleri

    Kabul Edilemezlik vd.Birinci BölümB. No 2014/471515.06.2016

    Başvuru, taşınmazın firari kaçak) ve mütegayyip yitik) kişilerden kaldığı gerekçesiyle emval-i metruke mevzuatına göre 1958 yılında bir idari işlemle tapusunun iptal edilmesi ve bu işlemin düzeltilmesi için başlatılan idari ve yargısal süreçlerden sonuç alınamaması nedenleriyle mülkiyet hakkının; bu taşınmaza ilişkin olarak adli yargı yerinde açılan tapu iptali ve tescil davasının yargı yolu yönünden reddedilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

  3. Anayasa Mahkemesi · Bireysel başvuru

    Kilikya Ermeni Katolikosluğu

    Kabul Edilemezlik vd.Birinci BölümB. No 2015/766115.06.2016

    Başvuru, üzerinde manastır ve kilise bulunan taşınmaza emval-i metruke mevzuatı hükümlerine göre el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının, bir ibadet mekânına el konulmakla din ve vicdan özgürlüğü ile eşitlik ilkesinin ve tapu kayıtlarına ulaşılmasının engellenmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

  4. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1981/10 K. 1983/16

    Esas - Ret08.12.1983

    İTİRAZIN KONUSU : 11 Rebiülâhir 1297 - 10 Mart 1296 tarihli İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesinin Anayasa'nın 36., 40., 41. ve 42. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir. I - OLAY : Davacı tarafından davalılara karşı açılan haksız rekabetin önlenmesi davasında ileri sürülen, uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesinde yer alan, davanın kanıtlanması durumunda taklit edilen eşyanın imaline mahsus alet ve cihazların zoralımına ilişkin kuralın Anayasa'nın 36., 40., 41. ve 42. maddelerine aykırı olduğu savını ciddi bulan mahkeme, sözü edilen Kanunun 50. maddesinin iptaline karar verilmesi için dosyadaki belge örneklerinin Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiş, daha sonra, işin Anayasa Mahkemesi'nce esastan incelenmesi sırasında 27/11/1981 günlü yazısıyla, davacının davasından feragat ettiğini belirterek karar bağlanmak üzere dosyanın iadesini istemiştir. III - YASA METİNLERİ : A) İptali İstenen Yasa Kuralı : İptali istenen 11 Rebiülâhir 1297 - 10 Mart 1296 tarihli İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesi şöyledir : "Madde 50 - Taklit olunduğu tahakkuk eden eşyanın mahkemece karar verilir ise bunları imale mahsus alat ve edevatın taklit ve ihfa ve ithal ve füruht eden şahıs tebriyei zimmet etse bile zabtına hükmolunur ve eşya ve alat ve edevatı mazbuta zarar ve ziyan davasına halel gelmemek üzere berat sahibine verilir. Mahkemece tensip olunduğu takdirde buna dair verilen ilm dahi mahkemenin duvarına talik edilir." B) Dayanılan Anayasa Kuralları (1961 Anayasası) : Madde 36 - Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." "Madde 40 - Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir. Devlet, özel teşebbüslerin milli iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır." "Madde 41 - İktisadi ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göre düzenlenir. İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı, demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla, milli tasarrufu arttırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak Devletin ödevidir." "Madde 42 - Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için, sosyal, iktisadi ve malî tedbirlerle çalışanları korur ve çalışmayı destekler; işsizliği önleyici tedbirleri alır. Angarya yasaktır. Memleket ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda vatandaşlık ödevi niteliği alan beden veya fikir çalışmalarının şekil ve şartları, demokratik esaslara uygun olarak kanunla düzenlenir." C) Dayanılan Anayasa Kurallarının 1982 Anayasası'ndaki Karşılıkları : Madde 35 - 1961 Anayasası'nın 36. maddesi başlık hariç, 1982 Anayasası'nın 35. maddesine aynen alınmıştır. "Madde 48 - Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet; özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. "Madde 49 - Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır. Devlet, işçi - işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır. IV - İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Şevket MÜFTÜGİL; Ahmet H: BOYACIOĞLU, Muammer YAZAR, Adil ESMER, Hakkı MÜDERRİSOĞLU, Nihat O. AKÇAKAYALIOĞLU, Nahit SAÇLIOĞLU, Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU, Kenan TERZİOĞLU, Orhan ONAR, Muammer TURAN, Mehmet ÇINARLI, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ve Yekta Güngör ÖZDEN'in katılmalarıyla 21/5/1981 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ : İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı ve ekleri, Anayasaya aykırılığı öne sürülen yasa hükmü ve aykırılık savına dayanak yapılan Anayasa kuralları, bunlarla ilgili gerekçeler konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : A - Önsorunlar : 1) İtiraz yoluna başvuran mahkeme, sonradan gönderdiği 27/11/1981 günlü yazıda, tarafların, davadan feragat edilmesi nedeniyle işin karara bağlanmasını talep ettiklerinden bahisle, dosyanın mahkemelerine yollanmasını istemiştir. Mahkemenin bu konudaki 27/11/1981 günlü yazısı şöyledir : "Davacı ... AŞ. ile, davalı ... ve diğer arkadaşları arasında mahkememizde görülmekte olan ihtira beratının iptali hakkındaki davanın bu konuda sayın Başkanlığınızca halledilmek üzere ilgi (a) yazımızla gönderilen mahkememize ait 1980/147 esas sayılı dosyada tarafların 27/11/1981 tarihli ara kararındaki beyanlarına göre davadan feragat ettiklerini, bu nedenle karara bağlanmasını istemiş olduklarından mezkur dosyanın mahkememize iadesinin temini saygıyla arz olunur. 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddesi Anayasa Mahkemesi'ne kimi belgelerin onanlı örneklerinin gönderilmesini amir bulunmakta ve Anayasa Mahkemesi, itiraz yoluna başvuran mahkemelerin, elindeki dava dosyasını olduğu gibi gönderilmelerini eksiklik sayarak, başvuruları geri çevirmektedir. Anayasa Mahkemesi'nce, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine 21/5/1981 gününde karar vermiş olmasına göre, Anayasa Mahkemesi'nin elinde yerel mahkemeye geri çevrilecek bir dosya veya evrakın bulunmadığı açıktır. O halde itiraz yoluna başvuran mahkemece bu yazı ile istenen husus, yaptıkları müracaat üzerine Anayasa Mahkemesi'nce bir karar verilmemesidir ve Anayasa Mahkemesi 27/11/1981 günlü yazıyı bu anlayış içinde değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 11/2/1971 günlü, E. 1971/3, K. 1972/17 sayılı kararında "... bilindiği gibi Anayasa, Anayasaya aykırı hükümlerin yürürlükten kaldırılması, başka bir deyimle ayıklanması için -iptal davası- müessesesini kurmuştur (Madde 149 ve geçici madde 9/2). Bu müessesenin işleyişi soyut konularda genel nitelikte sonuçlar doğurur. İptal davası sonunda iptaline karar verilen hüküm karar gününde; iptalin yürürlüğe girmesi için kararda başka bir gün öngörülmüşse o günde kendiliğinden kalkar (Madde 152/2). Anayasaya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesi'ne açık tutan düzenin işleyebilmesi ise; ortada somut bir olayın; yani belli bir davanın bulunması, Anayasaya aykırılığı ileri sürülen kanun hükmünün mahkemenin o davada uygulayacağı bir hüküm olması, aykırılık iddiasının ancak o davadaki taraflarca ileri sürülmesi ve mahkemenin iddianın ciddi olması kanısına varması veya hükmü kendiliğinden Anayasaya aykırı görmesi gibi koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Anayasa koyucunun bu son derece dar çerçeveli düzenle güttüğü erek -iptal davası- müessesesinin varlığına rağmen her nasılsa yürürlükte kalabilmiş bir takım Anayasaya aykırı hükümler yüzünden belirli kişilerin belirli haksızlıklara uğramalarını önlemektir. Buna bir de mahkemelerin Anayasaya aykırı gördükleri hükümleri uygulamaktan kaçınmalarına, böylece Anayasanın üstünlüğü ilkesinin bu alanda da korunmasına, bir yol sağlaması ereği eklenebilir. Anayasanın 151. maddesinin getirdiği düzende Anayasaya aykırılık iddiası bir davada, bekletici sorun olarak ortaya çıkar. Mahkeme Anayasaya aykırı gördüğü veya Anayasaya aykırılığı iddiasının ciddi olduğu kanısına vardığı kanun hükümlerinin uygulamaz ve Anayasa Mahkemesi'ne başvurur. İptal davası açmaya hakkı olanların bir kanunun yalnızca Anayasaya aykırı bulduğu yönündeki görüşleri Anayasaya uygunluk denetimi düzenini işletmeye yeterken, burada böyle bir hükmün ancak belirli bir kişinin belirli haklarını etkileme durumuna geçişi halinde düzen işleme yoluna girebilmektedir... O halde Anayasaya aykırı kanunların ayıklanması 151. maddede öngörülen düzenin baş ereği ve o düzenle doğrudan doğruya elde edebilecek bir sonuç değildir. Bunun dolaylı bir etkisi, bir yan sonucu gibi görülmesi daha yerinde olur." görüşüne yer verilmektedir. Şurası hemen belirtilmelidir ki, 1982 Anayasası'nın 152. maddesiyle düzenlenen Anayasaya aykırılığın mahkemelerde öne sürülebilmesinde, başka bir anlatımla itiraz yolunun açılmasında güdülen amaç, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından, yararlanmayı o davanın yalnızca taraflarına, inhisar ettirmek değildir. Tam tersine 1961 Anayasası'nın itiraz yolunda Anayasa Mahkemesi'ne tanıdığı iptal kararının olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olacağına dair karar verme yetkisi, 1982 Anayasası ile kaldırılmış bulunmaktadır. O halde dava mahkemesinde itiraz yolunun işletilerek bekletici sorun yapılmasını daha açık bir deyimle Anayasa Mahkemesi'ne başvurma kararı alınmasına kadar ön planda olan somut ve kişisel durum, Anayasa Mahkemesi'nde etkinliğini kaybetmekte; bunun yerini soyut, genel ve objektif bir nitelik almaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin önünde önem kazanan ve incelenmesi gereken husus o davanın taraflarının bu işlemden yararlanıp yararlanmayacakları değil, kuralların muhakemesi yapılarak, Anayasaya aykırılık varsa, o kural iptal edilmek suretiyle Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin egemen kılınmasıdır. Bu nedenlerle, Anayasaya aykırılık savlarının Anayasa Mahkemesi önüne getirilmesi yolunu açan 1982 Anayasası'nın 152. maddesiyle güdülen temel amacın, kişilerin haklarının korunması yanında, bu yolla, Anayasaya aykırı kuralların iptaline de olanak vermek suretiyle kamu düzeninin ve o düzenin temelini oluşturan Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesinin himayesi olduğunda duraksanamaz. Bu itibarla, dava mahkemelerinde itiraz yoluna başvurma kararı alınarak bu yol işlemeye başladıktan sonra, ne mahkeme ve ne de taraflar işlemeye başlayan bu düzeni durdurmaya yetkili değillerdir. Sonradan doğacak hukuki durumlar, Anayasa Mahkemesi'ndeki çalışmayı etkilemeyeceğinden, dava mahkemesindeki davadan davacının feragat etmiş olması, başlamış olan Anayasaya uygunluk denetiminin sonuçlandırılmasına engellik edemez. Bu görüşe Yılmaz ALİEFENDİOĞLU katılmamıştır. 2 - İhtira Beratı Kanunu'nun itiraza konu edilen hükmünün, Anayasaya uygunluk denetiminin hangi Anayasaya göre yapılacağı sorunu : İhtira Beratı Kanunu'nun itiraz konusu hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasını ciddi bulan mahkeme, başvurduğu tarihte yürürlükte olan 1961 Anayasası hükümlerini dikkate alarak bir sonuca varmıştır. Bu durumda itiraz konusu yasa kuralının Anayasaya uygunluk denetiminde 334 sayılı 1961 Anayasası'nın da Anayasaya aykırılık sorununun çözümünde esas ve ölçü olarak ele alınıp alınmayacağı hususunun saptanması gerekmektedir. Aynı kanun, 28/4/1983 günlü, Esas 1981/13, Karar 1983/8 sayılı kararda incelenmiş ve sonuçta Anayasaya uygunluk denetiminin 2709 sayılı Anayasa hükümlerine göre yapılması kararlaştırılmıştır (Resmi Gazete; 9 Nisan 1984, sayı 18367) . Bunların burada yinelenmesine gerek görülmediğinden aynı nedenlerle, Anayasaya uygunluk denetiminin 2709 sayılı 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılması sonucuna varılmıştır. Yılmaz ALİEFENDİOĞLU ve Muammer TURAN bu görüşe katılmamışlardır. B - İtiraz konusu kuralın incelenmesi : Yerel mahkeme İhtira . Beratı Kanunu'nun 50. maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüş ve iptalini istemiştir. 1 - Anayasanın 35. maddesi yönünden inceleme : İtiraz yoluna başvuran mahkeme, taklit olunduğu anlaşılan eşyanın üretimine ilişkin alat ve edevatın zoralımına ve berat sahibine verilmesine ilişkin İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesinin Anayasa'ya aykırılığını, günümüzde teknik alanda ve sanayide tek eşya yapan aletler yerine birçok işlemi birlikte yapan dev makinaların kullanıldığı, büyük bir tezgahta haksız rekabetin konusuna giren işlem yanında daha birçok işlemler yapıldığı ve çeşitli mallar üretildiği, bu makinalardan birinde haksız rekabete konu olan bir birim mal üretildi diye bu tür makinaların çok amaçlı olduğu dikkate alınmadan haksız rekabeti yapan kişinin elinden zorla alınarak, ihtira beratı sahibine verilmesinde kamu yararı bulunmadığı ve bu durumun mülkiyet hakkının özüne dokunduğu gerekçesine dayandırmaktadır. İhtira Beratı Kanunu, 1. maddesi ile sanat ve sanayiye ilişkin her nevi icat ve keşfiyat ve ıslahattan yararlânma hakkının mucit, kaşif ve ıslah edenlere ait olduğunu saptamış ve yararlanma hakkının Devlet tarafından verilecek "berat ile sağlanması esasını getirmiştir. Söz konusu Yasanın 50. maddesi, berat verilmek suretiyle yararlanma hakları Devletçe sağlanan kişiler tarafından icat, keşif ya da ıslah edilen eşyanın taklit edilmesini önleyici nitelikte bazı yaptırımları öngörmektedir. Bu madde hükmüyle güdülen amaç, haksız rekabetin önlenmesi yanında, buluşların (ihtirâât, keşfiyat ve ıslahat) özendirilmesi, bulucuların korunması yoluyla kamu yararını sağlamaktır. Belirtilen nedenle itiraz konusu edilen hükmün Anayasa'nın 35. maddesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Ancak ileri sürüldüğü gibi çok amaçlı ve çok işlemli, taklit edilen eşya yanında başka maddelerin de üretimini yapan ya da üretiminde kullanılan makina ya da tezgahların bu madde kapsamı dışında tutulması doğaldır. Çünkü madde, "imâle mahsus" alât ve edevatın zoralımını öngörmüştür. Taklit olunan şey dahil, bir çok eşyayı üreten makina ya da tezgahın, özel olarak taklit olunan eşyayı yapmak için kurulduğu söylenemez. Çünkü bir alât ve edevatın, bir şeyin üretimine "mahsus" olmasının kabul edilmesi, yalnızca o şeyin imâlinde kullanımını gerekli kılar. Bu nedenlerle itiraz olunan hükmün Anayasa'nın 35. maddesine aykırı bir yönü görülmemiştir. Kaldıki bu durum, bu konuda katıldığımız uluslararası sözleşmelerle de uyum içindedir. 2 - Anayasanın 48. maddesi yönünden inceleme : İtirazcı mahkeme, itirazını dayandırdığı gerekçesinde, Anayasa'nın bu maddesinin hükmüne göre, Devletin, kişinin güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak önlemleri almakla yükümlü olduğunu; haksız rekabeti yapan kişinin bir tek konuda haksız rekabet yaptı diye bir çok işlemi bir arada yapan büyük makinaların ve fabrikasının zoralımı yoluna gidilmesinin, kişinin çalışmasını engellemesi yanında, ticari faaliyetinden alıkonulmasına yönelik bir davranış olacağını ileri sürmektedir. Anayasa'nın 48. maddesi çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile ilgili kurallar getirmektedir. Bu maddeye göre, Devlet, özel teşebbüslerin güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak önlemleri alacaktır. Kişilerin, icat ve keşiflerinden yararlandırılmaları, buluşlarının korunması, ticari faaliyetin güvenlilik ve kararlılık içinde yürütülmesiyle ilgilidir. Taklit yoluyla; haksız rekabet yapan kişilerin, ticari yaşamın, güvenlilik ve kararlılıkla devamına zarar verecekleri açıktır. Anayasa'nın 35. maddesiyle ilgili incelemede belirtildiği gibi, İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesi bir çok şey üreten makina ya da fabrikanın değil, özel olarak taklit edilmek suretiyle haksız rekabete konu olan eşyanın yapımına mahsus alât ve edevatın zoralımını ve berat sahibine verilmesini öngörmektedir. Sonuç olarak, itiraz konusu maddenin Anayasa'nın 48. maddesine de aykırı bir yönü bulunmamaktadır. 3 - Anayasa'nın 49. maddesi yönünden inceleme : İtirazcı mahkeme, Anayasa'nın 49. maddesine göre (1981 Anayasası madde 42) ekonomik ve sosyal yaşamın, tam çalışma esasına, herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşam düzeyi sağlanması amacına göre düzenlenmesi gerektiğini, çalışmanın herkesin hak ve ödevi olduğunu, Devletin çalışmayı destekleyecek yer de işsizliğe neden olabilecek kurallar getiremeyeceğini ileri sürmektedir. Anayasa'nın 49. maddesinin birinci fıkrasında "çalışma herkesin hakkı ve ödevidir" diye belirtildikten sonra ikinci fıkrası ile "Devlet çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır" hükmü getirilmiştir. İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesinde öngörülen yaptırım, Anayasanın "çalışanların hayat seviyesinin yükseltilmesi", "çalışma hayatının geliştirilmesi", "çalışmanın desteklenmesi" yolundaki ilkelerine uygun düşmektedir. Bu yolla, çalışma ve çalışanın desteklenmesinde, icat ve keşifte bulunanların haklarının korunmasında ve böylece haksız rekabetin önlenmesinde Anayasa'nın söz konusu buyurucu kuralına aykırı bir yön yoktur. Açıklanan nedenlerle itirazın reddi gerekir. VI - SONUÇ : İtiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulup Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya uygunluk denetimi başladıktan sonra yerel mahkemedeki davanın sona ermiş veya bu davadan feragat gibi bir nedenle karara bağlanmış bulunmasının uygunluk denetiminin sonuçlandırılmasına engellik edemeyeceğine Yılmaz Aliefendioğlu'nun karşıoyuyla ve oyçokluğuyla; Anayasa'ya uygunluk denetiminin 1982 Anayasası kurallarına göre yapılması gerektiğine Yılmaz Aliefendioğlu ve Muammer Turanın karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla; karar verildikten sonra işin esasına geçildi ve gereği görüşülüp düşünüldü : İtiraza konu edilen il Rebiûlâhir 1297 - 10 Mart 1298 günlü İhtira Beratı Kanunu'nun 50. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve başvurunun reddine 8/12/1983 gününde oybirliği ile karar verildi. Başkan Ahmet H. BOYACIOĞLU Başkanvekili H. Semih ÖZMERT Üye Necdet DARICIOĞLU Üye Nahit SAÇLIOĞLU Üye Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU Üye Kenan TERZİOĞLU Üye Yılmaz ALİEFENDİOĞLU Üye Yekta Güngör ÖZDEN Üye Orhan ONAR Üye Muammer TURAN Üye Mehmet ÇINARLI Üye Selahattin METİN Üye Servet TÜZÜN Üye Mahmut C. CUHRUK Üye O. Mikdat KILIÇ KARŞIOY YAZISI Olayda, itiraz yoluyla başvurudan ve Anayasa Mahkemesince işin esasının incelenmesine başlandıktan sonra, yerel Mahkemenin, 27/11/1981 günlü teskeresinden, davalıların davalarından feragat ettikleri ve durumun aynı günlü ara kararıyla belirlendiği ve dosyanın geri çevrilmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Davadan feragat ya da davayı kabul kesin bir hükmün hukuksal sonucunu doğurur (HUMK mad. 95). Bu durumda yerel mahkeme için Anayasa'nın 152. maddesinde öngörülen "Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakma" zorunluluğu ortadan kalkmaktadır. Çünkü yerel mahkeme için zorunluluk, uygulayacağı kuralın Anayasaya aykırı olup olmadığının Anayasa Mahkemesince belirlenmesine kadar (beş ay içinde) davayı geri bırakmasıdır. Feragat durumunda, bekletici neden kalmamakta, Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülen hüküm, uygulanacak kural olma niteliğini yitirmektedir. Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluyla başvurularda Anayasa Mahkemesinin işin esası yönünden karar verebilmesi için yerel mahkemede bir davanın bakılmakta olması ve itiraz konusu hükmün "uygulanacak kural niteliğinde bulunması gerekir. Olayda Anayasa Mahkemesince işin esasa bağlanmasından önce davacı davasından feragat ettiğinin Mahkemenin resmi yazısıyla anlaşılması ve feragatin da kesin hükmün sonuçlarını doğurması karşısında işin Anayasa Mahkemesince karar verilmesi aşamasında itiraz konusu hükmün uygulanacak kural olma niteliği kalmamıştır. Bu durum, Anayasal denetimde, iptal davalarıyla itiraz yoluyla yapılan başvurular arasındaki ayırımdan ileri gelmektedir. Çünkü iptal davalarında amaç Anayasaya aykırı yasa ya da hükümleri iptal ederek ayıklamak olduğu halde, itiraz yoluyla başvurularda her nasılsa iptal davası konusu olmamış Anayasaya aykırı hükümlerin uygulanmasını engellemektedir. Başka bir deyişle itiraz yolu, itiraz edilen hükmün mahkemelerde uygulanacak kural olmasına bağlı ve bazı öteki koşullarla sınırlı bir Anayasal denetim yoludur. Anayasa Mahkemesinin benzer bir olay nedeniyle verdiği 11/21971 günlü, E. 1971/3. K. 1971/17 sayılı karar bu görüşü desteklemektedir. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararında, iptal davası ile itiraz yolu arasındaki ayırımın göze batacak kesinlikte olduğu belirtildikten sonra, "... kaldı ki, Anayasa'ya göre bakılmakta olan davada uygulanmış değil, uygulanacak hükümlerin Anayasaya aykırılığı ileri sürüle!bilir... Bilindiği gibi Anayasa, Anayasaya aykırı hükümlerin yürürlükten kaldırılması, başka bir deyimle, ayıklanması için "iptal davası" müessesesini kurmuştur. Anayasa'ya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesine getirebilme yolunu mahkemelere açık tutan düzenin işleyebilmesi ise; ortada somut bir olayın; yeni belli bir davanın bulunması, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen kanun hükmünün mahkemenin o davada uygulayacağı bir hüküm olması, aykırılık iddiasının ancak o davadaki taraflarca ileri sürülmesi ve mahkemenin iddianın ciddi olduğu kanısına varması veya hükmü kendiliğinden Anayasa'ya aykırı görmesi gibi koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. Anayasa koyucunun bu son derece dar çerçeveli düzenle güttüğü erek "iptal davası" müessesesinin varlığına rağmen her nasılsa yürürlükte kalabilmiş bir takım Anayasa'ya aykırı hükümler yüzünden belirli kişilerin belirli haksızlıklara uğramalarını önlemektir. (AMKD Sayı : 9, s. 305 - 306) denilmektedir. Konuyu 1982 Anayasası ile 1961 Anayasası yönünden birlikte ele alırsak her iki Anayasa arasında iptal davası ve itiraz yolu açısından, amaç, hukuksal nitelik ve sonuçlar yönünden bir farklılık bulunmadığı gözlenir. 1961 Anayasası'nın, Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurularda tanıdığı, olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı nitelikteki karar verme yetkisinin 1982 Anayasasıyla kaldırılmış olması, bu iki değişik tür Anayasal denetim yolu arasındaki kesin ayırıma son verdiği anlamına gelmez. 1961 Anayasasının Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında komisyon sözcüsü Nurettin Ardıçoğlu'nun belirttiği gibi, Anayasa Mahkemesince "olayla sınırlı olarak verilen iptal kararı o maddeyi "mefluç" hale getirmekte, ancak ortadan kaldırmamakta, mahkemeler benzer olaylarda bu hükmü uygulamama yetkisini kazanmaktadırlar (Öztürk Kazım, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Cilt 3 sayfa 3799) . Bu durumda Anayasa Mahkemesinin işi, sadece Anayasaya aykırılığı saptamakla yetinmektir. 1982 Anayasası 153. maddesinin Milli Güvenlik Kurulu değişiklik gerekçesinde "olayla sınırlı, yalnız tarafları bağlayıcı iptal kararları hakkındaki fıkra, hukukun genel ilkeleriyle çelişki yaratacağı düşünülerek metinden çıkarılmıştır..." denilmektedir. Sonuç olarak 1961 Anayasasıyla Anayasa Mahkemesine tanınan olayla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı nitelikte karar verme yetkisinin 1982 Anayasasıyla kalkması, itiraz yolunun hukuksal niteliğinde hiç bir değişiklik yapmamıştır. Kaldı ki, 1961 Anayasasındaki bu kural, "Anayasa Mahkemesi Kararları" başlıklı, mahkeme kararlarının etkinliğini ve niteliğini belirleyen madde içinde yer almıştır. 1982 Anayasasında bu kuralın yer almaması, Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesiyle ilgili 152. maddede öngörülen "uygulanacak kural olma" koşulunu ortadan kaldırmaz. Öte yandan, 1982 Anayasasının 152. maddesine göre, Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının, yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe, aynı yasa hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuru yapılamayacaktır. Olayda, davada feragat nedeniyle uygulanmayacak hükmün, Anayasa Mahkemesince esastan incelenip reddedilmesi durumunda, bu kurala karşı on yıl tekrar başvuru yapılamıyacak ve bu süre içersinde Anayasa'ya uygunluk yargısı değişmez bir nitelik kazanacaktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davadan feragat nedeniyle "uygulanacak" kural olma niteliğini kaybeden hükme karşı itiraz yoluyla yapılan başvurunun yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiği oyu ile verilen kararın bu yönüne karşıyım. İtiraz yoluyla yapılan başvuruda Anayasa'ya uygunluk denetiminin hangi Anayasa'ya göre yapılacağı sorununa gelince : Burada öncelikle tartışılması gereken husus, itiraz yoluyla başvurulan hükmün Anayasa'ya uygunluk denetiminin olay zamanında yürürlükte bulunan 1961 Anayasası ile işin Anayasa Mahkemesince ele alınmasından bir süre önce yürürlüğe giren 1982 Anayasasından hangisine göre yapılacağı konusudur. Yasalar belirleyici, düzenleyici ya da yasaklayıcı nitelikleriyle ilgili oldukları konularda genel ve nesnel (objektif) hukuksal durumlar oluştururlar. Bir yasanın ya da o hükmün, kapsamı içerisine giren olay ya da olaylara uygulanması öznel (subjektif) durumlar doğurur. Kişiyle - kişi ya da kişiyle - devlet arasındaki ilişkilerin ve yürütme etkinliklerinin yasanın belirlediği düzenleyici kurallara göre olmasında kamu yararı (nesnel yarar); etkinliklerini yürürlükteki yasaya göre düzenleyen kişilerin de, kendilerine bu yasanın uygulanmasını istemekte kişisel yararları (öznel yarar) vardır. Bu durum kişiler yönünden kazanılmış hak doğurur. Başka bir deyişle kişinin, olay günündeki yasanın kendisine uygulanmasını istemekte kazanılmış hakkı vardır. Bu durum, aynı zamanda, yasalara duyulan güvencenin doğal sonucudur. Yasaların zaman içersinde uygulanmasında, son yasanın toplumun gelişen ve değişen gereksinmelerini en iyi karşılayacak nitelikte olduğu ve bu nedenle yürürlüğe girdikten sonraki tüm olaylara uygulanmasında kamu yararı bulunduğu varsayılır ve etkisini hemen göstermesi istenir. Ancak bu düşünce kişinin, kendisine olay zamanındaki yasanın uygulanmasını ve bu yöndeki kazanılmış hakkına uyulmasını isteyebilmesini engellememelidir. Yasaların, yürürlüğe girdikleri günden itibaren yeni olaylar için uygulanmaları doğal olmakla beraber, yürürlüğe girmelerinden önce meydana gelen olaylardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde kural olarak yeni yasanın değil, olay zamanındaki yasanın uygulanması ve böylece kişinin, kazanılmış hakkına saygı duyulması hukukun temel ilkelerinden biridir. Nitekim bu kural, cezayla ilgili yönüyle, 1961 Anayasasının 33., 1982 Anayasasının 38. maddelerinde "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş alan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." biçiminde yer almıştır. Kişinin kamu düzenini koruyucu yasaları ihlâl etmesi sonucunda "suç şeklinde ortaya çıkan olaylarda (ceza yasalarında olduğu gibi) sonraki lehteki yasanın uygulanması, olayın toplum düzenini eskisi kadar rahatsız etmediğinin kamu iradesini temsil eden yasa hükmüyle anlaşılması ve eski yasadaki daha ağır cezanın verilmesinde artık kamu yararı görülmemesi nedeniyle olup, ceza hukukunda "lehteki hüküm uygulanır" biçiminde formüle edilen başka bir ilkeye dayanır. Öteki yasalara göre üst normu oluşturan ve bir ülkenin hukuksal yapısına sınırlayıcı ya da belirleyici temel ilkeler getiren anayasaların da, zaman içinde uygulanmalarında yasalardan pek farklı düşünülmemelidir. Her ne kadar, Anayasa hükümlerinin ayrık haller dışında doğrudan uygulanan kurallar olmaması nedeniyle öznel durumlar doğurmaları çok halde söz konusu olmaz ise de, kişinin kendisine uygulanacak olay zamanındaki yasa ya da kuralın o tarihte yürürlükte bulunan Anayasa'ya uygun olmasını isteyebilme hakkı vardır. 1961 Anayasası'nın 8. maddesi, 1982 Anayasası'nın 11. maddesi "kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz" hükmünü getirmiştir. Sonradan anayasa değişse de, kişinin hakkında uygulanacak yasanın olay tarihinde yürürlükte olan Anayasa'ya uygun olmasını isteyebilmesi kendisi açısından kazanılmış bir haktır. Aksi halde olay tarihindeki Anayasa'ya aykırı, ancak yeni Anayasa'ya uygun yasaya göre kişilerin mahkum edilmesi söz konusu olabilir. Önceki olaylara uygulanan yasaların yeni Anayasa'ya göre incelenmesi gerektiği görüşünün benimsenmesi durumunda, kazanılmış hakların zedelenmesi yanında, yeni Anayasadan önce yürürlükten kalkmış olsa da olay tarihinde yürürlükte olması nedeniyle mahkemelerde "uygulanacak kurala durumunda bulunan yasaların denetimlerinin de yeni Anayasa hükmüne göre yapılması gerekecektir. Eski olaylar için yeni Anayasaya göre denetim görüşü esas alınırsa, Anayasa Mahkemesince, iptal edilen hükmün bir yıl sonra yürürlüğe gireceğinin belirtilmesi ancak henüz bir yıl dolmadan yeni Anayasanın yürürlüğe girmesi durumunda uygulama nasıl olacaktır. Karara bağlanmış, ancak henüz yürürlüğe girmemiş mahkeme kararı yeni Anayasa'ya göre yeniden gözden geçirilebilecek midir' Öte yandan, anayasal denetimin kapsamı, yöntemi ve yetkiler yönünden yeni Anayasanın uygulanacak, tek metin olduğundan kuşku duyulamaz. Anayasa Mahkemesi, anayasal denetimini yeni Anayasadan aldığı yetki, yöntem ve kapsam içinde kullanacaktır. Ancak, burada tartışma konusu olan husus, yeni Anayasa'ya göre denetim yetkisini kullanacak olan Anayasa Mahkemesinin, eski Anayasanın yürürlükte bulunduğu döneme ait olaylara uygulanan yasaları incelerken ve bunların Anayasaya uygun ya da aykırı olduğu sonucuna varırken hangi Anayasa hükmüne bakacağıdır. Ayrıca, burada iptal davaları ile Anayasaya aykırılığın öteki mahkemelerde ileri sürülmesi sonucunda itiraz yoluyla yapılan başvuruların ayrı nitelikli anayasal denetim yolları olduğunu belirtmek gerekir. İptal davalarında amaç, Anayasa'ya aykırı yasa ya da hükmü uygulamaya geçilmeden ortadan kaldırmaktır. İtiraz yoluyla başvurularda ise, Anayasa'ya aykırı bir yasanın uygulanmasını önlemektir. Ayırım böyle olunca iptal davalarında Anayasal denetimin yeni Anayasa'ya göre yapılması doğaldır. Çünkü zaten çok büyük bir olasılıkla iptali istenen yasa, yeni Anayasa'dan önce yürürlüğe girmiş olacaktır. Anayasa iptali istenen yasadan daha sonra yürürlüğe girmiş olsa bile, dava, uygulamaya dayanmadığına göre öznel bir durumdan ve kazanılmış bir haktan söz edilemez. İtiraz yoluyla anayasal denetimde ise, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen ya da aykırı görülen kural, olaya uygulanmış öznel bir durum yaratılmış ve kazanılmış hak doğmuştur. Uygulanacak kural durumundaki bu hüküm Anayasal denetim sırasında yürürlükten kalkmış dahi olabilir. Her ne kadar, Anayasa Mahkemesi'nin, ilk defa 1961 Anayasasında yer alması nedeniyle bu Anayasanın geçici 9. maddesinde "Anayasa Mahkemesi'nin görevine başladığı tarihte yürürlükte olan herhangi bir kanun hakkında, bu Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla iptal davası açılabilir. Bu halde iptal davası açma. hakkı, Anayasa Mahkemesi'nin görevine başladığının Resmi Gazete'yle yayınlandığı tarihten itibaren altı ay sonra düşer. denilerek, 1961 Anayasası'na aykırı düşen yasaların ayıklanabilmesi için özel bir olanak tanınmışsa da, 1982 Anayasasında söz konusu geçici maddeye koşut bir kural getirilmemiştir. Kaldı ki, bu madde sadece iptal davalarıyla ilgilidir. 1961 ve 1982 Anayasalarında itiraz yoluyla yapılan başvurularda, önceki olaylar için yeni anayasaya bakılacağı yönünden bir hüküm bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen ve 1961 Anayasası'nın yürürlükte olduğu sırada, meydana gelen olaya uygulanan kuralın anayasaya uygunluk denetiminin, 1982 Anayasası hükümlerine göre yapılması gerektiği yönündeki çoğunluk görüşüne de karşıyım. Üye Yılmaz ALİEFENDİOĞLU KARŞIOY YAZISI Her olguya, olaya, oluşa, eylem, işlem vs. ye vuku buldukları tarihteki mevzuat hükümlerinin uygulanması hukukun temel ilkelerindendir. 9/7/1961 gün ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 33 üncü, 7/11/1982 gün ve 2709 sayılı Anayasa'nın 38 inci maddelerindeki : "Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır ceza verilemez" şeklindeki hükümler de aynı ilkeden kaynaklanmaktadır. Bu hükümlerdeki "kanun" sözcüğünün kapsamına Anayasa da girmektedir. Yani işlendiği zaman yürürlükte bulunan Anayasanın suç saymadığı bir fiilinden dolayı evleviyetle kimseye ceza verilemez. Örneğin : işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasa, fiili suç saysa, o zaman yürürlükte bulunan Anayasa suç saymasa, dolayısıyla yasa fiilin işlendiği zamanki Anayasa'ya aykırı olsa yasanın iptal edilip Anayasaya uygun hareket eden kimsenin cezalandırılmaması gerekir. Fiilin işlendiği zamandan sonra yürürlüğe giren ve yürürlüğe girdikten sonraki fiillere, olgulara, olaylara, oluşlara ve işlemlere uygulanacak olan yeni Anayasa önceden işlenen fiilin eşidini suç saysa ve yasa sonraki Anayasa'ya uygun olsa dahi işlendiği zaman yürürlükte bulunan Anayasa'ya uygun fiilden dolayı kimsenin cezalandırılmaması, hukukun ana ilkesi ve Anayasaların açık hükümleri gereğidir. 1961 Anayasasının 8 inci, 1982 Anayasası'nın 11 inci maddelerindeki : "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz" şeklindeki hükümlerde fiilin işlendiği ve olayın vuku bulduğu zamandaki Anayasaya göre de uygunluk denetimi yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu konu; hukuki durumlar ve hukuki tasarrufların sakat ve muteber oluşları, geri alınması" kaldırılması ve değiştirilmesi konularıyla da yakınen ilgili bulunduğundan o konulara dâ kısaca dokunmakta yarar vardır : Hukuki tasarrufların doğurduğu kudret ve yetkilerle mecburiyetler hukuki durumları oluşturur. Bu durumlar ya genel, gayrışahsî ve objektif veya belirli, ferdi ve subjektif olurlar. Objektif tasarruflardan doğan objektif hukuki durumlar; genel, gayrışahsi ve süreklidir. Ancak, yeni bir objektif tasarrufla kaldırılır veya değiştirilebilir. Subjektif tasarruflardan doğan subjektif hukuki durumlar ise; objektif durumların aksine, belirli, ferdi ve geçicidir. (İhtiva ettikleri borçların ve mükellefiyetlerin ifası ile ortadan kalkarlar) ve en önemli özellikleri, kural tasarruflarla değiştirilemezler. Müktesep hak teşkil ederler. Objektif hukuk alemindeki değişiklikler esas itibariyle bunlara etki etmez. Sakat tasarruflar (Çıkarıldıkları zaman yürürlükte bulunan Anayasa'ya aykırı yasalar sakat tasarruflardır) : Doğuşlarında, yapıcı unsurlardaki sakatlıklar dolayısıyla hukuk nizamına, hukuk alemine uymayan tasarruflardır, Bunların ortadan kaldırılması, geri alınması ve hukuk nizamının emrettiği müeyyidelerin tatbiki demektir. Sakat tasarruflar hukuk aleminde, esasen vücut bulmadıkları için bir tesir de husule getirmemiş sayılabilir. Nitekim İdari Mahkemeler ve Danıştayın iptal kararları, makable şamildir. Dava konusu sakat idari tasarrufu (işlemi), o tasarrufun ittihaz edildiği andan itibaren ortadan kaldırır. Ancak yasalar yönünden, istikrar düşüncesi dana fazla ağırlık kazandığı için; Anayasalar, Anayasa Mahkemesi'nce verilen iptal kararlarının geriye yürümiyeceğini kabul etmektedirler. Tam ve muteber tasarruflar (öncekileri gibi 1961 ve 1982 Anayasaları da tam ve muteber hukuki tasarruflardandır. Aynı şekilde çıkarıldığı zamanki Anayasaya uygun ve sonraki Anayasaya aykırı - örneğin 1961 Anayasası'na uygun, 1982 Anayasasına aykırı - yasalar da tam ve muteber tasarruflardandır). Bunlar da sonraki bir tasarrufla kaldırılabilir veya değiştirilebilir. Fakat esas itibariyle geri alınamaz. Örneğin; sonraki yasanın, önceki kendine aykırı yasaları açıkça olmasa da zımnen kaldıracağı veya: değiştireceği ilkesi ile Anayasa'nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi yeni Anayasaya aykırı yasaların da ortadan kaldırılmasını gerektirir. Fakat tam ve sahih hukuki tasarruflar sonraki yasalar veya Anayasa ile kaldırıldığında veya değiştirildiğinde, onların o güne kadar ki doğurmuş olduğu hükümler, hukuki durumlar ve bunlara dayanan tekmil hukuki hadiseler, haklar ve yükümlülükler muteberdir. Çünkü tam ve muteber bir hukuki tasarrufu (yasayı) sonraki bir tasarruf (yasa veya Anayasa), açıkça, istisnai ve özel bir hükümle geri almadıkça, ancak kaldırabilir ve değiştirebilir. Önceki tasarrufun mazideki değil, istikbaldeki hükümlerini durdurabilir ve devam edegelmekte olan hukuki duruma son verebilir. Başlıca bu nedenlerle, subjektif hukuki tasarrufun veya fiilin vuku bulduğu ve subjektif durumun hasıl olduğu zamanda yürürlükte olan önceki Anayasaya göre de uygunluk denetimi yapılmadan yalnız 1982 Anayasasına göre inceleme yapılarak karar verilmesine karşıyım. Üye Muammer TURAN

