Tüm kaynaklar

6 kayıt · en yeni sırada

Aradığınız: 1322 m. 11 atfı olan kararlar.

  1. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/77 K. 1981/13

    Esas - Ret26.02.1981

    İTİRAZIN KONUSU: 22/3/1950 günlü, 5617 sayılı Hayvan Hırsızlığının Men'i Hakkında Kanun'un 13. ve 18. maddelerinin, Anayasa'nın Başlangıçtaki ilkelerine, demokratik hukuk devleti anlayışını içeren 2., yasalar önünde eşitlik ilkesini getiren 12. maddelerine aykırı olduğu ve iptali istemidir. I - OLAY : Büyükbaş hayvan hırsızlığından sanık dört kişi hakkında Türk Ceza Yasası'nın 491. maddenin ilk ve son fıkraları ve 5617 sayılı Yasanın 13. maddesi hükümleri uyarınca açılan kamu davasının duruşması sırasında, sanıklarca, 5617 sayılı Yasanın 33. ve 18. maddelerinin Anayasaya aykırılığı ileri sürülmüştür. Bu savı ciddi bulan mahkeme, itiraza konu edilen hükümlerin iptalleri için Anayasa'nın değişik 151. maddesine dayanarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur. III - METİNLER : l - Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen 22/3/1950 günlü, 5617 sayılı Hayvan Hırsızlığının Men'i Hakkında Kanun'un 13. ve 18. maddeleri şöyledir : " Madde 13 - Büyükbaş hayvanları çalanlar, bu suçlara iştirak edenler veya bu suçun irtikâbına iştirak etmeksizin çalınan bu gibi hayvanları bilerek kabul edenler, saklıyanlar, satın alanlar veya her ne suretle olursa olsun kabul etmek, saklamak veya satmak hususlarında tavassut eyleyenler hakkında Türk Ceza Kanunu'na göre tayin edilecek cezalar üç kat olarak hükmolunur. Büyükbaş hayvan hırsızlığı failleri hakkında Türk Ceza Kanunu'nün 522 nci maddesi hükümleri uygulanmaz. Gerektiği takdirde bu kabil hükümlülerin cezalarının başka bir mahal cezaevinde çektirilmesine de hükmolunabilir." " Madde 18 - Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11 inci maddesi uygulanır." 2 - Dayanılan Anayasa kuralları : " Başlangıç Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; Anayasa ve Hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimi'ni yapan Türk Milleti; Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplıyan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve; (Yurtta Sulh, Cihanda Sulh) ilkesinin, Millî Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahib olarak; İnsan hak ve hürriyetlerini, Millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için; Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasa'yı kabul ve ilân ve Onu, asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder." " Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." " Madde 12 - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." IV - İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 15. maddesi uyarınca Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Ahmet Zeyneloğlu, Hakkı Müderrisoğlu, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu, İhsan N. Tanyıldız, Yılmaz Aliefendioğlu ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyle 29/1/1981 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığına ve işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ : İşin esasına ilişkin rapor, başvurma kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen yasa hükümleri ve dayanak olarak gösterilen Anayasa kuralları, bunlarla ilgili yasama belgeleri ve konu ile ilişkili öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü : A - İtirazcı mahkeme, mala karşı işlenen suçlar arasında hiç bir haklı dayanak olmaksızın ayrım yapılmasını ve özel bir yasa ile cezanın ağırlaştırılmasını Anayasa'nın 12. maddesine aykırı bulmakta ve suçla ceza arasındaki oransızlığın Anayasa' nın Başlangıcı ile 2. maddesine aykırılığı oluşturduğunu öne sürmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında, söz gelimi 2/11/1965 günlü, 1965/30-58 sayılı kararda değinildiği gibi (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı: 3, Sayfa: 279) büyükbaş hayvan hırsızlığının, ülkenin güvenliğine ve ekonomik yapısına ters etkiler yapması nedeniyle bu tür suçların önlenebilmesi için, kimi önlemlerin alınması ve yaptırımların etkinleştirilmesi zorunluğu duyulmuştur. 