  5. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1983/10 K. 1983/11

    İlk - Ret vd.21.06.1983

    YOK

  6. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1983/5 K. 1983/7

    İlk - Ret vd.29.04.1983

    İTİRAZIN KONUSU : 4/4/1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun değişik 29. maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istenmiştir. I - OLAY : Memura görevini yaparken şiddet ve silahla mukavemet ve öteki suçlardan sanıklar hakkında açılmış bulunan kamu davasına bakmakta olan Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi, tanıklardan, İncesu İlçesi hakiminin, istinabe yoluyla dinlenmesi istemiyle o yer Asliye Ceza Hakimliğine yazı yazmıştır. İncesu Asliye Ceza Mahkemesi, tanığın, aynı çatı altında bulunması nedeniyle mübaşir aracılığıyla çağrılmasını uygun görmüş; ancak, belli gün ve saatte gelmeyen tanığın, bu kez, çağırı kağıdı ile çağrılması yoluna gitmiştir. Tanığın çağrıya yine uymaması üzerine Asliye Ceza Hakimi, davaya bakmaktan çekindiğini belirterek, çekinmenin yerinde olup olmadığını incelemek üzere dosyanın Kayseri Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine 2/3/1983 gününde karar vermiştir. Kayseri Asliye Ceza Mahkemesi ise, bu konudaki görevin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunu belirterek dosyayı göndermesi üzerine sözü geçen Mahkeme; ileri sürülen çekinme nedenlerinin davanın sanığı veya zarar göreni ile ilgisi bulunmayıp dinlenmesi istenilen tanığa ilişkin olduğunu ve bu halin hakimin yansızlığında kuşku yaratacak hallerden sayılmasına olanak bulunmadığını belirterek çekinme kararını yerinde görmemiştir. Tanığı dinlememek için çekinen hakim, çekinme kararını yerinde görmeyen Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi Kararına karşı, Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi'nde itirazda bulunmuş; adı geçen bu mahkeme de, aynı gerekçelerle, itirazı reddetmiştir. Böylece, hakimin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrasına dayanarak re'sen verdiği çekinme kararı, yine aynı fıkra hükmüne göre ortadan kalkmış olmaktadır. İşlemler bu yolda tamamlandıktan sonra, hakim Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 29. maddesinde yer alan ve hakimin kendiliğinden çekinmesi kararının yerinde olup olmadığının yetkili mercice incelenmesini öngören kuralının Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar vermiştir. III - YASA METİNLERİ : 4/4/1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 5/3/1973 günlü, 1696 sayılı Kanun ile değişik 29. maddesinin itiraz konusu hükmü de içeren birinci fıkrası şöyledir : "Bir hakim reddini mucip sebepleri bildirerek davaya bakmaktan çekinirse red talebini incelemeye yetkili olan merci, bu çekinmenin yerinde olup olmadığına karar verir". IV - İLK İNCELEME : A - İtiraz konusu yasa kuralının belirlenmesi : İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiği kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 1696 sayılı Kanun ile değişik 29. maddesinin birinci fıkrasında yer almaktadır. Anılan fıkra, iki yönlü bir hükmü içermektedir. Hükmün birinci yönü, bir hakimin, reddini gerektiren nedenleri bildirerek davaya bakmaktan kendiliğinden çekinmesine olanak tanımaktadır. Fıkra hükmünün ikinci yönü ise, 1e96 sayılı Kanunla getirilmiş olan düzenlemeyi içermekte ve hakimin kendiliğinden çekinmesinin yerinde olup olmadığının yetkili merci tarafından denetlenmesini öngörmektedir. Anayasaya aykırılık savı, hükmün bu ikinci yönünü hedef almış bulunmaktadır. B - Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yetkisi bakımından inceleme : 1 - Anayasanın 152. maddesine göre Anayasaya aykırılık savıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yetkisi, "bir davaya bakmakta olan mahkeme"ye tanınmıştır. Davaya bakan mahkemenin, o davaya konu olan uyuşmazlığı bir kararla çözerek sona erdirmek görev ve yetkisini taşıyan yargı mercii olduğu tartışmasızdır. İtiraz yoluna başvuran İncesu Asliye Ceza Mahkemesi ise böyle bir davaya bakmakta olmayıp, kendisinden yapılması istenilen iş; bir tanığın istinabe yolu ile dinlenilmesi ve tanık sözlerinin geçirileceği tutanağı, davaya bakmakta olan Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi'ne göndermekten ibarettir. Yapılacak bu işlemlerin, Anayasa kuralı açısından bir davaya bakmak anlamına gelmediği ortadadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun istinabe yoluyla tanık dinlenmesi konusundaki düzenlemesi, yetki devrinin mutlak ve geniş kapsamlı olmadığını göstermektedir. Anılan Yasanın 63. maddesi tanıklıktan ya da yemin etmekten çekinen tanıkları zorlayıcı önlemler almaya, istinabe olunan hakimlerin dahi yetkili bulunduğunu ayrı bir fıkra kuralıyla belirterek, bu alandaki yetkinin yasada gösterilenlerden ibaret bulunduğunu belli etmektedir. Şu halde istinabe olunan İncesu Asliye Ceza Mahkemesi'nin Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi'nde bakılmakta olan davaya dayanarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurmasına olanak yoktur. 2 - İstinabe olunan mahkemede yapılması istenen iş bir davaya bakmak anlamına gelmemekte ise de, hakimin bu işi yapmaktan çekinmesiyle birlikte "Tali bir dava" ortaya çıkmış demektir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda, açıkça "tali ceza davası" adı verilmemiş olmakla beraber, asıl muhakeme içinde ayrı bir yargılamayı gerektiren ve bağımsız organik ayrı bir bünyesi olan tali ceza davaları, üstü örtülü bir biçimde, düzenlenmiş bulunmaktadır. Burada sözkonusu edilen, bir suç isnadının araştırılması ve karşılığı müeyyidelerin sanık hakkında uygulanması biçiminde olmaksızın, bir suç dolayısı ile ceza yargılaması makamlarından bir karar alınması için yapılan başvurudur. Hakimin reddi müessesesi bu tali ceza davalarından birini oluşturmaktadır. Hakimin kendiliğinden çekinmesi ise red davasını kendisinin açmasıdır. Bu tür dava dolayısıyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yetkisinin de mahkemelere tanınmış olup olmadığı sorunu, öncelikle çözülmelidir : Olayda, istinabe olunan mahkemenin hakimi, görevini yapmaktan çekinme kararı almış, bu suretle öğretide "hadise muhakemesi" denilen tali ceza davası açılmıştır. Yetkili merci, hakimin çekinmesini yerinde görmemiş ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulmuştur. Şu halde, ortaya çıkan tali ceza davasını:, Anayasanın 152. maddesi kapsamına giren bir dava olarak kabul etmek gerekir. Çünkü, genel anlamda dava; yasalarda gösterilen yöntemlere uyularak yargı yerlerine getirilen işlerden ve orada çözümü gereken uyuşmazlıklardan oluşmaktadır. . Nitekim, Anayasa Mahkemesi, cezaların yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkan tali ceza davasının varlığını ve buna göre yapılmış başvuruyu kabul etmiştir (13/3/1979 günlü, E. 1978/67, K. 1979/14 sayılı karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S. 17, Sh. 100 - 124) . Öte yandan, itiraz konusu yasa kuralının, hakimin görevini yapmaktan çekinmesi dolayısıyla ortaya çıkmış olan tali ceza davasında uygulanacak kural olduğu da belirgin bir biçimde görülmektedir. Ancak, sözkonusu kural, çekinmenin yerinde olup olmadığını inceleyen Kayseri ve itiraz üzerine Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi'nce uygulanmıştır. Çekinen hakim, yasa gereği olarak kararının yetkili mercilerce incelenmesi sırasında, itiraz konusu yasa kuralının Anayasaya aykırı olduğunu öne sürmemiş ve adları geçen mahkemeler de Anayasaya aykırılık savıyla kendiliğinden Anayasa Mahkemesi'ne başvurmamışlardır. Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş olan İncesu Asliye Ceza Mahkemesi'nin Gölköy Asliye Ceza Mahkemesi'nde bakılmakta olan davaya müdahale ederek o davayı bekletme yetkisi yoktur: Kaldı ki, ortaya çıkan tali ceza davası da sona ermiş durumdadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 303. maddesi kuralına göre "itiraz üzerine verilen kararlar kesin" olduğundan, Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla, tali ceza davası da kesin karara bağlanmış bulunmaktadır. Anayasanın 152., 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri ise Anayasaya aykırılık savıyla ancak bakılmakta olan bir davanın geri bırakılmasına yetki vermiş olup, kesin yargı kararlarının yerine getirilmesinin geri bırakılmasına olanak tanımamıştır. Bu nedenlerle başvurunun, itirazda bulunan mahkemenin yetkisizliği yönünden reddiiie karar verilmek gerekir. SONUÇ : Anayasaya aykırılığı ileri sürülen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun değişik 29/1. maddesi hükmüne göre oluşan anlaşmazlık çözüme bağlanmış ve itiraza konu edilen yasa hükmü böylece uygulanarak gereği yerine gelmiş bulunduğundan ve Anayasanın 152., 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri de, Anayasaya aykırılık iddiasiyle ancak bakılmakta olan bir davanın geri bırakılmasına yetki vermiş olup kesin yargı kararlarının ertelenmesine olanak tanımadığından, başvurunun, itirazda bulunan mahkemenin yetkisizliği yönünden reddine, 28/4/1983 gününde oybirliğiyle karar verildi. Başkan Ahmet H. BOYACIOĞLU Başkanvekili H. Semih ÖZMERT Üye Adil ESMER Üye Nahit SAÇLIOĞLU Üye Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU Üye Osman Mikdat KILIÇ Üye Mithat ÖZOK Üye Orhan ONAR Üye Selahattin METİN Üye Muammer TURAN Üye Mehmet ÇINARLI Üye Mahmut C. CUHRUK Üye Necdet DARICIOĞLU Üye Servet TÜZÜN Üye Yekta Güngör ÖZDEN

  7. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1983/4 K. 1983/6

    İlk - Ret vd.28.04.1983

    İTİRAZIN KONUSU : 4/4/1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun değişik 29. maddesinin birinci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istenmiştir. I - OLAY : Cumhuriyet Savcısı olan sanık, görevi kötüye kullandığı iddiasıyla Hınıs Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı sırada, bir hakimin savunma tanığı olarak dinlenmesini istemiş; adıgeçen Ağır Ceza Mahkemesi de, halen İncesu ilçesi hakimi olan tanığın dinlenmesi için o yer Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazmıştır. İstinabe olunan Asliye Ceza Mahkemesi, tanığın, aynı çatı altında bulunması nedeniyle mübaşir aracılığıyla çağrılmasını uygun görmüş; ancak, belli gün ve saatte gelmeyen tanığın, bu kez çağırı kağıdı ile çağrılması yoluna gitmiştir. Tanığın çağırıya yine uymaması üzerine Asliye Ceza Hakimi, davaya bakmaktan çekindiğini belirterek, çekinmenin yerinde olup olmadığını incelemek üzere dosyanın Kayseri Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine 2/3/1983 gününde karar vermiştir. Kayseri Asliye Ceza Mahkemesi ise, bu konudaki görevin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğunu belirterek dosyayı göndermesi üzerine sözü geçen Mahkeme; ileri sürülen çekinme nedenlerinin davanın sanığı veya zarar göreni ile ilgisi bulunmayıp dinlenmesi istenilen tanığa ilişkin olduğunu ve bu halin hakimin yansızlığında kuşku yaratacak hallerden sayılmasına olanak bulunmadığını belirterek çekinme kararını yerinde görmemiştir. Tanığı dinlememek için çekinen hakim, çekinme kararını yerinde görmeyen Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi Kararına karşı, Boğazlıyan Ağır Ceza, Mahkemesi'nde itirazda bulunmuş; adı geçen bu mahkeme de, aynı gerekçelerle, itirazı reddetmiştir. Böylece, Hakimin, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrasına dayanarak re'sen verdiği çekinme kararı, yine aynı fıkra hükmüne göre ortadan kalkmış olmaktadır. İşlem bu yolda tamamlandıktan sonra Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 29. maddesinde yeralan ve Hakimin kendiliğinden çekinmesi kararının yerinde olup olmadığının yetkili mercice incelenmesini öngören kuralının Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına, dosya üzerinde karar vermiştir. III - YASA METİNLERİ : 9/4/1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 5/3/1973 günlü ve 1696 sayılı Kanun ile değişik 29. maddesinin itiraz konusu hükmü de içeren birinci fıkrası şöyledir : "Bir hakim reddini mucip sebepleri bildirerek davaya bakmaktan çekinirse red talebini incelemeye yetkili olan merci bu çekinmenin yerinde olup olmadığına karar verir." IV - İLK İNCELEME : A - İtiraz Konusu yasa kuralının belirlenmesi : İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiği kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 1696 sayılı Kanun ile değişik 29. maddesinin birinci fıkrasında yeralmaktadır. Anılan fıkra, iki yönlü bir hükmü içermektedir. Hükmün birinci yönü, bir hakimin, reddini gerektiren nedenleri bildirerek davaya bakmaktan kendiliğinden çekinmesine olanak tanımaktadır. Fıkra hükmünün ikinci yönü ise, 1696 sayılı Kanunla getirilmiş olan düzenlemeyi içermekte ve hakimin kendiliğinden çekinmesinin yerinde olup olmadığının yetkili merci tarafından denetlenmesini öngörmektedir. Anayasaya aykırılık savı, hükmün bu ikinci yönünü hedef alınış bulunmaktadır. B - Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yetkisi bakımından inceleme : 1 - Anayasanın 152. maddesine göre Anayasaya aykırılık iddiasiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yetkisi, "Bir davaya bakmakta olan Mahkeme"ye tanınmıştır. Davaya bakan mahkemenin, o davaya konu olan uyuşmazlığı bir kararla çözerek sona erdirmek görev ve yetkisini taşıyan yargı mercii olduğu tartışmasızdır. İtiraz yoluna başvuran İncesu Asliye Ceza Mahkemesi ise böyle bir davaya bakmakta olmayıp, kendisinden yapılması istenilen iş, bir tanığın istinabe yoluyla dinlenilmesi ve tanık sözlerinin geçileceği tutanağın davaya bakmakta olan Hınıs Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermekten ibarettir. Yapılacak bu işlemlerin, Anayasa kuralı açısından bir davaya bakmak anlamına gelmediği ortadadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun istinabe yoluyla tanık dinlenmesi konusundaki düzenlemesi, yetki devrinin mutlak ve geniş kapsamlı almadığını göstermektedir. Anılan Yasanın 63. maddesi, tanıklıktan ya da yemin etmekten çekinen tanıkları zorlayıcı önlemler almaya, istinabe olunan hakimlerin dahi yetkili bulunduğunu ayrı bir fıkra kuralıyla belirterek, bu alandaki yetkinin yasada gösterilenlerden ibaret bulunduğunu belli etmektedir. Şu halde istinabe olunan İncesu Asliye Mahkemesi'nin, Hınıs Ağır Ceza Mahkemesi'nde bakılmakta olan davaya dayanarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurmasına olanak yoktur. 2 - İstinabe olunan mahkemede yapılması istenen iş bir davaya bakmak anlamına gelmemekte ise de, hakimin bu işi yapmaktan çekinmesiyle birlikte Tali bir dava ortaya çıkmış demektir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda, açıkça "tali ceza davası" adı verilmemiş olmakla beraber, asıl muhakeme içinde ayrı bir yargılamayı gerektiren ve bağımsız organik ayrı bir bünyesi olan tali ceza davaları, üstü örtülü bir biçimde, düzenlenmiş bulunmaktadır. Burada sözkonusu edilen, bir suç isnatının araştırılması ve karşılığı müeyyidelerin sanık hakkında uygulanması biçiminde olmaksızın, bir suç dolayısı ile ceza yargılaması makamlarından bir karar alınması için yapılan başvurudur. Hakimin reddi müessesesi bu tali ceza davalarından birini oluşturmaktadır. Hakimin kendiliğinden çekinmesi ise red davasını kendisinin açmasıdır. Bu tür dava dolayısıyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yetkisinin de mahkemelere tanınmış olup olmadığı sorunu, öncelikle çözülmelidir : Olayda, istinabe olunan mahkemenin hakimi, görevini yapmaktan çekinme kararı almış, bu suretle öğretide "hadise muhakemesi" denilen tali ceza davası açılmıştır. Yetkili merci, hakimin çekinmesini yerinde görmemiş ve bu karara karşı kanun yoluna başvurulmuştur. Şu halde, ortaya çıkan tali ceza davasını. Anayasanın 152. maddesi kapsamına giren bir dava olarak kabul etmek gerekir. Çünkü, genel anlamda dava; yasalarda gösterilen yöntemlere uyularak yargı yerlerine getirilen işlerden ve orada çözümü gereken uyuşmazlıklardan oluşmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, cezaların yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkan tali ceza davasının varlığını ve buna göre yapılmış başvuruyu kabul etmiştir (13/3/1979 günlü; E: 1978/67, K. 1979/14 sayılı karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, S.17, sh.100 - 124) . Öte yandan, itiraz konusu yasa kuralının, hakimin görevini yapmaktan çekinmesi dolayısıyle ortaya çıkmış olan tali ceza davasında uygulanacak kural olduğu da belirgin bir biçimde görülmektedir. Ancak, sözkonusu kural, çekinmenin yerinde olup olmadığını inceleyen Kayseri ve itiraz üzerine Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemeleri'nce uygulanmıştır. Çekinen hakim, yasa gereği olarak, kararının yetkili mercilerce incelenmesi sırasında itiraz konusu yasa kuralının Anayasaya aykırı olduğunu öne sürmemiş ve adları geçen mahkemeler de Anayasaya aykırılık savıyle kendiliğinden Anayasa Mahkemesi'ne başvurmamışlardır. Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş olan İncesu Asliye Ceza Mahkemesi'nin Hınıs Ağır Ceza Mahkemesi'nde bakılmakta olan davaya müdahale ederek o davayı bekletme yetkisi yoktur. Kaldı ki, ortaya çıkan talî ceza davası da sona ermiş durumdadır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 343, maddesi kuralına göre "İtiraz üzerine verilen kararlar kesin" olduğundan Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla, tali ceza davası da kesin karara bağlanmış bulunmaktadır. Anayasanın 152., 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri ise Anayasaya aykırılık savıyla ancak bakılmakta olan bir davanın geri bırakılmasına yetki vermiş olup, kesin yargı kararlarının yerine getirilmesinin geri bırakılmasına olanak tanımamıştır. Bu nedenlerle, başvurunun itirazda bulunan mahkemenin yetkisizliği yönünden reddine karar verilmek gerekir. SONUÇ : Anayasaya aykırılığı ileri sürülen Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun değişik 29/1. maddesi hükmüne göre oluşan anlaşmazlık çözüme bağlanmış ve itiraza konu edilen Yasa hükmü böylece uygulanarak gereği yerine gelmiş bulunduğundan ve Anayasanın 152., 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri de, Anayasaya aykırılık iddiasıyla ancak bakılmakta olan bir davanın geri bırakılmasına yetki vermiş olup kesin yargı kararlarının ertelenmesine olanak tanımadığından, başvurunun itirazda bulunan mahkemenin yetkisizliği yönünden reddine, 28/4/1983 gününde oybirliğiyle karar verildi. Başkan Ahmet H. BOYACIOĞLU Başkanvekili H. Semih ÖZMERT Üye Adil ESMER Üye Nahit SAÇLIOĞLU Üye Hüseyin KARAMÜSTANTİKOĞLU Üye Osman Mikdat KILIÇ Üye Mithat ÖZOK Üye Orhan ONAR Üye Selahattin METİN Üye Muammer TURAN Üye Mehmet ÇINARLI Üye Mahmut C. CUHRUK Üye Necdet DARICIOĞLU Üye Servet TÜZÜN Üye Yekta Güngör ÖZDEN

  8. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1983/2 K. 1983/4

    İlk - Ret vd.19.04.1983

    YOK

  9. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1982/3 K. 1982/2

    İlk - Ret vd.29.04.1982

  10. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1981/11 K. 1981/24

    İlk - Ret vd.04.06.1981

  11. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1981/1 K. 1981/17

    Esas - Ret09.04.1981

    İTİRAZIN KONUSU: Türk Ceza Yasasının 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin altıncı fıkrasının, Anayasanın 33. maddesine aykırı olduğu öne sürülerek iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir.