6 Nisan 1329 günlü Hayvan Hırsızlığının Men'i Hakkında Muvakkat Kanun bunun ilk örneğini oluşturmaktadır. Sözü edilen bu önlemin yetersiz kalması karşısında da ceza yaptırımlarının daha etkili duruma getirilmesi düşünülmüş, böylece 5617 sayılı Yasa kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Öteki etkenler gözönüne alınmasa bile bu gün dünyanın içine düştüğü ekonomik bunalım, ülkemizi daha yakından etkilemiş, protein açısından büyük bir potansiyeli oluşturan memleketimizdeki büyükbaş hayvan varlığının, yalnızca kişisel biçimde işlenen suçlar açısından değil, bunun yanında ve daha önemlisi büyükbaş hayvanların kimi komşu ülkelere topluca kaçırılmak suretiyle işlenen hayvan hırsızlığı suçlarını ve bunların önlenmesi çarelerini ön plâna çıkarmıştır. Ülkenin topyekûn varlığını ilgilendiren bu kadar önemli konularda, 1950 yıllarında alınan yasal önlemlerin güncelliğini koruduğu hatta bu günlerde daha da büyük önem taşıdığı bilinen bir gerçektir. Ülkemizde nüfusun hızla artmasına karşın, besin kaynaklarının o ölçüde bir artma gösterememesi, hayvan varlıkları yönünden tam tersine bir azalma olgusunun görülmesi, alınan yasal önlem ve yaptırımların günümüzde dahi haklı nedene dayandığını kabul etmek için yeterlidir. Bu nedenlerle, eylemle suç arasında oransızlık olduğu, eşitlik ilkesinin bozulduğu ve Anayasa'nın Başlangıç ve 2. maddesine aykırılığın oluştuğu yolunda itirazcı mahkemece öne sürülen savlar yerinde görülmemiştir. B - İtiraz yoluna başvuran mahkeme, sözü edilen yasanın 18. maddesinin de Anayasa'ya aykırılığım öne sürmekte ve ilân yapılan yerlerle ilân yapılmayan yerlerde yasanın değişik biçimde uygulanması nedeniyle eşitsizliğin doğacağını, bunun da Anayasa'nın 12. maddesine aykırı olacağını ileri sürmektedir. İtiraz konusu 18. madde, mahkemelerce, Anayasa'ya aykırılık savıyla değişik tarihlerde Anayasa Mahkemesi'ne getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarının incelenmesinde, Anayasa' ya aykırılık savlarına ilişkin görüşmelerde iki önemli nokta üzerinde durulduğu ve konuya bu açılardan yaklaşıldığı görülmektedir. Kural olarak, Anayasa Mahkemesi'nin, gerek iptal davası gerek itiraz yolu ile önüne getirilerek iptali istenen yasa hükümlerini, kendi hukuksal görüşü ve anlayışı açısından incelemesi ve o hükmü anlam içinde Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirmesi gerekir. Bu yöne, Anayasa Mahkemesi'nin bir çok kararında değinilmiştir. Yasa kuralının, kararlarda yer alan bu görüşler açısından Anayasa'ya aykırı bir yönü olup olmadığının ayrı ayrı araştırılıp incelenmesinde yarar görülmüştür. l - Anayasa Mahkemesi'ndeki kararlara konu olan görüşlerden birincisi şöyle özetlenebilir: 23 Mayıs 1928 günlü, 1322 sayılı Yasanın " Resmî Gazete ile neşri mecburî mevat, kanunların ve nizamnamelerin meriyet tarihi" başlıklı birinci kısmında (Madde 3) kanun ve tüzükler için öngörülen yürürlük koşulu, kural olarak, yalnızca Resmî Gazete'de yayımlama zorunluğunun yerine getirilmesinden ibarettir. Bu kanunun 3. ve 4. maddeleri hükümlerine göre, kanunlar ve tüzükler, metinlerinde, başka bir hüküm bulunmadıkça, Resmî Gazete ile yayımı izleyen günden hesap edilmek üzere 45. günün bitiminden başlayarak Türkiye'nin her yerinde aynı zamanda yürürlüğe girer. Resmî Gazete'nin bir sayısına sığmayan uzun kanun ve tüzüklerin yayımının en çok beş sayıda bitirilmesi zorunludur ve yürürlüğün hesabında son yayım gününe itibar olunur. Cezaya, vergiye, askerliğe ve halkı ilgilendiren öteki konulara ilişkin yasa ve tüzüklerin ve benzerlerinin derhal kentlerde ve kasabalarda alışılmış yollarla ve belediyelerce; köylerde muhtarlar aracılığı ile duyurulmasını ve durumun bir tutanak düzenlenmesi yoluyla saptanmasını öngören sözü edilen yasanın 11. maddesi hükmüne de, yasanın " Kanun ve nizamnamelerin tab'ı ve tevzileri" başlıklı ikinci kısmında yer verilmiştir. Yasanın, bu düzenleme biçimiyle sözü edilen hükmü bir yürürlük koşulu saymadığı, kimi önemli konularda yalnızca halkın uyarılması ereğini güttüğü açıkça ortadadır. Bir yasanın ne zaman yürürlüğe girdiğini anlamak için o yasanın yürürlük maddesine bakmak gerekir. 