  12. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1981/6 K. 1981/20

    İlk - Ret vd.09.04.1981

    İTİRAZIN KONUSU : 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasa ile değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 20. maddesinin onüç' üncü fıkrasında " Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tesbit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz" biçiminde yer alan hükmün, Anayasa'nın 2. ve 40. maddelerine aykırılığı öne sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir. I - OLAY : İşveren D. B. Deniz Nakliyatı T.A.Ş. Genel Müdürlüğü, işçilerinden gemi adamı davacıya, 2/5/1978 gününde isteğiyle emekli olması üzerine 6. ve 7. dönem toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre ve toplam olarak 532.393.15 TL. kıdem tazminatı ödemiştir. Davacı, kıdem tazminatının 7. dönem toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre ve beher yılın 50 günlük ücret üzerinden hesaplanıp 21 yıl 7 aylık çalışması karşılığı olan brüt 931.246 TL. olarak ödenmesi gerektiğini, eksik yapılan ödemeye ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile şimdilik 20.000 liranın hüküm altına alınması istemiyle davalıya karşı dava açmıştır. Davacı bu davada kıdem tazminatının noksan ödenmesine neden olan ve kıdem tazminatına tavan sınırlaması getiren yasa hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürmüş, mahkemece bu sav ciddî görülerek, sözü edilen yasa kuralının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verilmiştir. III - METİNLER : l - İtiraz konusu yasa hükmü : 1926 sayılı Yasayla değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Kanunu' nun 20. maddesinin itiraz konusu onüç'üncü fıkrası hükmü şöyledir : " Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz." 2 - Dayanılan Anayasa kuralları : " Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." " Madde 40 - Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir. Devlet, özel teşebbüslerin millî iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlıyacak tedbirleri alır." IV - İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca 9/4/1981 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, aşağıdaki konular üzerinde durulmuştur. 10/5/1979 günlü dava dilekçesiyle davalı aleyhine dava açılmış ve bu dava dolayısiyle mahkemeye verilen 22/7/1980 günlü dilekçe ile Anayasaya aykırılık savı öne sürülmüştür. Mahkeme bu savı 9/10/1980 gününde ciddî bularak Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. İlk inceleme toplantısında kimi üyelerce, itiraz konusu hükmün, 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 17/10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değiştirildiği ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi'nin bu işteki yetkisinin de sona erdiği öne sürülmüş bulunduğundan, konunun önce bu açıdan incelenmesi gerekmektedir. l - Gerçekten, " 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 4/7/1975 tarihli 1926 sayılı Kanunla değişik 20 nci maddesinin Değiştirilmesi ve 51 inci Maddesine Bir Fıkra Eklenmesi Hakkında" 2319 sayılı Yasa 17/10/1980 gününde kabul edilerek 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve Yasanın 20. maddesini değiştiren 1. maddesi 12/9/1980 gününde, Yasanın 51. maddesine fıkra ekleyen 2. maddesi de yayımlandığı günde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 1. maddesinde " 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile değişiklikleri, aşağıdaki maddelerde belirtilen istisnalar saklı kalmak üzere, yeni bir Anayasa kabul edilip yürürlüğe girinceye kadar yürürlüktedir" denildikten sonra 3. maddesinde de " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan Kanunların Anayasaya aykırılığı iddiası ileri sürülemez" hükmü yer almaktadır. 334 sayılı Anayasa'nın yürürlükte olan hükümlerine göre, Anayasa'ya aykırılık iddiası iki yolla ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi Anayasa'nın 149 uncu maddesiyle düzenlenen iptal davasıdır ve 150. maddede saptanan 90 günlük hak düşürücü süre eski yasalar yönünden geçmiş bulunduğundan bu yol bu gün için işlerliğini kaybetmiş bir nitelik göstermektedir, ikinci yol ise Anayasa'nın 151. maddesiyle düzenlenen itiraz yoludur. 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Yasa, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleriyle, yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunlara karşı, tıpkı, 334 sayılı Anayasa'nın Geçici 4. maddesinin üçüncü fıkrasında olduğu gibi, iptal davası ve itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması yollarını kapatmasına karşın, Millî Güvenlik Konseyi'nden önce çıkarılmış yasa hükümleri üzerinde Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılmasını önlemiş değildir. Bu bakımdan eski bir yasaya karşı yapılmış bir başvuruda yerel mahkemenin değişiklikten önceki hükmü uygulama durumu sürdükçe, o hükmün Millî Güvenlik Konseyi'nce sonradan değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin 27/ 10/1980 günlü, 2324 sayılı Yasa ile yürürlükte olduğu belirtilen bu Anayasa'dan kaynaklanmış inceleme yetkisini engellemiyeceği açıktır. Bu görüşe Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu katılmamışlardır. 2 - İlk inceleme evresinde, Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasında ve incelemenin sürdürülmesinde hukuksal ve anayasal hiç bir yarar kalmadığının anlaşılması durumunda işin oya sunularak bir karara bağlanması doğaldır. Çünkü, hukuksal ve anayasal yarar kalmayan bir işin esasının incelenmesine karar verilmesi ve böylece incelemenin sürdürülmesi, ancak gereksiz bir işlem olarak nitelendirilebilir. Bu görüşe Ahmet Salih Çebi, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden katılmamışlardır. 3 - İncelemenin sürdürülmesinde hukuksal ve Anayasal yarar bulunup bulunmadığının incelenmesine gelince : Yukarıda da değinildiği gibi, 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesi, 17/10/ 1980 günlü, 2319 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve sözkonusu yasanın 51. maddesine bu yasa ile bir fıkra eklenmiştir. Yasanın değişik 20. maddesi 12/9/1980 gününde, 51. maddeye eklenen fıkra da yayımlandığı günde yürürlüğe konulmuştur. Yasa koyucu 2319 sayılı Yasa ile, 20. maddeyi değiştirmekle birlikte, itiraza konu edilen hükmü aynı anlam ve içerikte yinelemiştir. Söz konusu yasa ile 51. maddeye eklenen fıkra hükmü ise, " 20 nci madde hükümlerine aykırı harekette bulunarak kıdem tazminatının öngörülen esaslar dışında veya saptanan miktar veya tavan aşılarak ödenmesi için emir veya talimat veren veya bu yolla hareket eden özel veya kamu kurumu veya kuruluşların yönetim kurulu üyeleri, genel müdür, müessese müdürü, muhasebe müdürü gibi yetkili sorumluları hakkında, fiil daha ağır cezayı gerektiren bir suç teşkil etmediği takdirde altı aydan iki seneye kadar hapis ve yirmi bin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. Kanuna aykırı olarak fazla ödenen miktarın da ayrıca Hazine lehine re'sen tahsili ne karar verilir" biçimindedir. Deniz İş Yasası'nın 20. maddesinin 1926 sayılı Yasa ile değişik hükmü şöyledir : " Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tespit edilmiş olan günlük asgari ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz." Kamu düzeniyle ilgili olan ve buyurucu niteliği açısından toplu iş sözleşmeleriyle değiştirilmesi olanağı bulunmıyan bu hüküm, yasanın konuluş amacına karşın fazla ödeme yapılmasını engelleyememiş ve bu nedenle de Yasa koyucu tarafından yeniden düzenlenmiştir. Yasa koyucu konuya getirdiği bu açıklık ile de yetinmemiş, buyruğuna karşı gelinmesi takdirinde ödemeyi yapan ve bu yolda emir verenleri de cezalandırmak suretiyle kamu düzenine ilişkin olan bu kuralı ayrıca ceza yaptırımına bağlamıştır. Davacı ise kıdem tazminatının, 7. dönem toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre ve çalıştığı beher yılın 50 günlük ücret üzerinden hesaplanarak ödenmesini istemekte ve bunu önleyen yasa hükmünün Anayasaya aykırı olduğu savında bulunmaktadır. Anayasa'nın 152. maddesinde " Anayasa Mahkemesi'nce, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline karar verilen Kanun veya İçtüzük veya bunların iptal edilen hükümleri, gerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar" kuralı yer almaktadır. Bu kurala göre bir varsayım olarak, sözü edilen 1926 sayılı Yasanın itiraza konu olan hükmünün Anayasaya aykırılığının kabul edilmesi takdirinde bu hükmün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanması gününde yürürlükten kalkması, bu kuralın engellediği toplu iş sözleşmesinin de böylece geçerlik kazanması gerekecektir. Oysa Yasa koyucu saptanan kural dışında kıdem tazminatı ödenmesini yasaklamakta ve buna aykırı davranışları ceza yaptırımına bağlamaktadır. Ödeme, 51. maddeye eklenen fıkranın yürürlükte olduğu zamana rastlaması nedeniyle olanaksız bir duruma gelecek ve böylece sözkonusu kuralın Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesinde ne anayasal ve ne de hukuksal bir yararın bulunduğundan söz edilemiyecektir. Görüşmeler sırasında bu durumun Anayasa Mahkemesi'ni değil uygulayıcıları ilgilendirdiği öne sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesi'nin denetim sonunda verdiği karar, yalnızca kâğıt üzerinde kalmanın ötesinde hukuksal ve eylemsel bir sonuç ortaya koyamıyor ve bir anlam taşımıyorsa, Anayasa Mahkemesi bu durumu gözönünde tutmak zorundadır. Daha önemlisi, itiraz konusu yasa kuralının Anayasaya aykırı bulunması, 2324 sayılı Yasanın 6. maddesi karşısında 2319 sayılı Yasanın itiraz konusu hüküm yerine koyduğu metni hukuken Anayasa değişikliği durumuna dönüştürecek ve böylece Anayasa Mahkemesi kararı da anlamını yitirerek yoklukla eşdeğerde bir belge haline gelecektir. Anayasal ve yasal hiç bir yarar sağlamayan bu durumda Anayasaya uygunluk denetimine ilişkin inceleme durdurulmalı ve itiraz reddedilmelidir. Bu görüşe Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden katılmamışlardır. V - SONUÇ : 1 - 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 20. maddesinin onüç'üncü fıkrası hükmünün 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2319 sayılı Yasayla değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin elindeki işte, 1926 sayılı Yasayla getirilen 20. maddenin onüç'üncü fıkrası hükmünü inceleme yetkisini etkilemessdiğine, Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit SaçlıoğJu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 2 - İlk inceleme evresinde, incelemenin sürdürülmesinde hukukî yarar olup olmadığının oylama konusu yapılabileceğine Ahmet Salih Çebi, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 3 - 2319 sayılı Yasanın, 20. maddeyi değiştirerek itiraza konu edilen hükmü aynı anlam ve içerikte yinelemesi, ayrıca bu Yasanın 51. maddesine eklediği fıkra hükmü karşısında, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Yasa hükümleri de gözönüne alındığında, Anayasaya aykırılık savına ilişkin Yasa metnine yöneltilen itirazın incelenmesinde hukukî yarar kalmadığına ve bu nedenle itirazın incelenmeksizin reddine, Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Necdet Darıcıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 9/4/1981 gününde karar verildi. Başkan Şevket Müftügil Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu Üye Ahmet Salih Çebi Üye Muammer Yazar Üye Ahmet Zeyneloğlu Üye Adil Esmer Üye Hakkı Müderrisoğlu Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzioğlu Üye Orhan Onar Üye Necdet Darıcıoğlu Üye Yılmaz Efendioğlu Üye Yekta Güngör Özden KARŞIOY YAZISI l - Anayasa Mahkemesi'nce yapılmakta olan incelemenin konusu çok sınırlı olup başvurunun yetkili kişi, kurum tarafından yapılıp yapılmadığı ve başvurunun konusu olan işin Anayasa Mahkemesi'nin görevine girip girmediğini saptamaktan ibarettir. Bu evrede Anayasaya uygunluk denetiminin yapılmasında ve incelemenin sürdürülmesinde hukuksal ve anayasal yarar olup olmadığını araştırmak ve saptamak olanaksız ve gereksizdir. Hukuksal ve Anayasal yarar olup olmadığı ancak özün incelenmesi sonunda saptanabilir. Bu nedenle ilk inceleme evresinde, özün incelenmesinde hukuksal ve anayasal yarar kalmadığından söz edilemez. Bu itibarla ilk inceleme evresinde özün incelenmesinde hukuksal ve anayasal bir yarar olup olmadığının oylama konusu yapılmasına ilişkin, kararın ikinci bendindeki çoğunluk görüşüne karşıyım. 2 - Nitekim kimi üyeler Anayasaya aykırılık savına ilişkin yasa metnine yönelik itirazın incelenerek sonuca göre, itiraz konusu hükmün iptali gerekip gerekmeyeceğine karar verilmesi görüşünü savunmuşlardır. Öte yandan davanın açılışı tarihinde yürürlükte olan bir yasa hükmünün daha sonra Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilen 2319 sayılı Yasa ile aynı anlam ve içerikte olması ve 2324 sayılı Yasanın 6. maddesi hükmü karşısında Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilen yasalar hakkında iptal davası açılamaması bu davayı etkilemez. Davacı 2319 sayılı Yasa hükmünün iptalini değil, işten ayrıldığı tarihte yürürlükte olan ve 50 gün esası üzerinden kıdem tazminatı ödenmesini öngören toplu sözleşme hükmüne rağmen, kıdem tazminatının senelik 30 gün ücret üzerinden hesaplanmasını hüküm altına alan 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin 13. fıkrasının iptalini istemiştir. Bu Yasa Millî Güvenlik Konseyi Yasası olmadığından 2324 sayılı Yasanın getirdiği yasağın dışındadır. Bu itibarla davanın incelenmesine, Anayasaya aykırılığın gerçekleşmesi halinde iptal kararı verilmesine bir engel yoktur. Her ne kadar daha sonra Millî Güvenlik Konseyi'nce yürürlüğe konmuş olan 2319 sayılı Yasada aynı anlam ve içerikte bir hüküm kabul edilmiş ise de iptali istenen yasa ile 2319 sayılı Yasa ayrı ayrı yasalardır. Bu itibarla 2319 sayılı Yasa ile iptali istenilen yasa niteliğinde bir hükmün Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilmiş olması 2319 sayılı Yasadan müstakil bir varlığa sahip olan 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin 13. fıkrasına yönelik davanın görülmesine engel sayılamaz Dava konusu hükmün iptalinde yarar olup olmadığı hususuna gelince: Dava konusu hükmün iptali halinde toplu sözleşme geçerli kılınacağından davacının isteği, yerel mahkemece, hüküm altına alınacaktır. 2319 sayılı Yasa ile 854 sayılı Yasanın 51. maddesine eklenen fıkra mahkeme hükümlerinin icrasını engellemez. Mahkeme hükümlerinin yerine getirilmesi anayasal bir zorunluluktur. Kaldıki dava ek fıkra ile getirilen yasağın kapsamı dışındadır. Zira, gerek 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin 13. fıkrasında gerek 2319 sayılı Yasa ile değişik 20. maddenin 15. fıkrasında 30 günlük sürenin hizmet akitleri veya toplu iş sözleşmeleri ile değiştirilmesine cevaz verilmiş, ek maddenin getirdiği yasak süre yönünden kaldırılmıştır. Dava ise süre ile ilgilidir. Bu nedenle 30 günlük süreyi kamu düzeni ile ilgili saymak mümkün değildir. Kaldıki bu hususlar maddeyi uygulayacak olanları ilgilendiren hususlardır. Gerçi çoğunluk kararında (...Anayasa Mahkemesi'nin denetim sonunda verdiği karar, yalnızca kâğıt üzerinde kalmanın ötesinde hukuksal ve eylemsel bir sonuç ortaya koyamıyor ve bir anlam taşımıyorsa Anayasa Mahkemesi bu durumu görmezlikten gelemez. Daha da önemlisi, itiraz konusu yasa kuralının Anayasaya aykırı bulunması, 2324 sayılı Yasanın 6. maddesi karşısında, 2319 sayılı Yasanın itiraz konusu hüküm yerine koyduğu metni hukuken Anayasa değişikliği durumuna dönüşecek ve böylece Anayasa Mahkemesi kararı da anlamını yitirerek yoklukla eşdeğerde bir belge haline gelecektir.) denilmektedir. Biz çoğunluğun bu görüşüne katılmamaktayız. Zira denetim sonunda Anayasa Mahkemesi'nce verilecek iptal kararının kâğıt üzerinde kalması düşünülemez, iptal edilen hükmün o davada uygulanması mümkün değildir. Sonra çıkan yasada benzer hükmün yer alması ve sonra çıkan yasanın Millî Güvenlik Konseyi Yasası olması yönünden Anayasa niteliğinde bulunması ve iptalinin dava edilememesi yukarıda da açıklandığı üzere 1926 sayılı Kanuna ilişkin davalarda değil, 2319 sayılı Kanuna ilişkin davalarda düşünülecek ve geçerli olabilecek savlardır. Bu nedenle de çoğunluk kararının üçüncü bendine karşıyım. Üye Ahmet Salih Çebi KARŞIOY YAZISI Millî Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 3. maddesinde " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasaya aykırılığı iddiası ileri sürülemez." hükmü yer almıştır. Ayrıca aynı yasanın 6. maddesinde de " Millî Güvenlik Konseyi'nin bildiri ve kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle Konsey'ce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları da Kanun değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte ve metinlerinde gösterilen tarihlerde yürürlüğe girer" denilmiştir. 12 Temmuz 1975 günlü ve 1926 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilen 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 20. maddesi, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip 23.10.1980 günlü Resmî Gazete'de yayımlanan 2319 sayılı Kanunun 1. maddesi ile değiştirilmiştir. 1926 sayılı Kanun ile değişik 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 20. maddesinde yer alan tavan sınırlaması hükmü, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip yürürlüğe girmiş bulunan 2319 sayılı " Kanun" la değişmesi ve eski metinin yeni metin kapsamına alınması karşısında, artık Anayasaya uygunluk denetiminin yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle de Anayasaya aykırılık savının incelenmesine gerek yoktur. Yukarıda açıklanan nedenle çoğunluğun, eski metni Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi tutmasına ilişkin görüşüne karşıyız. Üye Ahmet Zeyneloğlu Üye Kenan Terzioğlu KARŞIOY YAZISI İstanbul 10. İş Mahkemesi, 20/4/1967 günlü, 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin 14. fıkrasında yer alan " Kıdem tazminatına esas alınacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarının, 1475 sayılı İş Kanunu'na göre tespit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının 7,5 katından fazla olamaz." biçimindeki hükmün iptalini istemiştir. Davacı vekili 10/5/1979 günlü dilekçesinde, anılan hükmün Anayasaya, aykırı olduğunu ileri sürmüş, bu savı ciddî bulan İş Mahkemesi, 334 sayılı Anayasa'nın 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi' ne başvurmuştur. Gemi adamı olarak, davalı D. B. Deniz Nakliyat Anonim Ortaklığı işyerinden 2/5/1978 günü isteği ile emekliye ayrılan davacı, üyesi olduğu sendika ile davalı arasında imzalanan 7. dönem toplu iş sözleşmesine göre kendisine beher hizmet yılı için 50 günlük ücret tutarında kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğini, davalının ise buna uymayarak 7,5 kat tavan sınırlamasını uygulayarak eksik ödemede bulunduğunu ileri sürmüştür. İş Mahkemesi'nin iptal isteğini içeren 9/10/1980 günlü kararı, Anayasa Mahkemesi'ne 4/3/1981 günü gelmiş, 1981/6 esasına kaydedilmiştir. Kıdem tazminatı, yasal koşulların gerçekleşmesi halinde, işveren tarafından işçiye ödenen bir paradır. Sözleşmenin haklı bir nedenle işveren tarafından feshi halinde işçiye ödenmesi gerekmeyen kıdem tazminatı, haksız fiilden ileri gelen tazminat ile 506 sayılı Yasada öngörülen gelirler türüne de benzememektedir. Kendisine özgü olan ve yasadan doğan bu tazminat, işten ayrılan işçinin yoksulluğa düşmemesi, işinde sebatla çalışması nedeniyle bir ödüllendirme olarak da nitelendirilebilir. 1475 sayılı İş Yasası'nın, 1927 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesinin kıdem tazminatına ilişkin hükmü Anayasa Mahkemesi'nin 23/1/1979 günlü, 1978/14 -1979/6 sayılı kararı ile biçim yönünden iptal edilmiş, bu karar 14/4/1979 günlü Resmî Gazete'de yayımlanmış; Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca tanınan bir yıllık süre 14/4/1980 günü son bulmuştur. Millî Güvenlik Konseyi'nce, 1475 sayılı İş Yasası'nın değişik 14. maddesi, 17/10/1980 günlü, 2320 sayılı Yasa ile değiştirilmiştir. Böylece, sözü edilen değişik 14. maddede, Anayasa Mahkemesi'nce biçim yönünden yapılan iptallerin yeri doldurulmuş, uygulama ceza yaptırımına bağlanmıştır. Millî Güvenlik Konseyi, 854 sayılı Deniz İş Yasası'nın 4/7/ 1975 günlü, 1926 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesini de, 17/10/ 1980 günlü, 2319 sayılı Yasa ile değiştirmiştir. Her iki yasa 23/ 10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur, iptali istenilen hüküm, Anayasa Mahkemesi'nin biçim yönünden kimi hükümlerini iptal ettiği, 1475 sayılı İş Yasası'nın 1927 sayılı Yasa ile değişik 14. maddesindeki kuralın bir benzeridir. 1926 sayılı Yasanın 'da 1927 sayılı Yasada olduğu gibi biçim yönünden eksik bulunduğu bir an için kabul edilse bile yapılan yasa değişikliği nedeniyle artık, davacının bir yararı kalmamıştır. Resmî Gazete'de hemen yayımlandıktan sonra Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayan Anayasa Mahkemesi kararlarının iptale ilişkin olanlarının geriye yürümeyeceği Anayasa'nın 152. maddesinin üçüncü fıkrası gereğidir. 1926 sayılı Yasa bakımından bir iptal hükmü bulunmadığına, 2/5/1978 günü isteği ile emekli olan davacının, 10/5/1979 günlü davasında ileri sürdüğü Anayasa'ya aykırılık savı üzerine, mahkemesince iptal isteğini içeren 9/10/1980 günlü karardan sonra, değişik 20. madde 17/ 10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasa ile değiştirilmiş olduğuna göre itiraz konusu hüküm bakımından Anayasa'ya uygunluk denetiminin sürdürülmesi gerekmez (Anayasa Mahkemesi'nin 27/11/ 1979 günlü, 1978/74 -1979/43 sayılı kararı, Resmî Gazete, Gün : 21/2/1980, Sayı: 16907). Ayrıca, şu yönü de belirtmek yerinde olacaktır; Anayasa Mahkemesi bir yasa hükmünü biçim, ya da esas yönünden iptal ettiği zaman önceki yasa kendiliğinden yürürlüğe girmez, kural olarak bir yasa hükmünün Anayasa ve İçtüzük kurallarına göre yeniden yasalaştırılması gerekir. Yasaların çıkarılmasında izlenen yöntem ve Anayasa Mahkemesi kararları bu doğrultudadır. Bunun dışında olan, Anayasa'nın bir hükmünü yürürlükten kaldıran yasanın iptali üzerine, Anayasa'da boşluk yaratılmaması ilkesine dayanılarak Anayasaya uygunluk denetiminin iptalden önceki hükme göre yapılmasıdır (Anayasa Mahkemesi Kararı: 19/10/1971 günlü, 40 - 73 sayılı, Resmî Gazete, gün : 2/7/1972, Sayı: 14233). Görülüyor ki, değişiklikten önceki 20. maddenin, ya da bunu değiştiren 1926 sayılı Yasanın itirazcı mahkemeye açılan davada, sonradan yürürlüğe konulan 2319 sayılı Yasa karşısında uygulanması ve Anayasa'ya uygunluk denetimine tâbi tutulması söz konusu olamaz. Cezaya ilişkin yasa hükümlerinin Anayasaya uygunluk denetiminde ise, yapılan değişikliğin bir eylemin suç olup olmadığı, suçluluğu ortadan kaldırıp kaldırmadığı, suç öğesi ve ceza miktarı bakımından sanığın durumunu ağırlaştıran nitelikte olup olmadığına bakılır. Örneğin, getirilen değişiklik Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesinde öngörülen " sanık yararına" ilkesine ters düşüyorsa değişiklikten önceki hüküm üzerinde inceleme sürdürülür (Anayasa Mahkemesi Kararları: 3/2/1981 günlü, 72 -12 sayılı; 3/2/1981 günlü, 45 -11 sayılı, Resmî Gazete, gün: 13/5/1981, Sayı: 17339). Olayda, uygulanacak yasa hükmü - kazanılmış haktan da söz edilmeyeceğine göre- kamu düzeni düşüncesiyle getirilen, fazla Ödemeye izin vermeyen, ayrıca ceza sorumluluğunu da öngören 2319 sayılı Yasadaki kurallardır. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin itiraz konusu hükmü Anayasaya uygunluk denetiminden geçirme yetkisi olup olmadığı sorunu üzerinde de durmak gerekir. Millî Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 3. maddesinde " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasa'ya aykırılığı iddiası ileri sürülemez." hükmü yeralmıştır. Ayrıca, aynı Yasanın 6. maddesinde de " Millî Güvenlik Konseyi'nin Bildiri ve Kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle Konsey'ce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları da kanun değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte ve metinlerde gösterilen tarihlerde yürürlüğe girer." denilmiştir. Bu yasal değişiklik karşısında, Anayasa Mahkemesi'nin denetim yetkisi bulunmadığı gözönünde tutularak itiraz davası reddedilmelidir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu KARŞIOY YAZISI Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 151. ve " Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun" un 27. maddeleri, bir davaya bakmakta olan mahkemenin; o dava nedeniyle uygulanacak Yasa Hükümlerini Anayasaya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varması halinde, iptali için, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yolunu açık tutmuş bulunmaktadır. 2/5/1978 gününde isteğiyle emekliye ayrılması üzerine, 21 yıl 7 ay süren çalışmasının karşılığı olarak İşveren D. B. Deniz Nakliyatı T.A.Ş. Genel Müdürlüğünce 931.246 TL. yerine 532.393,15 TL. kıdem tazminatı ödenmek suretiyle mağdur edildiğini öne sürerek, eksik yapılan ödemeye ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla, şimdilik 20.000 liranın hüküm altına alınması istemiyle dava açan gemi adamı davacı; kıdem tazminatına tavan sınırlaması getiren 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin onüç'üncü fıkrasında yer alan " Kıdem tazminatına esas olacak 30 günlük ücret tutarının beher yıl için nazara alınacak miktarı 1475 sayılı iş Kanunu'na göre tesbit edilmiş olan günlük asgarî ücretin 30 günlük tutarının yedibuçuk katından fazla olamaz" biçimindeki hükmün Anayasa'nın 2. ve 40. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürdüğüne, davaya bakan İstanbul 10. İş Mahkemesi de bu savı ciddi bularak sözü edilen Yasa kuralının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasını kararlaştırdığına göre, " itiraz yolu" nun işleyebilmesi için Anayasa'da ve 44 sayılı Yasada öngörülen tüm koşulların gerçekleştiğinde kuşku kalmamıştır. (İtiraz yoluna başvuran mahkeme), (bakılmakta olan dava) ve (uygulanacak hüküm) öğeleri yönünden, Anayasaya uygunluk denetimi yapılmasına engel bir durumla karşılaşılmamış olması nedeniyle, konuya, çoğunluk kararının temel dayanağını oluşturan " hukukî yarar" açısından yaklaşılmasında ve bu yönden açıklık kazandırılmasında zorunluluk vardır. " 584 sayılı Deniz İş Kanununun 4/7/1975 tarihli, 1926 Sayılı Kanunla Değişik 20 nci maddesinin Değiştirilmesi ve 51 inci maddesine bir Fıkra Eklenmesi Hakkında" ki 2319 sayılı Yasa 17/10/1980 gününde kabul edilerek, 23/10/1980 günlü, 17140 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve 3. maddesinin açık anlatımı karşısında, 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesini değiştiren 1. maddesi 12/9/1980 gününde, aynı Yasanın 51. maddesine bir fıkra ekleyen 2. maddesi ise yayımlandığı gün yürürlüğe girmiştir. 2/5/1978 gününde isteğiyle emekli olan davacı gemi adamının emekliye ayrılmasından yaklaşık 2,5 yıl sonra yürürlüğe giren, dolayısıyla emeklilik işleminin ve kıdem tazminatına ilişkin ödemenin yapıldığı dönemde yürürlük ve geçerliliğinden söz edilmemesi gereken 2319 sayılı Yasanın, 854 sayılı Deniz iş Kanunu'nun 4/7/1975 günlü ve 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesini değiştiren 1. maddesi hükümlerinin bakılmakta olan davada uygulama yeri ve olanağı yoktur. Kıdem tazminatına ilişkin uygulamanın yasal dayanağını, davacının isteği doğrultusunda emeklilik işleminin yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan Yasa hükümleri oluşturacağı, itirazcı Mahkemenin elindeki davada, bu nedenle, 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin onüç'üncü fıkrası uygulanacağı, 17/10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddeleriyle yürürlüğe konan hükümler ve 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun'un 3. ve 6. maddeleri ise bu davayı doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemeyeceği; daha açık bir anlatımla, emeklilik işleminin olgunlaştığı gün bakımından, uyuşmazlığın çözümlenmesinde, 17/10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasanın 1. maddesiyle getirilen yeni hükümlere dayanılamayacağı, bu Yasanın 2. maddesiyle 854 sayılı Deniz İş Kanunu'nun 51. maddesine eklenen fıkra ise, doğrudan doğruya 2319 sayılı Yasanın 1. maddesinde yer alan kuralların uygulanmasını zorunlu kılan koşullara karşın, bu madde hükümlerine aykırı harekette bulunarak, kıdem tazminatının öngörülen esaslar dışında veya saptanan miktar veya tavan aşılarak ödenmesi için emir veya talimat verenler veya bu yolda hareket edenler hakkında uygulanacak yaptırımları içermekte olduğu, 2319 sayılı Yasanın 1. ve 2. maddelerinin yürürlük ve geçerliliklerini 12/9/1980 ve 23/10/1980 günlerinden önceye, özellikle emeklilik işleminin yapıldığı döneme kadar götürmeye olanak bulunmadığı esasen, 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Yasanın 6. maddesinde de, Millî Güvenlik Konseyi'nin Bildiri ve Kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle Konsey'ce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan Yasaların Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki yasalara uymayanları da yasa değişikliği olarak " yayımlandıkları tarihte ve metinlerinde gösterilen tarihlerde" yürürlüğe girecekleri açıkça belirlendiği cihetle, 854 sayılı Deniz İş Kanunu' nun 4/7/1975 günlü, 1926 sayılı Yasayla değiştirilen 20. maddesinde yer alan itiraz konusu kuralın Anayasa'ya uygunluk denetimi dışında bırakılması Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Yasanın 27. maddelerinin anlam ve amacına aykırı düşmektedir. Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istenen Yasa metnine yöneltilen itirazın incelenmesinde yasal zorunluluk bulunması, bu incelemenin yapılmasındaki hukuki yararı da açıklıkla ortaya koymaktadır. Kaldı ki, itiraz konusu hükmün iptali yoluna gidildiği takdirde, Toplu Sözleşme hükümleri de geçerlilik kazanacağına göre, tersine uygulama, sonuç ne olursa olsun, Anayasa'ya uygunluk denetiminin sağlayacağı " hukuki yarar" ın gerçekleşmesini engelleyecektir. " 2319 sayılı Yasanın, 20. maddeyi değiştirerek, itiraza konu edilen hükmü aynı anlam ve içerikte yinelemesi, ayrıca bu Yasanın 51. maddesine eklediği fıkra hükmü karşısında, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Yasa hükümleri de gözönüne alındığında, Anayasa'ya aykırılık savına ilişkin Yasa metnine yöneltilen itirazın incelenmesinde hukukî yarar kalmadığı" na işaret olunarak " itirazın incelenmeksizin reddi" doğrultusunda oyçokluğuyla oluşturulan karara yukarıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım. Üye Necdet Darıcıoğlu KARŞIOY YAZISI Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 27. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir yasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı görür ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa'ya aykırılık itirazıyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi'nin yetkisi bu itirazın " bir davaya bakmakta olan mahkemece" yapılıp yapılmadığını ve itiraz konusu edilen kuralın o davada " uygulanacak kural" olup olmadığını saptamaktır. Anayasa Mahkemesi, böylece, konunun kendi yetkisi içine girip girmediğini belirler. Mahkeme, yetkisine giren bir konuda Anayasa'nın 147. maddesi uyarınca Anayasa'ya uygunluk denetimi yapmakla görevlidir. Anayasa Mahkemesi'nin, Anayasa'da yer almamasına karşın, iptal davaları için 44 sayılı Yasanın 26. maddesinde, itiraz yoluyla gelen işlerde ise Mahkemenin İçtüzüğünün 15. Maddesinde öngörülen ilk inceleme yetkisi, yalnızca başvurma dilekçe ve eklerindeki noksanlıkların tamamlanması amacıyla sınırlıdır. Anayasa Mahkemesi'ne, ne Anayasa, ne 44 sayılı Yasa ve ne de içtüzükle Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılmasında ve incelemenin sürdürülmesinde " Hukuksal ve Anayasal yarar olup olmadığını" incelemek yetkisi verilmemiştir. Özellikle, işin esasına girilmeden, dilekçe ve eklerindeki noksanlıkların tamamlanması amacıyla yapılan ilk inceleme evresinde " Anayasal denetimde hukuksal yarar bulunup bulunmadığı" oylanamaz. Çünkü Anayasa ve yasada böyle bir yetki bulunmadığı gibi, çoğu zaman, işin esasına girilmeden " hukuksal yarar" bulunup bulunmadığı da anlaşılamaz. Kaldı ki, Anayasa'ya aykırılığın veya uygunluğun saptanması bile başlı başına Anayasal ve hukuksal yarar sağlar. Anayasa Mahkemesi'nin esas görevi de budur. Anayasa Mahkemesi'nin çoğunlukla verdiği kararda belirtilen itiraz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı bulunarak iptali durumunda, 854 sayılı Deniz iş Yasası'nın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesini aynı doğrultuda ve içerikle değiştiren ve 51. maddesine bir fıkra ekliyen 17/10/1980 günlü, 2319 sayılı Yasanın getirdiği ek fıkranın yürürlükte bulunduğu dönemde toplu sözleşmedeki esaslara göre ödeme yapılamıyacağından, Anayasa'ya aykırılık itirazının incelenmesinde hukuksal yarar bulunmadığı yolundaki görüşe de aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı bulamamaktayız. İtiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne getirilen itiraz konusu yasa hükmünün iptali durumunda uyuşmazlık, emeklilik işleminin tamamlandığı tarihte yürürlükte bulunan Deniz İş Yasası'nın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin iptal edilmiyen hükümlerine göre çözümlenir. Bu durumda, 854 sayılı Yasanın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinin yürürlükte kalan hükümlerine ve toplu sözleşmeye göre hesaplanacak kıdem tazminatının 2319 sayılı Yasanın yürürlüğe girdikten sonra ödenmesi, 2319 sayılı Yasayla 51. maddeye eklenen fıkranın kapsamı dışında kalır ve bu fıkraya göre bir ceza yaptırımının uygulanmasını gerektirmez. Çünkü, söz konusu ek fıkra, kıdem tazminatının, 854 sayılı Yasanın 2319 sayılı Yasayla değişik 20. maddesinde belirtilen ilkeler dışında ödenmesine karşı bir ceza yaptırım hükmüdür. Nitekim, ek fıkrada " 20 nci madde hükümlerine aykırı harekette bulunarak..." kıdem tazminatının ödenmesinden söz edilmektedir. Ek fıkrada sözü geçen 20. maddenin Deniz İş Yasası'nın 2319 sayılı Yasayla değişik 20. maddesi olduğunda kuşku yoktur. 2319 sayılı Yasanın 1. maddesi 12/9/1980 gününde, ek fıkrayı içeren 2. maddesi ise yasanın yayımlandığı 23/10/1980 gününde yürürlüğe girmiştir. Olayda olduğu gibi, 1978 yılındaki emeklilik işlemi nedeniyle Deniz İş Yasası'nın 1926 sayılı Yasayla değişik 20. maddesine göre hesaplanacak ve tahakkuk ettirilecek kıdem tazminatının, 23/10/1980 tarihinde yürürlüğe giren ek fıkra nedeniyle ödenemeyeceğini düşünmek, 2319 sayılı Yasanın yürürlük tarihim işlemin yapıldığı 1978 yılı öncesine götürmek olur. Söz konusu 20. maddenin 2319 sayılı Yasayla aynı anlam ve içerikle değiştirildiği görüşü de tartışma götürür. Yeni metin, aynı anlam ve içerikte olsaydı, eski metnin değiştirilmesine gerek kalmazdı. Yasanın başlığında " 854 sayılı Deniz İş Kanunu' nun 4/7/1975 tarihli, 1926 sayılı Kanunla Değişik 20 nci maddenin Değiştirilmesi... Hakkında Kanun" denmesi maddenin değiştirildiğini açıkça vurgulamaktadır. Nitekim eski metnin yargı organlarınca yorumlanması ve uygulama, maddenin 2319 sayılı Yasayla değişik biçiminden ayrı olmuştur. Bir an için, maddenin 2319 sayılı Yasayla değişik biçiminin eski metinle aynı nitelikte olduğu kabul edilse bile, madde değişikliği kendi yürürlük gününde uygulamaya girer. Yeni metnin uygulanmasında yasadaki ilkelere uyulmaması bir ceza yaptırımına bağlanmışsa, bu yaptırım ancak maddenin değişik biçimine göre yapılan aksaklıklar nedeniyle uygulanabilir. Böylece, 1978 yılında hak kazanılan kıdem tazminatını hesaplamada uygulanacak hükmün Anayasa'ya aykırı bulunarak iptali durumunda davacının hukuksal yararı bulunmaktadır. Kaldı ki, tüm bu incelemelerin işin esasına girilmeden yapılması olanağı bulunmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'ya aykırılık itirazıyla kendisine başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada hukuksal yararın bulunup bulunmadığını incelemek yetkisi de yoktur. Bunu saptamak yerel mahkemenin görevidir. Açıklanan nedenlerle işin esasına geçilmesi gerektiği oyu ile kararın 2. ve 3. Bölümlerine karşıyız. Üye Yılmaz Aliefendioğlu Üye Yekta Güngör Özden