5617 sayılı Yasanın 18. maddesine bakıldığında " bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" hükmünün yer aldığı görülür. Sözkonusu maddedeki 1322 sayılı Yasanın 11. maddesinin uygulanacağını belirleyen hükmün ise yürürlük koşulu olma niteliği ile uzaktan ve yakından bir ilişkisi bulunduğu düşünülemez. 2 - Buna karşı olan görüş de şöylece özetlenebilir : Anayasa'nın 132. maddesinde yer alan " Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler..." biçimindeki ilke karşısında, Anayasa Mahkemesi'nin de, bu Anayasa'ya bağlı olarak çalışmak durumunda olan öteki mahkemelerin verdikleri kararlarda benimsedikleri yasal ya da hukuksal yorumlara yabancı kalması düşünülemez. Çünkü sözü edilen maddedeki (Hukuk) sözcüğünün kapsamına mahkemelerin verdiği kararlarda sürekli olarak benimsenen yorumlar da girer. Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay ilgili ceza daireleri, büyükbaş hayvan hırsızlığına ilişkin yasa hükmünün, 1322 sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca halka duyurulmuş olmasını, o yasanın yürürlük koşulu olarak aramakta ve uygulamayı bu yorum çerçevesi içinde sürdürmektedir. Böyle olunca da sözü edilen 18. madde hükmü bu anlayış içinde Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmelidir. Öne sürülen ve kararlarda tartışma konusu yapılan bu görüşlere göre, 18. maddenin Anayasa'ya uygun olup olmadığı durumuna gelince : a) Birinci görüş açısından iş ele alınırsa, yasa hükmü Resmî Gazete'de yayımlandığı anda herkes için uygulanacak bir nitelik taşıdığından, hukuksal durumları aynı olan kişiler arasında bir eşitsizlik yaratıldığı söz konusu edilemez. b) İkinci görüş ele alındığından, yasanın özel duyurma koşulu yerine getirilen ve getirilmeyen yerlerde işlenen büyükbaş hayvan hırsızlığından sanık olan kişiler arasında bir ayrım yapılmışçasına bir görünüm ortaya çıkmakta ise de, bu görünüm, Anayasa'nın 12. maddesindeki " yasa karşısında eşitlik" ilkesini tek başına bozmaya veya ona aykırı bir durum oluşturmaya yetmez. Çünkü, Anayasa Mahkemesi'nin konu ile ilgili bütün kararlarında açıklandığı üzere, aynı durumda olan kimseler arasında ayrım yapılması, haklı bir nedene dayanmıyorsa eşitlik ilkesinin çiğnenmiş olduğundan sözedilebilir. Özel duyurma işleminin yapılmaması, yasanın uygulanmaması için haklı bir neden olduğuna göre, bu düşünüş biçimine göre inceleme konusu hükmün eşitlik ilkesine aykırı bir yönü yoktur. Kaldı ki, bu özel koşulun Anayasa'ya aykırılığını öne sürmesinde sanığın hukuksal bir yararı yoktur. Çünkü, 18. maddede sözü edilen koşulun iptali halinde kanun her yerde yürürlüğe girecek ve sanığa da 13. madde uygulanacaktır. Özet olarak, itiraza konu edilen 22/3/1950 günlü, 5617 sayılı Yasanın 13. ve 18. maddeleri hükümlerinde Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın reddine karar verilmelidir. VI - SONUÇ : 22/7/1950 günlü, 5617 sayılı " Hayvan Hırsızlığının Men'i Hakkında Kanun" un 13. ve 18. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine, 26/2/1981 gününde oybirliğiyle karar verildi. Başkan Şevket Müftügil Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu Üye Ahmet Salih Çebi Üye Muammer Yazar Üye Ahmet Zeyneloğlu Üye Adil Esmer Üye Hakkı Müderrisoğlu Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu Üye Nahit Saçlıoğlu Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu Üye Orhan Onar Üye Necdet Darıcıoğlu Üye İhsan N. Tanyıldız Üye Yılmaz Efendioğlu Üye Yekta Güngör Özden

  2. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1980/73 K. 1980/60

    İlk - Ret vd.04.12.1980

    itiraz konusu: 18. madde uyarınca ve 23.5.1928 günlü, 1322 sayılı Yasanın 11. maddesi gereği olarak ilân edilmiş olup olmadığı anlaşılamadığından, bu biçimde bir belge dava dosyası içinde varsa onanmış örneğinin gönderilmemesi, 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 27. maddesi açısından eksiklik sayıldığından, başvurunun geri çevrilmesine, Ahmet Salih Çebi, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nahit Saçlıoğlu, Orhan Onar, Necdet Darıcıoğlu ve Yılmaz Aliefendioğlu’nun karşı oylarıyla ve oyçokluğuyla, 4.12.1980 gününde karar verild

  3. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1969/30 K. 1969/65

    Esas - Ret18.11.1969

    İTİRAZIN KONUSU : 5617 sayılı Hayvan Sirkatinin Men'i hakkındaki Kanunun 18. maddesinde yer alan "... ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır" hükmünün Anayasa'nın 12. maddesine aykırı bulunduğu hususudur. Kararda çoğunluğun dayandığı gerekçelerden yalnız itiraz konusu hükmün kanunun yürürlük koşulu olmadığı, yolundaki görüşe katılmadığımdan aşağıdaki izahatım yalnız bu yöne ilişkin bulunmaktadır. 5617 sayılı Kanunun 18. maddesi : "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır" şeklindedir. Sözü geçen 18. maddede anılan 11. maddede ise : "Cezaya, vergiye, askerliğe ve halkı alâkalandıran diğer hususlara ait kanun nizamname ve saire derhal şehir ve kasabalarda mutad veçhile belediyeler ve köylerde muhtarlar vasıyasıyla ilân ettirilir ve keyfiyet zabıt varakası ile tespit edilerek dosyasında saklanır." denilmektedir. Anayasa'mıza kanunların yayımlanması hakkındaki 93. maddede, "Cumhurbaşkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları 10 gün içinde yayınlayacağı belirtilmektedir. Bu yayımın da 1322 sayılı Kanun ve nizamnamelerin sureti neşir ve ilânı ve mer'iyet tarihi hakkındaki kanunun 1. maddesi hükmünce Resmî Gazete ile yapılması mecburî kılınmıştır. Bu hükümlere göre kanunların Resmî Gazete ile yayınlanması genel bir yürürlük koşulu olarak kabul edilmektedir. Ancak Anayasa'da yayımlanacak kanunun hükümlerinin özelliğine göre, ilâve yürürlük koşullan konulmasını men'eden bir hüküm bulunmamaktadır. 1322 sayılı Kanunun 1. maddesinde kanunların Resmi Gazete ile yayımlanması mecburî kılınmış ve 3., 4. maddelerinde de kanunun ne vakit yürürlüğe gireceği açıklanmış olduğu halde 11. maddesinde de ayrıca cezaya ait kanunların, maddede gösterildiği şekilde, ilân edileceği emredilmiştir. Bu durumda, 11. maddeye bu. ilân hükmünün, cezaya dair olan kanun hükümlerinin halka muhakkak surette duyurulması ve halkın uyarılması maksadı ile konulduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen 5617 sayılı Kanunun bir yürürlük maddesi olan 18. maddesine "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" denildikten sonra ayrıca "ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır" şeklindeki itiraz konusu hükmün konulması, halkı uyarma maksadına değil, maddeye bir yürürlük koşulu ilâvesi maksadına dayandığını ifade etmektedir, itiraz konusu hükmün 18. maddeye mücerret halkı uyarma maksadı ile konulmasına lüzum ve zaruret de yoktur. Zira ceza hükümlerini taşıyan kanunların, halkı uyarma maksadıyla, bu şekilde ilân edilmesi zorunluğu 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinde esasen yer almış bulunmakta olup bu kânun da halen yürürlüktedir. Bu açıklamaların sonucuna göre 5617 sayılı Kanunini 11. maddesi hükmünce, ilân yapılmış olan yerlerle henüz ilân edilmemiş yerlerde, bu kanunun yürürlüğe girmiş olup olmadığına göre sanık olan kimseler arasında bir ayrım meydana gelmesi 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde kabul edilen itiraz konusu hükmün bir sonucudur. Ancak