  13. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1981/7 K. 1981/19

    İlk - Ret vd.09.04.1981

  14. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/76 K. 1981/16

    Esas - Ret09.04.1981

    İTİRAZIN KONUSU: Türk Ceza Yasasının 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralarında yer alan kuralların, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu öne sürülerek iptallerine karar verilmesi isteminden ibarettir.

  15. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1981/5 K. 1981/14

    İlk - Ret vd.18.03.1981

    İTİRAZIN KONUSU : 506 sayılı Kanuna 2167 sayılı Kanunla eklenen Ek 7. maddenin birinci fıkrasının, (B) ve (D) bentlerinin ve Ek 8. maddesinin iptali istemidir. I - OLAY : 5284897 Sigorta Sicil numaralı olup yaşlılık aylığına hak kazanması sonucu 4/1/1979 gününde tahsis isteğinde bulunması üzerine kendisine 506 sayılı Yasaya, 2167 sayılı Yasayla eklenen Ek 7. madde uyarınca 5. derecenin 3. kademesi (gösterge: 534) üzerinden yaşlılık aylığı bağlanmış bulunan davacı 28/12/1979 günlü dava dilekçesinde; yaşlılık aylığının 506 sayılı Yasanın 61. maddesi gereğince bağlanmasını önleyen, 2167 sayılı Yasayla getirilen Ek 7. maddesinin öngördüğü yeni düzenlemenin, yani gösterge ve katsayı esasının uygulanması sonucu düşük dereceden emekli olduğunu; bu yasa uyarınca yapılan uygulamanın hem 506 sayılı Yasanın 60. maddesindeki temel ilkeleri bozucu, hem de Anayasa'nın eşitlik ve sosyal güvenlik ilkelerine aykırı bir nitelik taşıdığını ileri sürerek bu hususun tesbiti ile giderilmesini istemiştir. Mahkemece bu iddia Anayasa'nın 2. maddesinde söz konusu edilen sosyal hukuk devleti ilkesiyle, 12. maddesinde yazılı eşitlik ilkesi yönlerinden ciddî bulunarak iptal için Anayasa'nın değişik 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar verilmiştir. III - METİNLER : l - 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na 2167 sayılı Kanun ile eklenen ve iptali istenen Ek 7. maddenin birinci fıkrasının, (B) ve (D) bentleriyle Ek 8. maddesi aynen şöyledir : " Ek Madde 7 - İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortaları ile, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanacak gelir ve aylıklar; bu kanuna ekli tabloda belirtilen göstergeler ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun değişik 154. maddesi uyarınca genel Bütçe Kanunu ile tesbit edilen katsayı esas alınmak suretiyle aşağıda belirtildiği şekilde ayarlanır. B) 506 sayılı Kanunun, 55, 61 ve 67. maddelerine göre aylık bağlamaya esas ortalama yıllık kazancının 12 de biri, aylık talep veya ölüm tarihinden önceki takvim yılında geçerli katsayıya bölünür. Bulunan sayıya gösterge tablosunda, eşit veya en yakın büyük sayı, sigortalının aylığının göstergesi olarak kabul edilir. D) A, B ve C fıkraları ile geçici 5. maddeye göre tesbit edilen göstergeler, her yıl genel bütçe kanunu ile kabul edilen katsayı ile çarpılır. Bulunan miktar, aylık veya gelir bağlamaya esas olan hisse ve oranlar ile çarpılmak suretiyle sigortalının aylık ve geliri hesaplanır." " Ek Madde 8 - En düşük göstergenin katsayı ile çarpımı, iş Kanunu'na göre tesbit edilen asgarî günlük kazancın aylık tutarının gerisinde kalması halinde, en geç 2 senede bir. Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu'nca gösterge tablosu yeniden düzenlenir. Yeni gösterge tablosunda, asgarî günlük kazancın yıllık tutarı, son takvim yılına ait katsayıya bölünmek suretiyle bulunan neticeye eşit veya en yakın (30 a bölünebilen) bir sayı en küçük gösterge olarak tesbit edilir. Bu yeni en düşük göstergeden hareket edilerek derece ve kademe sayıları ve göstergeler arasındaki fark değiştirilmeden, mevcut sistem aynen muhafaza edilerek, gösterge tablosu yeniden düzenlenir ve aylık ve gelir alanların yeni göstergeleri, eski derece ve kademelerine göre tayin edilir." 2 - Dayanılan Anayasa Maddeleri : " Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." " Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

  16. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/45 K. 1981/11

    Esas - Ret03.02.1981

    İTİRAZIN KONUSU : Türk Ceza Yasası'nın 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddesinin üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasa'nın 12., 20. ve 32. maddelerine aykırı olduğu öne sürülerek iptallerine karar verilmesi isteminden ibarettir. I - OLAY : Biri Töb - Der, öteki Halkevi ve İGD üyesi olan sanıklar, 8/8/1979 gününde, Kemer Köprü mahallesi Yukarı Sokaktaki evlerin duvarlarına ideolojik nitelikte yazı yazarken yakalanmışlar ve Cumhuriyet Savcılığınca haklarında Türk Ceza Yasası'nın değişik 536/3-6. maddeleri uyarınca kamu davası açılmıştır. Sanıkların vekili Türk Ceza Yasası'nın sözü geçen maddesinin tümüyle Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürmüş, bu itirazı ciddî bulan mahkeme, bu maddenin üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasa'nın 12., 20. ve 32. maddelerine aykırı olduğu kanısına vararak iptalleri için Anayasa'nın değişik 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar vermiştir. III - METİNLER : l - Türk Ceza Yasası'nın 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik, itiraz konusu kuralları da içeren, 536. maddesi şöyledir : " Madde 536 - Her kim, belediyeler, köy ihtiyar kurulları veya yasalarla yetkili kılınmış diğer makamlarca önceden ayrılmış ya da oturulan yerler dışında, o yerin en büyük mülkiye amirine yapılacak bir başvuru üzerine ayrılan yerlere, izin almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde, basılı olan veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü resim, yazı ve işaretler veya bunları içeren kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asar veya yapıştırırsa veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyar veya bu yerlere yazı yazar, resim ya da işaret yaparsa, eylem başka bir suç oluştursa bile ayrıca altı aydan bir yıla kadar hafif hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır. Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes tarafından görülebilecek yerlerde veya her türlü taşıt araçları veya kamu hizmetlerine ait iletişim araçları veya kamu hizmetine ayrılmış veya özel kişi ve kuruluşlara ait işaret veya levhalar üzerinde işlenirse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve ikibin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz. Yukarıdaki fıkralardaki eylemleri küçüklere veya ceza ehliyeti olmayan kişilere işletenlere yukarıdaki fıkralar uyarınca verilecek cezalar yarısı kadar artırılır. Yukarıdaki fıkralardaki eylemler, siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından bir suçu oluşturmazsa yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar onda birine kadar indirilebilir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelenemez ve bunların yerime 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz. Bu maddede suç sayılan eylemlerin işlenmesinden dolayı sebebiyet verilen zararların tazminine ayrıca hükmolunur. Görenek ve geleneklere göre asılacak kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerleri bu madde hükümleri dışındadır. 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun hükümleri saklıdır." 2 - 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun ilgili 4. ve 6. maddeleri de şöyledir : " Madde 4 - Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece, 1 - Kabahatlerde beher gün karşılığı 50 ilâ 100 lira hafif, cürümlerde 100 ilâ 200 lira hesabıyla ağır para cezasına, 2 - Aynen iade veya tazmine, 3 - Altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslâh kurumuna devam etmeye, 4 - Bir yılı geçmemek kaydıyla muayyen bir yere gitmekten, bazı faaliyetleri veya meslek ve sanatı icradan men'e, 5 - Her nev'i ehliyet ve ruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar muvakkaten geri alınmasına, Çevrilebilir. Suç tarihinden önce, para cezasına veya tedbire çevrilmiş olsa dahi, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilmemiş olanlar hakkında hükmolunan otuz güne kadar (otuz gün dahil) hürriyeti bağlayıcı cezalarla, suç tarihinde 18 yaşını ikmal etmemiş olanların mahkûm edildikleri kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yukarıki bendlerde yazılı ceza veya tedbirlerden birine çevrilir. Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza uzun süreli de olsa fail hakkında bu maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendi hükmü uygulanabilir. Uygulamada asıl ceza, bu madde hükümlerine göre para cezasına veya tedbire çevrilen hürriyeti bağlayıcı cezadır. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları, birinci fıkranın 2, 3, 4 ve 5 numaralı bentlerinde yazılı tedbirlerden birine çevrilmiş olanlardan tedbir hükümlerini Cumhuriyet Savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içerisinde yerine getirmeyenler veya hükmün gereklerine aykırı hareket edenlerin tedbire çevrilmiş olan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarının, tedbir hükümlerine muhalefetlerinin derecesine göre kısmen veya tamamen infazına veya infaz olunmamasına hükmü veren mahkemece karar verilir. Tedbire ilişkin hükümlere muhalefet, haklarında ikinci fıkra hükmü uygulanmış olanlar tarafından vukubuldukta; tedbir, hükmü veren mahkemece birinci fıkrada yazılı esaslar dairesinde para cezasına çevrilir. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen para cezasını hükmünde taksit öngörülmüş ise taksit süreleri, aksi halde 5 inci maddenin 8 inci fıkrasında yazılı süreler içerisinde ödemeyenlerin işbu cezaları mahkemece, hükümde bir günlük hürriyeti bağlayıcı ceza ne miktar para cezasına karşılık tutulmuş ise aynı miktar üzerinden hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilir. Tedbir hükümlerinin yerine getirilmesi hükümlünün ihtiyarında olmayan sebepler yüzünden imkânsız hale gelmişse hükmü veren mahkemece bu tedbir yerine başka bir tedbire hükmolunur. Bu madde hükümleri, sırf askerî suçlar ile askeri disiplin suçları ve birinci fıkranın 3 ve 4 numaralı bendi hükümleri de subaylar, askerî memurlar ve astsubaylar hakkında uygulanmaz." " Madde 6 - Adliye mahkemelerinde para cezasından başka bir ceza ile mahkûm olmayan kimse, işlediği suçtan dolayı ağır veya hafif para veya 6 aya kadar ağır hapis veya bir yıla kadar hapis veya hafif hapis cezalarından biri ile mahkûm olur ve geçmişteki haliyle ahlâkî temayüllerine göre cezasının ertelenmesi, ileride cürüm işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse bu cezanın ertelenmesine hükmolunabilir. Bu halde ertelemenin sebebi hükümde yazılır. Fiilin işlendiği zamanda 15 yaşını bitirmemiş küçüklerin mahkûm oldukları ağır hapis cezası iki seneden, hapis ve hafif hapis cezası üç seneden; 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını ikmal etmemiş olanlar ile 70 yaşına varmış ihtiyarların mahkûm oldukları ağır hapis cezası bir seneden, hapis veya hafif hapis cezası iki seneden fazla olmadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanabilir. Bazı suçlara ilişkin cezalar ile askerî suçlar ve disiplin suçlarına ilişkin cezaların ertelenemeyeceğine dair özel kanun hükümleri saklıdır." 3 - Dayanılan Anayasa kuralları: " Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." Madde 20 - Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklıyabilir ve yayabilir. Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz." " Madde 32 - Hiç kimse, kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz." IV - İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Rüştü Aral, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N. Tanyıldız, Bülent Olçay ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 3/6/1980 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında sınırlama konusu üzerinde durulmuştur. Cumhuriyet savcısı, sanıklar hakkında açtığı kamu davasını Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasa ile değişik 536/3-6. maddesine dayandırmış ve iddianamede eylemi, biri Töb - Der üyesi, ötekisinin de hem İGD, hem 'de Halkevi üyesi olan sanıkların, evlerin duvarlarına ideolojik nitelikte yazı yazarlarken yakalandıkları biçiminde tanımlamış, sanıkların vekillerinin Anayasa' ya aykırılık savını ciddî bulan mahkeme anılan maddenin üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğundan ve iptaline karar verilmesinden söz ederek, gerekçesini bu doğrultuda öne sürdüğü görüşlere dayandırmıştır. Sanıkların belli derneklerin üyesi olarak evlerin duvarlarına ideolojik nitelikte yazı yazarken yakalandıkları biçiminde eylem vasıflandırıldığına ve haklarındaki kamu davası da sözü edilen 536. maddenin üçüncü ve altıncı fıkraları uyarınca açıldığına göre, davada uygulanacak hükümlerin, 536. maddenin . üçüncü fıkrası ile altıncı fıkrasının, bu fıkrada yazılı " üçüncü" sözcükleri olduğu ve dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ve altıncı fıkrası hükmünün " üçüncü" sözcüğü ile sınırlandırılarak incelenmesi 3/6/1980 gününde kararlaştırılmıştır. Nihat O. Akçakayalıoğlu, incelemede sınırlandırmaya yer olmadığını belirtmiş, Necdet Darıcıoğlu, Bülent Olcay ve Yekta Güngör Özden, sınırlamanın 536. maddenin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ve altıncı fıkranın " ikinci ve üçüncü" sözcükleriyle, Ahmet Salih Çebi'de söz konusu sınırlamanın, 536. maddenin üçüncü fıkrasının ikinci fıkra ile altıncı fıkranın " üçüncü" sözcüğünün ikinci fıkra açısından yapılması gerektiği düşüncesini öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır. V - ESASIN İNCELENMESİ : İşin esasına ilişkin rapor, mahkemenin gerekçeli kararı ve ekleri, itiraz konusu yasa hükümleri ile Anayasa'ya aykırılık savına dayanak tutulan Anayasa kuralları; bunlarla ilgili yasama belgeleri ve öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : A - Sanıkların, kendilerine yükletilen suçu 8/8/1979 gününde işledikleri, iddianamedeki ve suçüstü tutanağındaki açıklamalardan anlaşıldığından, işin esasına ilişkin incelemenin sınırlandırılarak yapılmasına Anayasa Mahkemesi'nin 3/6/1980 gününde yaptığı ilk inceleme toplantısında karar verilmiş bulunmaktadır. Esasın incelenmesi amacı ile yapılan 3/2/1981 günlü toplantıda ise, kimi üyelerce, Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü fıkrasının, 10/1/1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasayla değiştirildiği ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi' nin bu işteki yetkisi de sona erdiği öne sürülmüş bulunduğundan, konunun önce bu açıdan incelenmesi gerekmektedir. l - Konu üzerindeki incelemeye geçilmeden önce, 10/1/1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 20. maddesi uyarınca yayımlandığı gün yürürlüğe giren 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasayla değiştirilen 536. maddenin üçüncü fıkrasını incelemede yarar ve gerek vardır. Sözü edilen 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen Türk Ceza Yasası' nın 536. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir : " Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemler derneklerin veya benzeri kuruluşların veya kanun dışı vücuda getirilen veya kanuna aykırı faaliyetleri sebebiyle kapatılan dernek veya diğer kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle veya mensup olmasalar bile bu kuruluşların adına veya adları kullanılarak yapıldığı takdirde sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz." 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 1. maddesinde " 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile değişiklikleri, aşağıdaki maddelerde belirtilen istisnalar saklı kalmak üzere, yeni bir Anayasa kabul edilip yürürlüğe girinceye kadar yürürlüktedir" denildikten sonra, üçüncü maddesinde de " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasa'ya aykırılığı iddiası ileri sürülemez" hükmü öngörülmektedir. 334 sayılı Anayasa'nın yürürlükte olan hükümlerine göre, Anayasa'ya aykırılık iddiası iki yolla ileri sürülebilir. Bunlardan birincisi Anayasa'nın 149. maddesinin düzenlediği iptal davası, ikincisi de Anayasa'nın 151. maddesinin düzenlediği itiraz yoludur. 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Yasa, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleriyle, yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunlara karşı, tıpkı 334 sayılı Anayasa'nın Geçici 4. maddesinin üçüncü fıkrasında olduğu gibi, iptal davası ve itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi' ne başvurma yollarını kapatmasına karşın, Milli Güvenlik Konseyi'nden önce çıkarılmış yasa hükümleri üzerinde Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılmasını engellemiş değildir. Bu bakımdan, eski bir yasaya karşı yapılmış bir başvuruda yerel mahkemenin değişiklikten önceki hükmü uygulama durumu sürdükçe, o hükmün Millî Güvenlik Konseyi'nce sonradan değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa'dan kaynaklanan inceleme yetkisini engellemiyeceği açıktır. Bu görüşe Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu katılmamışlardır. 2 - İşin bu aşamasında, yerel mahkemenin elindeki ceza davasında Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddenin üçüncü fıkrasının mı, yoksa 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkranın mı uygulanması gerektiği araştırılmalı ve durum saptanmalıdır. Çünkü, mahkeme eski hükmü uygulama durumunda ise, Anayasa Mahkemesi'nin, bu hükmü Anayasaya uygunluk denetiminden geçirmesi, şayet hüküm uygulanacaksa, başvuruyu 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Yasanın 3. maddesi uyarınca yerel mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddetmesi gerekmektedir. Ceza Hukukunun temel ilkelerinden olan ve aynı zamanda Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesinde " Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşir olunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehine olan kanun tatbik ve infaz olunur." biçiminde yer alan hükme göre eski ya da yeni hükümden hangisinin sanık yararına olduğu incelenip saptanmalıdır. Her iki metnin karşılaştırılması sonucunda, ceza miktarında bir değişiklik yapılmamış olmakla birlikte, yeni metnin taşıdığı öğeler yönünden sanık aleyhine olduğu başka açıklamayı gerektirmiyecek biçimde belirgin bulunduğundan, Anayasaya uygunluk denetiminin 2248 sayılı Yasa ile getirilen metin üzerinde sürdürülmesine karar verilmelidir. Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu bu görüşe katılmamışlardır. B - Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddenin üçüncü fıkrasının Anayasaya aykırılığı sorununa gelince : Mahkeme, cezanın eylemi değil kişiyi hedef aldığını, dernekle ilgisi olmayan bir eylemden dolayı sırf dernek üyesi olması nedeniyle bir kişiye verilen cezanın artırılmasının temel hakların ihlali olduğunu öteki gerekçelerle birlikte öne sürmekte ve bu durumun Anayasa'nın 12., 20. ve 32. maddelerine aykırılığı oluşturduğunu iddia etmektedir. l - Yasa Koyucu, dernek ya da benzer nitelikte örgütlenmeler suretiyle toplumsal suçların daha kolaylıkla işlenebildiğim ya da suç işleyenlerin gerek kendilerinin gerek suç eşya ve vasıtalarının buralarda gizlenmesini gözönüne alarak bu gibi kuruluş mensuplarına verilecek cezaların etkinliğini sağlamak için bu durumu kanuni şiddet sebebi saymıştır. Hemen açıklamak gerekir ki, Yasa Koyucunun, mahkemenin öne sürdüğü gibi, bir kimseyi salt bir dernek ya da benzeri kuruluşun üyesi olması nedeniyle bu durumu şiddet sebebi saydığı ve hükmü bu amaçla düzenlediği düşünülemez. Sanığın, mensup olduğu kuruluşla işlediği fiil arasında bir ilişki bulunması, hiç olmazsa o eylemin o kuruluşun paralelinde bulunan öteki kuruluşlar yararına yapılmış olduğunun kanıtlanması gerekir. Nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi de, suç konusu afiş muhtevası ile sanığın bağlı olduğu dernek arasında hiçbir bağ olmadığı halde, cezanın, söz konusu fıkra ile artırılmış olmasını kanuna aykırı bulmuş ve hükmü bozmuştur. (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 9/11/1980 günlü, 1980/4171 - 4258 sayılı karar). Bu tür düzenlemenin Anayasa'nın 12. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesini bozduğundan söz edilemez. Anayasa Mahkemesi'nce başka itirazlar nedeniyle verilen 29/4/1980 günlü, Esas: 1979/37, Karar : 1980/26, 4/12/1980 günlü, 1980/43-64 ve aynı gün, 1980/58-66 sayılı kararlarda açıklanan gerekçelerin burada yinelenmesine gerek görülmemiştir. Mahkeme Anayasaya aykırılık konusunda Anayasa'nın 20. ve 32. maddelerini de öne sürdüğünden konuya kısaca değinmekte yarar görülmüştür. Kişilerin, düşünce ve kanaat özgürlüklerini hukuksal ve yasal yollardan açıklamaları gerekir. Anayasa'nın 11. maddesi, hakların kötüye kullanılmasına izin vermediği gibi buna aykırı davranışlara ilişkin ceza yaptırımlarının kanunda gösterileceğini belirtmektedir. Yasanın 536. maddesinde yasaklanan eylemi, düşüncenin yasaklandığı biçiminde göstermeye olanak yoktur. Anayasa'nın 32. maddesi ise kanuni yargı yolunu düzenlemektedir. Konunun bu hükümle ilişkin bir yönü görülememiştir. Özet olarak itiraz konusu üçüncü fıkra hükmünün Anayasa'nın 12., 20. ve 32. maddelerine ya da başka hükümlerine aykırı bir yönü görülemediğinden itirazın reddine karar verilmelidir. Nihat O. Akçakayalıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden bu görüşe katılmamışlardır. C - Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin altıncı fıkrası kuralının, aynı maddenin üçüncü fıkrası açısından Anayasaya aykırılığı sorunu : Anılan fıkra kuralı, belirtilen sınır içinde, daha önce aynı nitelikte bir başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce incelenmiş ve Anayasaya aykırılık savı yerinde görülmeyerek, 11/12/1980 günlü, Esas : 1980/43, Karar: 1980/64 sayılı kararla itirazın reddine karar verilmiş bulunmaktadır. Sözü geçen kararda yer alan ve bu itirazda da geçerliliğini koruyan gerekçelerin burada yinelenmesine gerek görülmemiştir. Aynı nedenlerle bu hükme yöneltilen itirazın da reddine karar verilmelidir. VI - SONUÇ : 1 - Türk Ceza Yasası'nın 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değiştirilen ve 3/6/1980 günlü ilk inceleme kararı ile sınırlandırılarak esasının incelenmesine karar verilen 536. maddesinin üçüncü fıkrası hükmünün 10/1/1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete ile yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren " Türk Ceza Kanunu'nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına, Bazı Maddelerine Yeni Fıkralar Eklenmesine Dair" 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasayla değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin elindeki işte, 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddenin üçüncü fıkrası ve altıncı fıkranın " üçüncü" sözcüğü hükümlerini inceleme yetkisini etkilemediğine, Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 2 - Anayasa'ya uygunluk denetiminin, görülmekte olan davada uygulanma durumunda bulunan 2248 sayılı Yasanın metinleri üzerinde yapılmasına Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 3 - Söz konusu bu hükümlerin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 3/2/1981 gününde karar verildi. Başkan Şevket Müftügil Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu Üye Ahmet Salih Çebi Üye Muammer Yazar Üye Ahmet Zeyneloğlu Üye Hakkı Müderrisoğlu Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzioğlu Üye Orhan Onar Üye Necdet Darıcıoğlu Üye İhsan N. Tanyıldız Üye Yılmaz Efendioğlu Üye Yekta Güngör Özden KARŞIOY YAZISI Sanıkların yazı yazdıkları yer Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan yerlerdendir. Davada belli derneklerin üyesi oldukları halde evlerin duvarlarına ideolojik nitelikte yazı yazmaktan açılmış ve haklarında Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü ve altıncı fıkralarının uygulanması istenmiştir. Üçüncü fıkra aynen şöyledir. " Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz." Görülüyor ki bu fıkra sanığın kimliğini belirlemekte eylemi belirtmemektedir. Eylem maddenin 1. ve 2. fıkralarında belirtilmektedir. Sanıklara yüklenen eylem ise 2. fıkranın kapsamına girmektedir. Bu nedenle 3. fıkranın yalnız başına uygulanma olanağı yoktur. Yollama yaptığı fıkralardan sanıkların eylemlerini belirten 2. fıkra ile birlikte incelenmesi ve bu itibarlada sınırlamanın Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin 3. fıkrasının 2. fıkra ile 6. fıkrasının " üçüncü" sözcüğünün yine 2. fıkra açısından yapılması düşüncesiyle ilk inceleme kararındaki çoğunluk görüşüne karşıyım. Üye Ahmet Salih Çebi KARŞIOY YAZISI Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin iptali istenen hükümleri 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte yeniden yasama işlemine tabi tutulmuş, eski hükümler aynen kabul edilmekle beraber önce madde metninde bulunmayan eylemler bu sefer metne dahil edilmiştir. Eski hükümler Anayasaya aykırı olsa bile yeni metne aynen dahil edilerek kanun olma niteliği korunmuş olduğundan 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanunun 3. ve 6 ncı maddeleri gereğince Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez, sürülse de Anayasa Mahkemesi'nce inceleme yapılamaz. Bu nedenle çoğunlukla verilen " 536. maddenin üçüncü fıkrası hükmünün ... 2370 sayılı Yasa ile değiştirilmiş olmasının, Anayasa Mahkemesi'nin elindeki işte, 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddenin üçüncü fıkrası ve altıncı fıkrasının (üçüncü) sözcüğü hükümlerini inceleme yetkisini etkilemediğine" biçimindeki karara karşıyım. Üye Muammer Yazar KARŞIOY YAZISI Türk Ceza Kanunu'nun 536. maddesinin iptali istenen hükümleri 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Değişiklikle eski metin aynen muhafaza edilmiş ayrıca bazı kısımlarda ilave edilmiştir. Bu durumda 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanunun 3 ve 6 ncı maddeleri uyarınca, Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez ve Anayasa Mahkemesi'nce incelemeye tabi tutulamaz bu nedenle " Anayasa Mahkemesi'nin denetim yetkisini etkilemediğine" biçimindeki karara karşıyım. Üye Ahmet Zeyneloğlu KARŞIOY YAZISI A) Verilen cezanın " tecil edilemiyeceği" ve " 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4. maddesinde belirtilen ceza ve tedbirlerin uygulanamıyacağı" yolundaki hükümler kapsamlarına aldıkları kurallar ile bir " bütünlük ve teklik" taşırlar ve bu nedenle de bölünemezler. İlk inceleme evresinde oluşturulan " sınırlama" kararına bu nedenle karşıyım. B) İptali istenen hükümde, eylemi yüze çıkan kişinin bir " dernek üyesi" oluşunun cezayı arttırıcı neden sayılması, dernek kurma ve kurulu derneklere üye olma hakkını tanıyan Anayasa'nın 29 maddesinin açık hükmü ile bunu destekleyen temel ilkelerine aykırı ve kararın esasında ayrılışımın nedeni de budur. SONUÇ : Çoğunluk kararına katılmayışım bundandır. Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu KARŞIOY YAZISI I - Türk Ceza Yasası'nın, 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin üçüncü fıkrası " Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki, hafif hapis cezası iki yılı aşamaz." hükmünü içermekte idi. Bu hüküm, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip, 10/1/1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasa ile şu biçimde değiştirilmiştir: " Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemler derneklerin veya benzeri kuruluşların veya kanun dışı vücuda getirilen veya kanuna aykırı faaliyetleri sebebiyle kapatılan dernek veya diğer kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle veya mensup olmasalar bile bu kuruluşların adına veya adları kullanılarak yapıldığı takdirde sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz." Yapılan bu değişiklikle 536. maddenin üçüncü fıkrası, suç öğeleriyle sınır ve oranına dokunulmadan sadece yeni fıkranın içerisine alınmış; böylece, fıkra kapsamı biraz daha genişletilmiş olmaktadır. İtirazcı mahkemenin başvurusu ve olay, kararın ilk bölümünde yer aldığı için burada yinelenmesine gerek görülmemiştir. Değinilen değişiklik, Anayasa Mahkemesi'nin işin esasının incelenmesine karar vermesinden sonra yapılmıştır. Bu evrede, konusu kalmayan itirazın incelenmesine yer olmadığına karar verilmelidir. Anayasa Mahkemesi, yasa değişikliklerinde, ilgili hükmün değişmiş olmasını gözönünde tutarak bu yöntemi benimsemiştir. (Anayasa Mahkemesi Kararı: 27/11/1979 günlü, 1978/74 -1979/43 sayılı, Resmî Gazete : 21/2/1980, Sayı: 16907). Burada, hatıra şu soru gelebilir: Hukuk ve ceza işlerinde aynı yöntem uygulanabilir mi' Hukuk ve ceza hükümlerinin farklılığından, doğuracağı sonuçların aynı olmadığından söz edilebilir. Ancak, konumuz bakımından böyle bir ayrım gerekmez. Çünkü, Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesi ceza hükümlerinin bir yasanın yürürlüğe girmesinden önce ve sonra işlenen suçlara nasıl uygulanacağı hususunda temel ilkeyi koymuştur. Uygulama biçiminin denetimi de üst mahkeme olan Yargıtay'a aittir. Demek oluyor ki, burada hukuk ve ceza ile ilgili yasa hükümlerinin Anayasaya uygunluk denetiminde bir ayrım söz konusu olamaz. Anayasanın 151., 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne başvuran mahkemenin elinde bakmakla görevli olduğu bir davanın bulunması, iptali istenilen hükmün o davada uygulanacak hüküm olması gerekir. 536. maddenin değişik üçüncü fıkrası, itirazcı mahkemenin davaya bakma yetkisini (görevini) ortadan kaldırmadığı için uygulanacak hüküm olduğu açıktır. Bu bakımdan bir görev sorunu da bulunmamaktadır. II - Birinci bölümde belirtilen husustan başka gözönünde tutulması zorunlu şu konu üzerinde de durulmalıdır : Millî Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 3. maddesinde " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasaya aykırılığı iddiası ileri sürülemez." hükmü yer almıştır. Ayrıca, aynı Yasanın 6. maddesinde de " Millî Güvenlik Konseyi'nin bildiri ve kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle Konseyce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları da kanun değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte ve metinlerinde gösterilen tarihlerde yürürlüğe girer." denilmiştir. Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü fıkrasının, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip yürürlüğe girmiş bulunan 2370 sayılı " Kanun" la değişmesi ve eski üçüncü fıkranın yeni metin kapsamına alınması karşısında, artık Anayasaya uygunluk denetiminin yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle de Anayasaya aykırılık savının incelenmesi gerekmez. Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluğun, eski hükmü Anayasaya uygunluk denetimine tabi tutulmasına ilişkin görüşüne karşıyız. Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzioğlu KARŞIOY YAZISI l - Cumhuriyet Savcısı, sanıklar hakkında açtığı kamu davasını Türk Ceza Yasası'nın 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddesinin 3-6. fıkralarına dayandırmış olmakla birlikte, dava konusu eylem, bu maddenin ilk fıkrasında gösterilen suçun nesnel öğelerine uygun düşmektedir. Ne var ki, anılan fıkra, yetkili makamlarca ayrılan yerlere, izin almaksızın ya da verilen izne aykırı biçimde yazı yazmayı ya da bu fıkrada sözü edilen benzeri öteki suçları yaptırıma bağlamış bulunmaktadır. Birinin " Töb-Der" , öbürünün hem " IGD" hem de " Halkevi" üyesi oldukları belirtilen sanıkların, olay günü, Bartın'da, Kemerköprü Mahallesi, Yukarı Sokak'taki evlerin duvarlarına ideolojik nitelikte yazı yazarken yakalandıkları ileri sürüldüğüne, nesnel öğeleri birinci fıkraya uyan bu eylemin, birinci fıkrada belirlenen yerlerde işlendiği yolunda bir açıklamaya iddianame'de yer verilmediğine göre, suçun, yetkili makamlarca ayrılmış yerler dışında işlenmiş bulunduğunu ve bundan dolayı da ikinci fıkra kapsamına girdiğini kabul etmek gerekmektedir. Bu nedenlerle, bakılmakta olan davada, Türk Ceza Yasası' nın değişik 536. maddesinin birinci fıkrası, suçun nesnel öğelerini saptamak açısından, ikinci fıkrası ise, suçun işlendiği yer bakımından uygulama alanına girmektedir. 29/8/1979 günlü. İddianame'de, her ne kadar 536. maddenin 3-6. fıkraları gereğince cezalandırma isteminde bulunulmuş ise de, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraların, ilk iki fıkradaki suçlara ilişkin cezaların ağırlaştırıcı ya da hafifletici nedenleri ile artırma ve indirme oranlarını ve 647 sayılı Yasanın 4. ve 6. maddelerinin uygulanmasını engelleyen durumları belirlediği, bu fıkraların uygulanması ise birinci ya da ikinci fıkranın uygulanması koşuluna bağlı bulunduğu, birinci ya da ikinci fıkraya göre cezalandırmaya gidilmezse üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraların uygulanmasından da söz edilemeyeceği açıktır. Ceza Yargılamaları Yöntemi Yasası'nın 258. maddesi gereğince " ek savunma" hakkı verilmesi zorunluluğu da, bu Yasanın öngördüğü durumlarda, yalnızca cezalandırmanın önkoşulunu oluşturmaktadır. Bakılmakta olan bir davada uygulanacak yasa hükümlerinin Anayasaya uygunluk denetiminde ise bu zorunluluktan söz edilemeyeceğinden, bu durumlar karşısında, itiraz yoluna başvuran mahkemenin duruşma sonunda açıkladığı kısa kararın içeriği esas alınarak, Türk Ceza Yasası'nın değişik 536. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına da bakılmakta olan davada uygulanacak hükümler arasında yer verilmesi ve üçüncü fıkra yanında bu fıkraların da Anayasaya uygunluk denetiminden geçirilmesi gerekmektedir. Gerçekten, sanıkların avukatı, Türk Ceza Yasası'nın değişik 536. maddesinin tümüyle Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Yerel mahkeme ise, duruşma sonunda verdiği kısa kararda, bu savın ciddî olduğu kanısına varıldığını açıklıyarak, itirazı, anılan maddenin tümüne yöneltmiş bulunmaktadır. Duruşma sonunda açıklanan bu karar, ara kararı niteliğinde olmakla birlikte, olduğu gibi yerine getirilmesi gereken kararlardandır. Çünkü, Anayasaya aykırılık savında bulunan taraf, bu kararla, öne sürdüğü savın Anayasa Mahkemesi'nde görüşülüp, değerlendirilmesi ve karara bağlanması olanağını elde etmiştir. Daha sonra yazılan gerekçeli başvuru kararında, sonuç olarak, Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasaya aykırı olduğundan söz eden itirazcı mahkeme, önceki kısa kararından doğan bir olanağı, bu karardan kaynaklanan bir hakkı böylece ortadan kaldırmış olmaktadır. 2 - İşin esasına ilişkin incelemenin Türk Ceza Yasası'nın değişik 536. maddesinin altıncı fıkrası yönünden sınırlandırılmasında, bu fıkranın kapsam ve niteliği büyük ölçüde önem kaşımaktadır. Anılan maddenin altıncı fıkrası hükmünün, aynı maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre ceza belirlendikten sonra uygulama alanına girdiğinde kuşku yoktur. Böyle olunca, sınırlama yapılırken, altıncı fıkra hükmünün, bakılmakta olan davada, 536. maddenin birinciden dördüncüye kadarki fıkralarından hangisine göre verilecek ceza yönünden uygulanabileceğinin saptanması zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar maddenin birinci fıkrası, daha sonraki fıkralarda yer alan suçların nesnel öğelerini de içermekte ise de, olayda, sanıklara verilebilecek ceza doğrudan doğruya ikinci ve üçüncü fıkralarda gösterilen cezalardan oluşacağı için, altıncı fıkra yönünden yapılacak incelemenin, yalnız " üçüncü" sözcüğü ile değil, " birinci" sözcüğü kapsam dışında bırakılarak, koşulları gerçekleştiğinde ceza tayinine esas alınacak olan " ikinci" ve " üçüncü" sözcükleriyle sınırlı tutulmasında zorunluluk vardır. Anayasa'nın değişik 151. ve 44 sayılı Yasanın 27. maddelerinden kaynaklanmış bulunan bu görüşlerle, " ilk inceleme" sonunda verilen karara katılmıyoruz. Üye Necdet Darıcıoğlu Üye Yekta Güngör Özden KARŞIOY YAZISI Anayasaya aykırılığı ileri sürülerek itiraz konusu edilen Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesi üçüncü fıkrasının Anayasal denetimi yapılırken önce fıkranın anlamına ve kapsamına bakmak gerekir. Söz konusu fıkradan, dernek veya benzeri kuruluş üyelerinin, dernekçe düzenlenen veya planlanan veya desteklenen örgütsel etkinlik içinde veya örgütsel etkinliğe bağlantılı olarak 536. maddeye göre suç oluşturan eylemleri nedeniyle verilecek cezalarını ağırlaştırdığı ve kapsamının bununla sınırlı olduğu sonucu çıkartılabilirse, bu durumun Anayasaya aykırı bir yönü olduğu düşünülemez. Çünkü, suç sayılan bir eylemin, bir örgüt içinde topluca veya bir örgütün yardımıyla işlenmesi etkinliğini ve topluma vereceği zararı arttırır. Bu durumda verilecek cezanın daha ağır olması yerindedir. Ancak, fıkrada, maddede belirtilen " ...eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde..." denmekle, cezanın arttırılması için dernek üyesi olmak yeterli bir neden sayılmıştır. Fıkra, herhangi bir yoruma yer vermeyecek kadar açıktır. Bu fıkraya göre suçu işleyen veya suça katılan kişinin bir dernek üyesi olması ceza artırımı için yeterlidir. Bu durumda bir dernek üyesi (tamamen sosyal amaçlı dernek üyeleri dahil) maddede belirtilen suçu işlerse cezası başkaca bir koşul aranmadan sadece dernek üyesi olması nedeniyle bu fıkraya göre arttırılacaktır. Aynı anda, biri bir dernek üyesi olan, ötekinin bir dernekle ilgili bulunmayan iki kişiyle birbirleriyle ilgisi bulunmamakla beraber aynı nitelikteki iki eylem nedeniyle sanık bulunsalar, dernek üyesinin cezası ötekinin iki katı olabilecektir. Bu durumda, sonuç olarak, Anayasal ve yasal güvence altında bulunan bir derneğin " üyesi olmak" cezalandırılmaktadır. Dernekler arasında ayırım da yapılamaz. Kapatılmadıkları sürece tüm derneklerin Anayasal ve yasal güvence altında oldukları ve kural olarak tüzüklerinin de yasalara uygun bulunduğu kabul edilir. Yasa önünde A derneği üyesi olmakla, B derneği üyesi olmak arasında bir ayrılık bulunmaması gerekir. Dernek üyesi bir sanığın, T.C. Yasası'nın 536. maddesine göre suç oluşturan eyleminin, derneğin tüzüğünde belirtilen amaçları doğrultusunda olması durumunda da, dernek üyelerinin yasa dışı yöntemlere başvurmadan dernek amaçları doğrultusunda hareket etmelerinin doğal olması karşısında, salt bu nedenle cezanın arttırılması gerekmez. Bir dernek üyesinin dernekle, ilişkisi olmayan, Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesi kapsamına giren bir suçu işlemesi halinde, bu suçla ilgisi bulunmayan başka bir dernek üyesini veya derneği cezalandırmak cezanın kişiselliği ilkesiyle ne denli uyuşmazsa, bir dernek üyesinin cezasının, salt dernek üyesi olması nedeniyle arttırılması da o denli hakkaniyete aykırı düşer ve bu durum Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Açıklanan nedenlerle Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü fıkrasının ve " üçüncü" sözcüğüyle sınırlı altıncı fıkrasının Anayasa'nın 12. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği oyu ile verilen karara karşıyım. Üye Yılmaz Aliefendioğlu KARŞIOY YAZISI Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin üçüncü fıkrası, sözü edilen maddenin ilk iki fıkrasındaki eylemlerin yaptırımlarını belirlemektedir. Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında eylemin işlendiği yerler, izin durumu ve izin vermeye yetkili kuruluşlar, suçun işlendiği araçlar ve işleme biçimleri gösterilmiş, üçüncü fıkrada ise suçu işleyenlere ilişkin özellik yer almıştır. Dördüncü fıkra, küçüklere ve ceza yeterliği olmayanları suça itenlere verilecek cezanın artırılmasını, beşinci fıkra " eylemler siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından başka bir suçu oluşturmazsa" yapılacak indirimi öngörmekte, altıncı fıkra ise ilk dört fıkraya göre verilecek cezaların ertelenmiyeceğini, ceza yerine 647 sayılı Yasa'da öngörülen önlemlerin uygulanamayacağını açıklamaktadır. Beşinci fıkra kapsamındaki suçlar için altıncı fıkranın uygulanması sözkonusu olmamaktadır. Daha açık bir anlatımla, beşinci fıkra kapsamına giren suçlar için erteleme yolu açıktır. Sekizinci fıkra ise " görenek ve geleneklere göre asılacak kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini" 536. madde dışında saymıştır. Bunlar için 536. maddenin uygulanması olanaksızdır. Bu durumlar karşısında, 536. maddenin birinci ve ikinci fıkraları kapsamına giren bir eylemin : 1. Derneklerin ya da, 2. Dernek benzeri kuruluşların üyeleri, bağlıları, ilgililerince ya da, 3. Bunların katılmasıyla (hiçbir kuruluşla ilgisi olmayan kimse - kimseler tarafından) yapıldığı saptandığında suçu işleyen kuruluşla ilgisi olmayan kimseye, dernek ya da benzeri kuruluşlarla bağıntısı olan suça katılana ve doğrudan suç işleyen dernek ya da benzeri kuruluşla bağıntılı kimseye verilecek ceza (hafif hapis, iki yılı aşmamak koşuluyla), birinci ve ikinci fıkralardaki cezaların iki katı olacaktır. Artırımı öngören bu üçüncü fıkra, dernek ya da benzeri kuruluşların ilgilileriyle böyle kimselerin suçuna katılan, ilgili olmayan kimselerin cezalarının ağırlaştırıldığım bildirmektedir. Buradaki ölçü " dernek ya da benzeri kuruluşun mensubu olmak" tır. Suçu işleyen dernek ya da benzeri kuruluş ilgilisiyle ceza iki kat olacak, suçu işleyen dernek ya da benzeri kuruluş ilgilisinin suçuna katılanın cezası iki kat olacak, başkasının suçuna katılan dernek ya da ilgililerinin cezaları iki katı olacaktır. " Dernek" kavramı artırımının nedeni yapılmış gibi hukuk dışı bir görünüm ortadadır. Türkiye'de bir dernek enflâsyonu bulunduğu, son yıllarda dernek yoluyla ya da dernek adları kötüye kullanılarak hukuk dışı girişimlerde bulunulduğu görülmüş, duyulmuş, izlenilmiş ve saptanmıştır. Ancak, dinsel, siyasal alanda sömürü aracı yapılmış olmalarına karsın dernekleşmenin uygar yaşamın kanıtlarından birisi olduğu da kuşkusuzdur. Hukuksal düzenlemelerle kötülükler, kötüye kullanmalar, kötü gidişler önlenmeli, olumlu ve yapıcı yönde güçlenmeye katkıda bulunulmalıdır. Yaptırımları ağırlaştırmak ya da başka çözümler, özgürlüğe dokunmadan kötülükleri ortadan kaldırabilir. Anarşiyi ortadan kaldırmak, özgürlüğü temelde kısıtlayıp sınırlamayı gerektirmez. Bu yol, anarşiyi kaldırmaktan çok özgürlüğü kaldırmaya yönelir. Yasa koyucunun amacının hukuka uygun biçimlerle geçerlik kazanması gerekir. Yasa koyucunun özgörüsü Anayasa kurallarına aykırı düşmedikçe hukuksaldır. Aykırılık, Anayasa Mahkemesi'nin iptalini gerekli kılan bir olgudur. Fıkranın dernek kurma özgürlüğünü, dernekleri, derneklere üye olmayı yasaklar nitelikteki sertliği, hukukun uygun bulamıyacağı, adaletin bir parçası sayılan hoşgörüye yer vermeyen katılığı sergilemektedir. Derneklere bağlanan sorun doğrudur. Çözüm gereği de yerindedir. Sorunla çözüm arasındaki uygunluk hukuksallığı gösterir. Fıkrada bu uyum bulunmadığı gibi dernek ya da benzeri kuruluşlar ilgililerine yönelik haksız uygulamaya neden olarak bir ağırlık vardır. Tüzel kişiliği yasallığı bulunmayan kuruluşlarla tüzel kişiliği ve yasallığı bulunanlar bir tutulduğu gibi, fıkraya göre, herhangi bir yasal kuruluşun ilgilisi (mensubu) olmak ağırlaştırma nedeni yapılmıştır. Örneğin, bir hukuk kuruluşunun, bir yardım kuruluşunun, ulusal ya da yerel bir kuruluşun ilgilisi sekizinci fıkra dışındaki bir eylemiyle 536. madde kapsamında bir suç işlerse cezası kuruluşlarla ilgisi olmayan kişilere verilen cezaların iki katı olacak, eyleminde siyasal ya da ideolojik bir içerik yoksa beşinci fıkraya göre indirim yapılacaktır. Derneği amacı dışında çalıştıran, derneğinin amacına aykırı davrananlar için daha ağır ceza öngörülebilir ama salt bir derneğin üyesi olmak belirli cezanın iki kat verilmesini gerektiremez. Böyle davranıldığında derneklerin kurulması, topluma yararlı, ulusal hizmetlere etkili olması önlenir. Derneğini sömürerek, derneğinin araç gereçlerini kullanarak, dernek yöneticiliğini ya da üyeliğini etkileme nedeni yaparak suç işlenirse cezanın artırılması yerinde bulunabilir. Bunların hiçbirisi olmadan, yalnızca bir derneğe üye olmak hem suçlulukta hem de suça katılmakta ağırlaştırma nedeni olamaz. Yargıtay kararları konuyu biraz daha aydınlatan bir değer taşımaktaysa da Anayasa Mahkemesi'nin uygunluk denetimi için başlıca ölçü olamaz. Ya da bu düzeyde bir ölçü olamaz. Kanımca, yaptırımın ağırlığı ve kuralın hukuka aykırılığı karşısında Yargıtay yumuşatma yolunu kendine özgü bir yorumla, düşünce yöntemiyle bulmuştur. Yarın, bunun değişmiyeceği de kestirilemez. Öte yandan, anılan fıkranın yeniden, üstelik kapsamının daha genişletilmiş olarak benimsenmesi, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yolunun kapalı bulunması, eldeki 2248 sayılı Yasa ile değişik önceki durumu etkilemez. Bir başka mahkemenin bir kararı karşısında Yargıtay bu kez benim anladığım doğrultuda karar verebilir. Fıkra açık seçik ortadadır. Yorumu gerektirecek kapalılık, başka yoruma elverişli bir yapı yoktur. Eylemin dernekle, derneğin amacıyla, dernek üyeliğiyle hiçbir ilgisi olmamasına karşın, eylemi yabanın bir dernek üyesi olmasının ağırlaştırıcı neden sayılmasının hukuk katında anlaşılır yönü yoktur. Bunun dernekleri sıkıdüzene bağlamakla da ilgisi yoktur. Yaptırımın ilgisi eylemle, eylemi yapanın kendine bağlı durumlarla olmasıdır. Başka ilişkilerinin ilgisi aranamaz. Bir meslek üyesinin, bir kuruluş üyesini (hekimlik, askerlik, öğretmenlik, polislik vs. gibi) sakıncalı eylemlerde cezaları ağırlaştırılabilir ama bir dernek üyesi olmak cezayı ağırlaştırma nedeni yapılamaz. Bu tutum, bir kentte oturmanın, bir bölgede yerleşmenin, bir öğrenim ya da uzmanlık eğitimi yapmanın suç sayılması gibi aykırılığı açık olan bir ağırlıktır. Fıkra, ilgililerle katılanları bir tutmakla da kendi içinde çelişkilidir. Özetle açıkladığım nedenler karşısında çoğunluğun 536. maddenin üçüncü fıkrasına ilişkin görüşlerine katılmakta güçlük çektiğim ve yürürlükteki denetim konusu hükmü Anayasamızın 2., 12., 29., 46. 56. maddelerine aykırı bulduğum için karşıoy kullanıyorum. İlk inceleme için karşıoyu ayrıca gerekçeli olarak belirtilmiştir. Üye Yekta Güngör Özden

  17. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/72 K. 1981/12

    Esas - Ret03.02.1981

    İTİRAZIN KONUSU : Türk Ceza Yasası'nın 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddesinin üçüncü ve altıncı fıkralarının Anayasa'nın 12. maddesine aykırı olduğu öne sürülerek iptallerine karar verilmesi isteminden ibarettir. I - OLAY : Selüloz-İş Sendikası Çaycuma Şubesi Başkanı ve Sekreteri olan sanıklar, üzerinde (Baskı Yasalarına Hayır-Çaycuma Selüloz- İş Sendikası) yazısı ve ayrıca zincire vurulmuş iki okl resmi bulunan bir pankartı, adı geçen Sendikanın Çaycuma Şubesi binasının balkonuna herkesce görülebilecek biçimde asmış olduklarından, haklarında, Türk Ceza Yasasının değişik 536/1., 3. Ve 6. Maddesi uyarınca kamu davası açılmıştır. Sanıklar vekili, sözü geçen maddenin tümüyle anayasaya aykırı olduğunu öne sürmüş, bu itirazı ciddi bulan Mahkeme, maddenin üçüncü ve altıncı fıkralarının Anayasanın 12. Maddesine aykırı olduğu kanısına vararak iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir. III - METİNLER : l - Türk Ceza Yasası'nın 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik, itiraz konusu kuralları da içeren, 536. maddesi şöyledir : " Madde 536 - Her kim, belediyeler, köy ihtiyar kurulları veya yasalarla yetkili kılınmış diğer makamlarca önceden ayrılmış ya da oturulan yerler dışında, o yerin en büyük mülkiye amirine yapılacak bir başvuru üzerine ayrılan yerlere, izin almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde, basılı olan veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü resim, yazı ve işaretler veya bunları içeren kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asar veya yapıştırırsa veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyar veya bu yerlere yazı yazar, resim ya da işaret yaparsa, eylem başka bir suç oluştursa bile ayrıca altı aydan bir yıla kadar hafif hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır. Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes tarafından görülebilecek yerlerde veya her türlü taşıt araçları veya kamu hizmetlerine ait iletişim araçları veya kamu hizmetine ayrılmış veya özel kişi ve kuruluşlara ait işaret veya levhalar üzerinde işlenirse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve ikibin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz. Yukarıdaki fıkralardaki eylemleri küçüklere veya ceza ehliyeti olmayan kişilere işletenlere yukarıdaki fıkralar uyarınca verilecek cezalar yarısı kadar artırılır. Yukarıdaki fıkralardaki eylemler, siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından bir suçu oluşturmazsa yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar onda birine kadar indirilebilir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelenemez ve bunların yerime 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz. Bu maddede suç sayılan eylemlerin işlenmesinden dolayı sebebiyet verilen zararların tazminine ayrıca hükmolunur. Görenek ve geleneklere göre asılacak kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerleri bu madde hükümleri dışındadır. 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun hükümleri saklıdır." 2 - 13.7.1965 günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun ilgili 4. ve 6. maddeleri de şöyledir : " Madde 4 - Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece, 1 - Kabahatlerde beher gün karşılığı 50 ilâ 100 lira hafif, cürümlerde 100 ilâ 200 lira hesabıyla ağır para cezasına, 2 - Aynen iade veya tazmine, 3 - Altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslâh kurumuna devam etmeye, 4 - Bir yılı geçmemek kaydıyla muayyen bir yere gitmekten, bazı faaliyetleri veya meslek ve sanatı icradan men'e, 5 - Her nev'i ehliyet ve ruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar muvakkaten geri alınmasına, Çevrilebilir. Suç tarihinden önce, para cezasına veya tedbire çevrilmiş olsa dahi, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilmemiş olanlar hakkında hükmolunan otuz güne kadar (otuz gün dahil) hürriyeti bağlayıcı cezalarla, suç tarihinde 18 yaşını ikmal etmemiş olanların mahkûm edildikleri kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yukarıki bendlerde yazılı ceza veya tedbirlerden birine çevrilir. Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza uzun süreli de olsa fail hakkında bu maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendi hükmü uygulanabilir. Uygulamada asıl ceza, bu madde hükümlerine göre para cezasına veya tedbire çevrilen hürriyeti bağlayıcı cezadır. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları, birinci fıkranın 2, 3, 4 ve 5 numaralı bentlerinde yazılı tedbirlerden birine çevrilmiş olanlardan tedbir hükümlerini Cumhuriyet Savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içerisinde yerine getirmeyenler veya hükmün gereklerine aykırı hareket edenlerin tedbire çevrilmiş olan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarının, tedbir hükümlerine muhalefetlerinin derecesine göre kısmen veya tamamen infazına veya infaz olunmamasına hükmü veren mahkemece karar verilir. Tedbire ilişkin hükümlere muhalefet, haklarında ikinci fıkra hükmü uygulanmış olanlar tarafından vukubuldukta; tedbir hükmü veren mahkemece birinci fıkrada yazılı esaslar dairesinde para cezasına çevrilir. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen para cezasını, hükümde taksit öngörülmüş ise taksit süreleri, aksi halde 5 inci maddenin 8 inci fıkrasında yazılı süreler içerisinde ödemeyenlerin işbu cezaları mahkemece, hükümde bir günlük hürriyeti bağlayıcı ceza ne miktar para cezasına karşılık tutulmuş ise aynı miktar üzerinden hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilir. Tedbir hükümlerinin yerine getirilmesi hükümlünün ihtiyarında olmayan sebepler yüzünden imkânsız hale gelmişse hükmü veren mahkemece bu tedbir yerine başka bir tedbire hükmolunur. Bu madde hükümleri, sırf askerî suçlar ile askeri disiplin suçları ve birinci fıkranın 3 ve 4 numaralı bendi hükümleri de subaylar, askerî memurlar ve astsubaylar hakkında uygulanmaz." " Madde 6 - Adliye mahkemelerinde para cezasından başka bir ceza ile mahkûm olmayan kimse, işlediği suçtan dolayı ağır veya hafif para veya 6 aya kadar ağır hapis veya bir yıla kadar hapis veya hafif hapis cezalarından biri ile mahkûm olur ve geçmişteki haliyle ahlâkî temayüllerine göre cezasının ertelenmesi, ileride cürüm işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse bu cezanın ertelenmesine hükmolunabilir. Bu halde ertelemenin sebebi hükümde yazılır. Fiilin işlendiği zamanda 15 yaşını bitirmemiş küçüklerin mahkûm oldukları ağır hapis cezası iki seneden, hapis ve hafif hapis cezası üç seneden; 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını ikmal etmemiş olanlar ile 70 yaşına varmış ihtiyarların mahkûm oldukları ağır hapis cezası bir seneden, hapis veya hafif hapis cezası iki seneden fazla olmadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanabilir. Bazı suçlara ilişkin cezalar ile askerî suçlar ve disiplin suçlarına ilişkin cezaların ertelenemeyeceğine dair özel kanun hükümleri saklıdır." 3 - Dayanılan Anayasa kuralları: " Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." IV - İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Rüştü Aral, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N. Tanyıldız, Bülent Olçay ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla 3/6/1980 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında sınırlama konusu üzerinde durulmuştur: Sanıklar vekili, Türk Ceza Yasasının değişik 536. Maddesinin tümüyle Anayasaya aykırı olduğunu öne sürmüş ve maddenin yine tümden iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasını istemiş bulunmaktadır. Oysa, Anayasanın değişik 151. Ve 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. Maddelerine göre, mahkemeler, ancak bakmakta oldukları davada uygulanacak yasa kurallarının Anayasaya aykırı olduğu itirazında bulunabilirler. Nitekim, itirazcı mahkeme de, başvuru kararında önce, davada uygulanacak kuralları, sözü geçen maddenin "1-3 ve 6 ncı fıkraları olarak saptanmakta ve daha sonra da bunlardan yalnızca üçüncü ve altıncı fıkraların Anayasaya aykırı olduğunu belirtmektedir. Bu durum karşısında itirazın, anılan iki fıkraya yönelik kabul edilmelidir. Öte yandan, itiraz konusu altıncı fıkraya ilişkin itirazın da, yukarıda belirtilen duruma bağlı olarak, fıkrada geçen "üçüncü" sözcüğü ile sınırlandırılması gerekmektedir. Nihak O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır. Bu nedenlerle sonuçta, "dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, bu incelemenin Türk Ceza Yasasının 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. Maddesinin üçüncü fıkra üzerende ve ayrıca aynı maddeni altıncı fıkrasının "üçüncü" sözcüğü ile sınırlandırılması yoluyla yapılmasına, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun sınırlamaya yer olmadığı yolundaki karşıoyuyla ve oyçokluğuyla" karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ : İşin esasına ilişkin rapor, mahkemenin gerekçeli kararı ve ekleri, itiraz konusu yasa hükümleri ile Anayasa'ya aykırılık savına dayanak tutulan Anayasa kuralı; bunlarla ilgili yasama belgeleri ve öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : A - Türk Ceza Yasasının 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. Maddesinin itiraz konusu üçüncü fıkrası yönünden yapılan inceleme: 1- İşin esasına ilişkin incelemenin başında, kimi üyelerce, sözü geçen üçüncü fıkranın, 10/1/1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasayla değiştirildiği ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi' nin bu işteki yetkisi de sona erdiği öne sürülmüş bulunduğundan, konunun önce bu açıdan incelenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin benzer nitelikteki başka bir itiraz dolayısiyle verdiği 3.2.1981 günlü, Esas: 1980/45, Karar:1981/11 sayılı kararında ayrıntılı biçimde belirtildiği üzere; 27.10.1980 günlü, 2324 sayılı "Anayasa Düzeni Hakkında Kanun"un 3. Maddesiyle, yalnızca, "Milli Güvenlik Konseyince kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasaya aykırılığı iddiası ileri " sürülemeyeceğinden, eski bir yasaya karşı yapılmış başvuruda, bakılmakta olan dava dolayısiyle o yasanın uygulanması sözkonusu olduğu sürece Anayasa Mahkemesinin o hüküm üzerindeki denetim yetkisinin de süreceği kabul edilmelidir. Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu bu görüşe katılmamışlardır. 2 - İncelemenin bu aşamasında ise yerel mahkemenin elindeki ceza davasında Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddenin üçüncü fıkrasının mı, yoksa 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen üçüncü fıkranın mı uygulanması gerektiği konusu üzerinde durulmuştur. Anayasa Mahkemesinin yukarıda sözü edilen kararında yine ayrıntılı biçimde belirtildiği üzere, her iki metnin karşılaştırılması sonunda, ceza miktarında bir değişiklik yapılmamış olmakla birlikte, yeni metnin sanık aleyhine yeni öğeler taşıdığı anlaşılmış bulunduğundan bakılmakta olan davada 2248 sayılı Yasayla değiştirilen üçüncü fıkranın uygulanması ve Anayasaya uygunluk denetiminin de bu hüküm üzerinde sürdürülmesi gerekmektedir. Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu bu görüşe katılmamışlardır. 3- Yapılan inceleme sonunda, Türk Ceza Yasasının 2248 sayılı Yasayla değişik 536. Maddesinin itiraz konusu üçüncü fıkrası, Anayasaya aykırı bulunmadığından, buna yönelik itirazın reddine karar verilmesi bulunmuş ve bu sonuca ilişkin nedenler de, Anayasa Mahkemesinin sözü edilegelen kararında ayrıntılı biçimde açıklanmış olduğundan bunların burada yinelenmesine gerek görülmemiştir. Aynı nedenlerle bu fıkra hükmüne yöneltilen itirazın da reddine karar verilmelidir. Anayasaya aykırılık itirazının reddi görüşüne Nihat O. Akçakayalıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden katılmamışlardır. B - Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. Maddesinin altıncı fıkrası kuralının, fıkrada geçen "üçüncü" sözcüğü ile sınırlı olarak incelenmesi: Anılan fıkra kuralı, belirtilen sınır içinde, daha önce aynı nitelikte ki bir başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesince incelenmiş ve Anayasaya aykırılık savı yerinde görülmeyerek 4.12.1980 günlü, Esas: 1980/43 karar: 1980/64 sayılı kararla itirazın reddine karar verilmiş bulunmaktadır. Sözü geçen kararda yer alan ve bu iş için de geçerliliğini koruyan gerekçelerin burada yinelenmesine gerek görülmemiştir. Aynı gerekçelerle bu hükme yöneltilen itirazın da reddine karar verilmelidir. VI - SONUÇ : 1 - Türk Ceza Yasası'nın 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değiştirilen 536. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6.11.1980 günlü ilk inceleme kararı ile sınırlandırılan aynı maddenin altıncı fıkrasının "üçüncü" sözcüğü üzerindeki işin esasının incelenmesi kararının, 10.1.1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete ile yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren " Türk Ceza Kanunu'nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına, Bazı Maddelerine Yeni Fıkralar Eklenmesine Dair" 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasayla değiştirilmiş olmasından Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisinin etkilenmediğine ve elindeki işte denetimi sürdürmesi gerektiğinde Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 2 - Anayasa'ya uygunluk denetiminin, görülmekte olan davada uygulanma durumunda bulunan 2248 sayılı Yasanın metinleri üzerinde yapılmasına Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu ve Kenan Terzioğlu'nun karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 3 - Söz konusu bu hükümlerin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla, 3/2/1981 gününde karar verildi. Başkan Şevket Müftügil Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu Üye Ahmet Salih Çebi Üye Muammer Yazar Üye Ahmet Zeyneloğlu Üye Hakkı Müderrisoğlu Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzioğlu Üye Orhan Onar Üye Necdet Darıcıoğlu Üye İhsan N. Tanyıldız Üye Yılmaz Efendioğlu Üye Yekta Güngör Özden KARŞIOY YAZISI Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin iptali istenen hükümleri 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte yeniden yasama işlemine tabi tutulmuş, eski hükümler aynen kabul edilmekle beraber önce madde metninde bulunmayan eylemler bu sefer metne dahil edilmiştir. Eski hükümler Anayasaya aykırı olsa bile yeni metne aynen dahil edilerek kanun olma niteliği korunmuş olduğundan 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanunun 3. ve 6 ncı maddeleri gereğince Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez, sürülse de Anayasa Mahkemesi'nce inceleme yapılamaz. Bu nedenle çoğunlukla verilen "Türk Ceza Yasasının 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değiştirilen 536. Maddesinin üçüncü fıkrası ile... altıncı fıkrasının (üçüncü) sözcüğünün..... 2370 sayılı Yasa ile değiştirilmiş olmasından Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisinin etkilenmediğine" biçimindeki karara karşıyım. Üye Muammer Yazar KARŞIOY YAZISI Türk Ceza Kanunu'nun 536. maddesinin iptali istenen hükümleri 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Değişiklikte eski metin aynen muhafaza edilmiş ayrıca bazı kısımlarda ilave edilmiştir. Bu durumda 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkındaki Kanunun 3 ve 6 ncı maddeleri uyarınca, Anayasaya aykırılığı ileri sürülemez ve Anayasa Mahkemesi'nce incelemeye tabi tutulamaz bu nedenle " Anayasa Mahkemesi'nin denetim yetkisini etkilemediğine" biçimindeki karara karşıyım. Üye Ahmet Zeyneloğlu KARŞIOY YAZISI A) Verilen cezanın " tecil edilemiyeceği" ve " 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4. maddesinde belirtilen ceza ve tedbirlerin uygulanamıyacağı" yolundaki hükümler kapsamlarına aldıkları kurallar ile bir " bütünlük ve teklik" taşırlar ve bu nedenle de bölünemezler. İlk inceleme evresinde oluşturulan " sınırlama" kararına bu nedenle karşıyım. B) İptali istenen hükümde, eylemi yüze çıkan kişinin bir " dernek üyesi" oluşunun cezayı arttırıcı neden sayılması, dernek kurma ve kurulu derneklere üye olma hakkını tanıyan Anayasa'nın 29 maddesinin açık hükmü ile bunu destekleyen temel ilkelerine aykırı ve kararın esasında ayrılışımın nedeni de budur. SONUÇ : Çoğunluk kararına katılmayışım bundandır. Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu KARŞIOY YAZISI I - Türk Ceza Yasası'nın, 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin üçüncü fıkrası " Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki, hafif hapis cezası iki yılı aşamaz." hükmünü içermekte idi. Bu hüküm, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip, 10/1/1981 günlü, 17216 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7/1/1981 günlü, 2370 sayılı Yasa ile şu biçimde değiştirilmiştir: " Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemler derneklerin veya benzeri kuruluşların veya kanun dışı vücuda getirilen veya kanuna aykırı faaliyetleri sebebiyle kapatılan dernek veya diğer kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle veya mensup olmasalar bile bu kuruluşların adına veya adları kullanılarak yapıldığı takdirde sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz." Yapılan bu değişiklikle 536. maddenin üçüncü fıkrası, suç öğeleriyle sınır ve oranına dokunulmadan sadece yeni fıkranın içerisine alınmış; böylece, fıkra kapsamı biraz daha genişletilmiş olmaktadır. İtirazcı mahkemenin başvurusu ve olay, kararın ilk bölümünde yer aldığı için burada yinelenmesine gerek görülmemiştir. Değinilen değişiklik, Anayasa Mahkemesi'nin işin esasının incelenmesine karar vermesinden sonra yapılmıştır. Bu evrede, konusu kalmayan itirazın incelenmesine yer olmadığına karar verilmelidir. Anayasa Mahkemesi, yasa değişikliklerinde, ilgili hükmün değişmiş olmasını gözönünde tutarak bu yöntemi benimsemiştir. (Anayasa Mahkemesi Kararı: 27/11/1979 günlü, 1978/74 -1979/43 sayılı, Resmî Gazete : 21/2/1980, Sayı: 16907). Burada, hatıra şu soru gelebilir: Hukuk ve ceza işlerinde aynı yöntem uygulanabilir mi' Hukuk ve ceza hükümlerinin farklılığından, doğuracağı sonuçların aynı olmadığından söz edilebilir. Ancak, konumuz bakımından böyle bir ayrım gerekmez. Çünkü, Türk Ceza Yasası'nın 2. maddesi ceza hükümlerinin bir yasanın yürürlüğe girmesinden önce ve sonra işlenen suçlara nasıl uygulanacağı hususunda temel ilkeyi koymuştur. Uygulama biçiminin denetimi de üst mahkeme olan Yargıtay'a aittir. Demek oluyor ki, burada hukuk ve ceza ile ilgili yasa hükümlerinin Anayasaya uygunluk denetiminde bir ayrım söz konusu olamaz. Anayasanın 151., 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi'ne başvuran mahkemenin elinde bakmakla görevli olduğu bir davanın bulunması, iptali istenilen hükmün o davada uygulanacak hüküm olması gerekir. 536. maddenin değişik üçüncü fıkrası, itirazcı mahkemenin davaya bakma yetkisini (görevini) ortadan kaldırmadığı için uygulanacak hüküm olduğu açıktır. Bu bakımdan bir görev sorunu da bulunmamaktadır. II - Birinci bölümde belirtilen husustan başka gözönünde tutulması zorunlu şu konu üzerinde de durulmalıdır : Millî Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği 27/10/1980 günlü, 2324 sayılı " Anayasa Düzeni Hakkında Kanun" un 3. maddesinde " Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilerek yayımlanan bildiri ve karar hükümleri ile yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların Anayasaya aykırılığı iddiası ileri sürülemez." hükmü yer almıştır. Ayrıca, aynı Yasanın 6. maddesinde de " Millî Güvenlik Konseyi'nin bildiri ve kararlarında yer alan ve alacak olan hükümlerle Konseyce kabul edilerek yayımlanan ve yayımlanacak olan kanunların 9 Temmuz 1961 tarihli ve 334 sayılı Anayasa hükümlerine uymayanları Anayasa değişikliği olarak ve yürürlükteki kanunlara uymayanları da kanun değişikliği olarak yayımlandıkları tarihte ve metinlerinde gösterilen tarihlerde yürürlüğe girer." denilmiştir. Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü fıkrasının, Millî Güvenlik Konseyi'nce kabul edilip yürürlüğe girmiş bulunan 2370 sayılı " Kanun" la değişmesi ve eski üçüncü fıkranın yeni metin kapsamına alınması karşısında, artık Anayasaya uygunluk denetiminin yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle de Anayasaya aykırılık savının incelenmesi gerekmez. Yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluğun, eski hükmü Anayasaya uygunluk denetimine tabi tutulmasına ilişkin görüşüne karşıyız. Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Kenan Terzioğlu KARŞIOY YAZISI Anayasaya aykırılığı ileri sürülerek itiraz konusu edilen Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesi üçüncü fıkrasının Anayasal denetimi yapılırken önce fıkranın anlamına ve kapsamına bakmak gerekir. Söz konusu fıkradan, dernek veya benzeri kuruluş üyelerinin, dernekçe düzenlenen veya planlanan veya desteklenen örgütsel etkinlik içinde veya örgütsel etkinliğe bağlantılı olarak 536. maddeye göre suç oluşturan eylemleri nedeniyle verilecek cezalarını ağırlaştırdığı ve kapsamının bununla sınırlı olduğu sonucu çıkartılabilirse, bu durumun Anayasaya aykırı bir yönü olduğu düşünülemez. Çünkü, suç sayılan bir eylemin, bir örgüt içinde topluca veya bir örgütün yardımıyla işlenmesi etkinliğini ve topluma vereceği zararı arttırır. Bu durumda verilecek cezanın daha ağır olması yerindedir. Ancak, fıkrada, maddede belirtilen " ...eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde..." denmekle, cezanın arttırılması için dernek üyesi olmak yeterli bir neden sayılmıştır. Fıkra, herhangi bir yoruma yer vermeyecek kadar açıktır. Bu fıkraya göre suçu işleyen veya suça katılan kişinin bir dernek üyesi olması ceza artırımı için yeterlidir. Bu durumda bir dernek üyesi (tamamen sosyal amaçlı dernek üyeleri dahil) maddede belirtilen suçu işlerse cezası başkaca bir koşul aranmadan sadece dernek üyesi olması nedeniyle bu fıkraya göre arttırılacaktır. Aynı anda, biri bir dernek üyesi olan, ötekinin bir dernekle ilgili bulunmayan iki kişiyle birbirleriyle ilgisi bulunmamakla beraber aynı nitelikteki iki eylem nedeniyle sanık bulunsalar, dernek üyesinin cezası ötekinin iki katı olabilecektir. Bu durumda, sonuç olarak, Anayasal ve yasal güvence altında bulunan bir derneğin " üyesi olmak" cezalandırılmaktadır. Dernekler arasında ayırım da yapılamaz. Kapatılmadıkları sürece tüm derneklerin Anayasal ve yasal güvence altında oldukları ve kural olarak tüzüklerinin de yasalara uygun bulunduğu kabul edilir. Yasa önünde A derneği üyesi olmakla, B derneği üyesi olmak arasında bir ayrılık bulunmaması gerekir. Dernek üyesi bir sanığın, T.C. Yasası'nın 536. maddesine göre suç oluşturan eyleminin, derneğin tüzüğünde belirtilen amaçları doğrultusunda olması durumunda da, dernek üyelerinin yasa dışı yöntemlere başvurmadan dernek amaçları doğrultusunda hareket etmelerinin doğal olması karşısında, salt bu nedenle cezanın arttırılması gerekmez. Bir dernek üyesinin dernekle, ilişkisi olmayan, Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesi kapsamına giren bir suçu işlemesi halinde, bu suçla ilgisi bulunmayan başka bir dernek üyesini veya derneği cezalandırmak cezanın kişiselliği ilkesiyle ne denli uyuşmazsa, bir dernek üyesinin cezasının, salt dernek üyesi olması nedeniyle arttırılması da o denli hakkaniyete aykırı düşer ve bu durum Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Açıklanan nedenlerle Türk Ceza Yasası'nın 536. maddesinin üçüncü fıkrasının ve " üçüncü" sözcüğüyle sınırlı altıncı fıkrasının Anayasa'nın 12. maddesine aykırı olduğu ve iptali gerektiği oyu ile verilen karara karşıyım. Üye Yılmaz Aliefendioğlu KARŞIOY YAZISI Türk Ceza Yasası'nın 2248 sayılı Yasa ile değişik 536. maddesinin üçüncü fıkrası, sözü edilen maddenin ilk iki fıkrasındaki eylemlerin yaptırımlarını belirlemektedir. Maddenin birinci ve ikinci fıkralarında eylemin işlendiği yerler, izin durumu ve izin vermeye yetkili kuruluşlar, suçun işlendiği araçlar ve işleme biçimleri gösterilmiş, üçüncü fıkrada ise suçu işleyenlere ilişkin özellik yer almıştır. Dördüncü fıkra, küçüklere ve ceza yeterliği olmayanları suça itenlere verilecek cezanın artırılmasını, beşinci fıkra " eylemler siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından başka bir suçu oluşturmazsa" yapılacak indirimi öngörmekte, altıncı fıkra ise ilk dört fıkraya göre verilecek cezaların ertelenmiyeceğini, ceza yerine 647 sayılı Yasa'da öngörülen önlemlerin uygulanamayacağını açıklamaktadır. Beşinci fıkra kapsamındaki suçlar için altıncı fıkranın uygulanması sözkonusu olmamaktadır. Daha açık bir anlatımla, beşinci fıkra kapsamına giren suçlar için erteleme yolu açıktır. Sekizinci fıkra ise " görenek ve geleneklere göre asılacak kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini" 536. madde dışında saymıştır. Bunlar için 536. maddenin uygulanması olanaksızdır. Bu durumlar karşısında, 536. maddenin birinci ve ikinci fıkraları kapsamına giren bir eylemin : 1. Derneklerin ya da, 2. Dernek benzeri kuruluşların üyeleri, bağlıları, ilgililerince ya da, 3. Bunların katılmasıyla (hiçbir kuruluşla ilgisi olmayan kimse - kimseler tarafından) yapıldığı saptandığında suçu işleyen kuruluşla ilgisi olmayan kimseye, dernek ya da benzeri kuruluşlarla bağıntısı olan suça katılana ve doğrudan suç işleyen dernek ya da benzeri kuruluşla bağıntılı kimseye verilecek ceza (hafif hapis, iki yılı aşmamak koşuluyla), birinci ve ikinci fıkralardaki cezaların iki katı olacaktır. Artırımı öngören bu üçüncü fıkra, dernek ya da benzeri kuruluşların ilgilileriyle böyle kimselerin suçuna katılan, ilgili olmayan kimselerin cezalarının ağırlaştırıldığım bildirmektedir. Buradaki ölçü " dernek ya da benzeri kuruluşun mensubu olmak" tır. Suçu işleyen dernek ya da benzeri kuruluş ilgilisiyle ceza iki kat olacak, suçu işleyen dernek ya da benzeri kuruluş ilgilisinin suçuna katılanın cezası iki kat olacak, başkasının suçuna katılan dernek ya da ilgililerinin cezaları iki katı olacaktır. " Dernek" kavramı artırımının nedeni yapılmış gibi hukuk dışı bir görünüm ortadadır. Türkiye'de bir dernek enflâsyonu bulunduğu, son yıllarda dernek yoluyla ya da dernek adları kötüye kullanılarak hukuk dışı girişimlerde bulunulduğu görülmüş, duyulmuş, izlenilmiş ve saptanmıştır. Ancak, dinsel, siyasal alanda sömürü aracı yapılmış olmalarına karsın dernekleşmenin uygar yaşamın kanıtlarından birisi olduğu da kuşkusuzdur. Hukuksal düzenlemelerle kötülükler, kötüye kullanmalar, kötü gidişler önlenmeli, olumlu ve yapıcı yönde güçlenmeye katkıda bulunulmalıdır. Yaptırımları ağırlaştırmak ya da başka çözümler, özgürlüğe dokunmadan kötülükleri ortadan kaldırabilir. Anarşiyi ortadan kaldırmak, özgürlüğü temelde kısıtlayıp sınırlamayı gerektirmez. Bu yol, anarşiyi kaldırmaktan çok özgürlüğü kaldırmaya yönelir. Yasa koyucunun amacının hukuka uygun biçimlerle geçerlik kazanması gerekir. Yasa koyucunun özgörüsü Anayasa kurallarına aykırı düşmedikçe hukuksaldır. Aykırılık, Anayasa Mahkemesi'nin iptalini gerekli kılan bir olgudur. Fıkranın dernek kurma özgürlüğünü, dernekleri, derneklere üye olmayı yasaklar nitelikteki sertliği, hukukun uygun bulamıyacağı, adaletin bir parçası sayılan hoşgörüye yer vermeyen katılığı sergilemektedir. Derneklere bağlanan sorun doğrudur. Çözüm gereği de yerindedir. Sorunla çözüm arasındaki uygunluk hukuksallığı gösterir. Fıkrada bu uyum bulunmadığı gibi dernek ya da benzeri kuruluşlar ilgililerine yönelik haksız uygulamaya neden olarak bir ağırlık vardır. Tüzel kişiliği yasallığı bulunmayan kuruluşlarla tüzel kişiliği ve yasallığı bulunanlar bir tutulduğu gibi, fıkraya göre, herhangi bir yasal kuruluşun ilgilisi (mensubu) olmak ağırlaştırma nedeni yapılmıştır. Örneğin, bir hukuk kuruluşunun, bir yardım kuruluşunun, ulusal ya da yerel bir kuruluşun ilgilisi sekizinci fıkra dışındaki bir eylemiyle 536. madde kapsamında bir suç işlerse cezası kuruluşlarla ilgisi olmayan kişilere verilen cezaların iki katı olacak, eyleminde siyasal ya da ideolojik bir içerik yoksa beşinci fıkraya göre indirim yapılacaktır. Derneği amacı dışında çalıştıran, derneğinin amacına aykırı davrananlar için daha ağır ceza öngörülebilir ama salt bir derneğin üyesi olmak belirli cezanın iki kat verilmesini gerektiremez. Böyle davranıldığında derneklerin kurulması, topluma yararlı, ulusal hizmetlere etkili olması önlenir. Derneğini sömürerek, derneğinin araç gereçlerini kullanarak, dernek yöneticiliğini ya da üyeliğini etkileme nedeni yaparak suç işlenirse cezanın artırılması yerinde bulunabilir. Bunların hiçbirisi olmadan, yalnızca bir derneğe üye olmak hem suçlulukta hem de suça katılmakta ağırlaştırma nedeni olamaz. Yargıtay kararları konuyu biraz daha aydınlatan bir değer taşımaktaysa da Anayasa Mahkemesi'nin uygunluk denetimi için başlıca ölçü olamaz. Ya da bu düzeyde bir ölçü olamaz. Kanımca, yaptırımın ağırlığı ve kuralın hukuka aykırılığı karşısında Yargıtay yumuşatma yolunu kendine özgü bir yorumla, düşünce yöntemiyle bulmuştur. Yarın, bunun değişmiyeceği de kestirilemez. Öte yandan, anılan fıkranın yeniden, üstelik kapsamının daha genişletilmiş olarak benimsenmesi, Anayasa Mahkemesi'ne başvurma yolunun kapalı bulunması, eldeki 2248 sayılı Yasa ile değişik önceki durumu etkilemez. Bir başka mahkemenin bir kararı karşısında Yargıtay bu kez benim anladığım doğrultuda karar verebilir. Fıkra açık seçik ortadadır. Yorumu gerektirecek kapalılık, başka yoruma elverişli bir yapı yoktur. Eylemin dernekle, derneğin amacıyla, dernek üyeliğiyle hiçbir ilgisi olmamasına karşın, eylemi yabanın bir dernek üyesi olmasının ağırlaştırıcı neden sayılmasının hukuk katında anlaşılır yönü yoktur. Bunun dernekleri sıkıdüzene bağlamakla da ilgisi yoktur. Yaptırımın ilgisi eylemle, eylemi yapanın kendine bağlı durumlarla olmasıdır. Başka ilişkilerinin ilgisi aranamaz. Bir meslek üyesinin, bir kuruluş üyesini (hekimlik, askerlik, öğretmenlik, polislik vs. gibi) sakıncalı eylemlerde cezaları ağırlaştırılabilir ama bir dernek üyesi olmak cezayı ağırlaştırma nedeni yapılamaz. Bu tutum, bir kentte oturmanın, bir bölgede yerleşmenin, bir öğrenim ya da uzmanlık eğitimi yapmanın suç sayılması gibi aykırılığı açık olan bir ağırlıktır. Fıkra, ilgililerle katılanları bir tutmakla da kendi içinde çelişkilidir. Özetle açıkladığım nedenler karşısında çoğunluğun 536. maddenin üçüncü fıkrasına ilişkin görüşlerine katılmakta güçlük çektiğim ve yürürlükteki denetim konusu hükmü Anayasamızın 2., 12., 29., 46. 56. maddelerine aykırı bulduğum için karşıoy kullanıyorum. Üye Yekta Güngör Özden

  18. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/74 K. 1981/10

    İlk - Ret vd.29.01.1981

  19. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/66 K. 1981/2

    Esas - Ret15.01.1981

    İTİRAZIN KONUSU: Türk Ceza Yasasının 12.6.1979 günlü, 2248 sayılı Yasayla değişik 536. maddesinin, Anayasanın 132. maddesine aykırı olduğu öne sürülerek maddenin tümünün iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir.

  20. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/68 K. 1981/3

    Esas - Ret15.01.1981

    İTİRAZIN KONUSU: Türk Ceza Yasasının 536. maddesini değiştiren 12/6/1979 günlü, 2248 sayılı Yasanın 22. maddesinin Anayasa'nın 2., 8., 10., 11., 12., 14. ve 20. maddelerine aykırı olduğu öne sürülerek iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir. I - OLAY: Sanık hakkında, Ayancık ilçe merkezinde bir evin duvarına siyasal amaçlarla (KOMANDO DEFOL) sözcüklerini yazmış olması nedeniyle, Türk Ceza Yasasının değişik 536. maddesi uyarınca kamu davası açılmıştır. Yargılama sırasında sanık, sözü geçen 536. maddenin ve özellikle altıncı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğunu, Mahkemeye verdiği bir dilekçe ile öne sürmüş, bu itirazını duruşmada sözlü olarak da yinelemiştir. Davaya bakmakta olan Mahkeme bu savı ciddî bularak, sözü edilen maddeyi değiştiren 2248 sayılı Yasanın 22. maddesinin, Anayasa'nın 2., 8., 10., 11., 12., 14. ve 20. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir. III - METİNLER: l - Türk Ceza Yasasının 536. maddesini değiştiren 12/6/ 1979 günlü, 2248 sayılı Yasanın iptali istenen 22. maddesi şöyledir : " MADDE 22 - 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 536. maddesi aşağıda yazılı olduğu şekilde değiştirilmiştir. Madde 536 - Her kim, belediyeler, köy ihtiyar kurulları veya yasalarla yetkili kılınmış diğer makamlarca önceden ayrılmış ya da oturulan yerler dışında o yerin en büyük mülkiye amirine yapılacak bir başvuru üzerine ayrılan yerlere, izin almaksızın veya verilen izne aykırı biçimde, basılı olan veya olmayan, elle yapılmış veya yazılmış her türlü resim, yazı ve işaretler veya bunları içeren kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerlerini asar veya yapıştırırsa veya izne dayalı olsa bile bu yerleri boyar veya bu yerlere yazı yazar, resim ya da işaret yaparsa, eylem başka bir suç oluştursa bile ayrıca altı aydan bir yıla kadar hafif hapis ve bin liradan aşağı olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır. Bu eylemler yukarıdaki fıkra dışında kalan yerlerde veya kamuya ayrılmış veya kamuya açık veya herkes tarafından görülebilecek yerlerde veya her türlü taşıt araçları veya kamu hizmetlerine ait iletişim araçları veya kamu hizmetine ayrılmış veya özel kişi ve kuruluşlara ait işaret veya levhalar üzerinde işlenirse, eylem başka bir suçu oluştursa bile ayrıca bir yıldan iki yıla kadar hafif hapis ve ikibin liradan az olmamak üzere hafif para cezasına çarptırılır. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen eylemlerin derneklerin veya benzeri kuruluşların mensupları tarafından veya onların iştirakiyle yapıldığı sabit olduğu takdirde suçu işleyen veya suça bu suretle katılan dernek ve kuruluş mensuplarına sözü edilen fıkralardaki cezalar iki katı olarak hükmedilir. Şu kadar ki hafif hapis cezası iki yılı aşamaz. Yukarıdaki fıkralardaki eylemleri küçüklere veya ceza ehliyeti olmayan kişilere işletenlere yukarıdaki fıkralar uyarınca verilecek cezalar yarısı kadar artırılır. Yukarıdaki fıkralardaki eylemler, siyasal veya ideolojik olmayan amaçlarla işlenir ve içeriği bakımından bir suçu oluşturmazsa yukarıdaki fıkralarda yazılı cezalar onda birine kadar indirilebilir. Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelenemez ve bunların yerine 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz. Bu maddede suç sayılan eylemlerin işlenmesinden dolayı sebebiyet verilen zararların tazminine ayrıca hükmolunur. Görenek ve geleneklere göre asılacak kâğıt, pano, pankart, bant ya da benzerleri bu madde hükümleri dışındadır. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun hükümleri saklıdır." 2 - 13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanunun ilgili 4. ve 6. maddeleri de şöyledir: " Madde 4 - Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece; 1. Kabahatlerde beher gün karşılığı 50 ilâ 100 lira hafif, cürümlerde 100 ilâ 200 lira hesabıyla ağır para cezasına, 2. Aynen iade veya tazmine, 3. Altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslâh kurumuna devam etmeye, 4. Bir yılı geçmemek kaydıyla muayyen bir yere gitmekten, bazı faaliyetleri veya meslek ve sanatı icradan men'e, 5. Her nevi ehliyet ve ruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar muvakkaten geri alınmasına, Çevrilebilir. Suç tarihinden önce, para cezasına veya tedbire çevrilmiş olsa dahi, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilmemiş olanlar hakkında, hükmolunan otuz güne kadar (otuz gün dahil) hürriyeti bağlayıcı cezalarla, suç tarihinde 18 yaşını ikmal etmemiş olanların mahkûm edildikleri kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yukarıki bentlerde yazılı ceza veya tedbirlerden birine çevrilir. Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hürriyeti bağlayıcı ceza uzun süreli de olsa fail hakkında bu maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendi hükmü uygulanabilir. Uygulamada asıl ceza, bu madde hükümlerine göre para cezasına veya tedbire çevrilen hürriyeti bağlayıcı cezadır. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaları, birinci fıkranın 2, 3, 4 ve 5 numaralı bentlerinde yazılı tedbirlerden birine çevrilmiş olanlardan tedbir hükümlerini Cumhuriyet Savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içerisinde yerine getirmeyenler veya hüküm gereklerine aykırı hareket edenlerin tedbire çevrilmiş olan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarının, tedbir hükümlerine muhalefetlerinin derecesine göre kısmen veya tamamen infazına veya infaz olunmamasına hükmü veren mahkemece karar verilir. Tedbire ilişkin hükümlere muhalefet, haklarında ikinci fıkra hükmü uygulanmış olanlar tarafından vukubuldukta; tedbir, hükmü veren mahkemece birinci fıkrada yazılı esaslar dairesinde para cezasına çevrilir. Kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen para cezasını, hükümde taksit öngörülmüş ise taksit süreleri, aksi halde 5 inci maddenin 8 inci fıkrasında yazılı süreler içerisinde ödemeyenlerin işbu cezaları mahkemece, hükümde bir günlük hürriyeti bağlayıcı ceza ne miktar para cezasına karşılık tutulmuş ise aynı miktar üzerinden hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilir. Tedbir hükümlerinin yerine getirilmesi hükümlünün ihtiyarında olmayan sebepler yüzünden imkânsız hale gelmişse hükmü veren mahkemece bu tedbir yerine başka bir tedbire hükmolunur. Bu madde hükümleri, sırf askerî suçlar ile askerî disiplin suçları ve birinci fıkranın 3 ve 4 numaralı bendi hükümleri de subaylar, askerî memurlar ve astsubaylar hakkında uygulanmaz . " " Madde 6 - Adliye mahkemelerinde para cezasından başka bir ceza ile mahkûm olmayan kimse, işlediği bir suçtan dolayı ağır veya hafif para veya 6 aya kadar ağır hapis veya bir yıla kadar hapis veya hafif hapis cezalarından biri ile mahkûm olur ve geçmişteki haliyle ahlâki temayüllerine göre cezasının ertelenmesi, ileride cürüm işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse, bu cezanın ertelenmesine hükmolunabilir. Bu halde ertelemenin sebebi hükümde yazılır. Fiilin işlendiği zamanda 15 yaşını bitirmemiş küçüklerin mahkûm oldukları ağır hapis cezası iki seneden, hapis ve hafif hapis cezası üç seneden; 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını ikmal etmemiş olanlar ile 70 yaşına varmış ihtiyarların mahkûm oldukları ağır hapis cezası bir seneden, hapis veya hafif hapis cezası iki seneden fazla olmadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanabilir. Bazı suçlara ilişkin cezalar ile askeri suçlar ve disiplin suçlarına ilişkin cezaların ertelenemeyeceğine dair özel kanun hükümleri saklıdır." 3 - Dayanılan Anayasa kuralları: " Madde 2. - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." " Madde 8. - Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlıyan temel hukuk kurallarıdır." " Madde 10. - Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacak surette sınırlıyan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar." " Madde 11. - Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile veya Anayasa'nın diğer maddelerinde gösterilen özel sebeplerle, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak, ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz. Bu Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirisi, insan hak ve hürriyetlerini veya Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayırımına dayanarak, nitelikleri Anayasa'da belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak kasdı ile kullanılamaz. Bu hükümlere aykırı eylem ve davranışların cezası kanunda gösterilir." " Madde 12. - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." " Madde 14. - Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını geliştirme haklarına ve kişi hürriyetine sahiptir. Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usûlüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz. Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz. İnsan haysiyetiyle bağdaşmıyan ceza konulamaz." " Madde 20. - Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir; düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ile veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklıyabilir ve yayabilir. Kimse, düşünce ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamaz."

Okumak için bir karar seçin

Karar bu panelde açılır; liste yerinde kalır.

  • ↑↓ sonuçlar arasında gezin
  • Esc paneli kapat