bu sonucun itirazda dayanılan Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik esasına aykırı bir yönü mevcut değildir. Zira, Anayasa Mahkemesinin bir çok kararlarında da kabul edildiği gibi eşitlik ilkesi aynı hukukî durumda olanlar hakkında uygulanması gereken bir ilke olup hukukî durumları başka başka olan kimseler, hadisemizde olduğu gibi itiraz konusu hükümdeki ilânın yapıldığı yerlerle henüz yapılmadığı yerlerdeki sanıklar, hakkında bir ayrım yapılması eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmez. Aksi görüşün kabulü bizi, hukukî durumları aynı olmayan kimselere aynı cezaların verilmesi gerekeceği şeklinde bir sonuca götürür ki, asıl eşitliğe aykırılık burada meydana gelir. SONUÇ : 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan itiraz konusu hükmün, yukarıda açıklanan gerçeklere göre, Anayasa'ya aykırı olmadığı görüşündeyim. Üye Şahap Arıç Sayın Şahap Arıç'ın düşüncelerine iştirak ediyorum. Üye Fazıl Uluocak KARŞIOY YAZISI Mahkememizin Esas 1967/9, Karar 1967/41 sayılı, 21/11/1967 günlü kararı için yazmış olduğum karşıoy yazısında (18/6/1968 günlü, 12927 sayılı Resmî Gazete - Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi Cilt 5, Sahife 188 -190) açıklanan gerekçelere göre, Mahkememizce verilen aynı nitelikteki bu kararın gerekçesine katılmıyorum ve anılan karşıoy yazısındaki gerekçelerden ötürü itiraz konusu Yasa kuralının Anayasa'ya aykırı olmadığı görüşündeyim. Üye Recai Seçkin KARŞIOY YAZISI İtiraz yoluna başvuran mahkeme, 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan (bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır) hükmünün, ilâna ilişkin kısmı da, yürürlük koşulu olduğundan, ilân yapılmış olup olmadığına göre, değişik kanun ve cezaların uygulanması gerektiği cihetle, Anayasanın 12. maddesinde yazılı eşitlik ilkesini zedelediğinden, maddenin, (ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır) kısmının iptaline karar verilmesini istemiştir. Çoğunluk, ilân uyarma niteliğinde olup, yürürlük koşulu olmadığından, kanun ve ceza uygulamaları bakımından değişik ve farklı bir durum meydana gelmez, bu nedenle eşitsizlik ve Anayasa'ya aykırılıktan söz edilemez gerekçesiyle, itirazın reddine karar vermiştir. Kısaca Anayasa'ya aykırılık iddiasının gerekçesi, ilânın yürürlük koşulu olduğu ve çoğunluğun ret gerekçesi ise, bu ilânın yürürlük koşulu olmadığı nedenine, diğer bir deyişle, maddenin yorumundaki zıt görüşlere dayanmaktadır. Kanunların yorumunun, o kanunu uygulayan mahkemelerle, kararlarını denetleyen üst yargı mercilerinin görev ve yetkilerinden olduğu görüşünde bulunduğum için, maddenin nasıl yorumlanması gerektirdiği üzerinde durmayı gerekli görmüyorum. Ancak konuyu aydınlığa kavuşturmak ve görüşümüzü daha iyi açıklıyabilmek için çoğunluğun gerekçesini eleştirmenin yararlı olacağı kanısındayım. Çoğunluk, Anayasa Mahkemesinin redde ilişkin kararlarım, belirli bir dava ve belli durum ve koşullar için bağlayıcı olduğunu, durumun ve koşulların değişmesi halinde sonucunda değişik olması gerektiğini, değişiklik bulunup bulunmadığının ise yeni dâva ve itirazın incelenmesiyle anlaşılabileceğini, bir dava veya itiraz redle sonuçlanırsa, aynı konuda gelecek başka dava ve itirazların incelenemiyeceği yolundaki bir görüşün, kimi hükümlere dokunmazlık tanımak, bu hükümler hakkında yargı mercilerinin yetkilerim kullanmalarını önlemek ve hukukî görüşleri dondurup kalıplaştırmak demek olacağını, mahkemelerin yorum konusundaki görüşlerinin değişebileceğini, bu sebeple de, Anayasa Mahkemesinin, kendi görüş ve kanısına göre yorum yaparak, Anayasa'ya uygunluğunu denetlemesi gerektiğini açıklamıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarının belirti bir dava ve belli durum ve koşullar için bağlayıcı olduğu kabul edilirken, aynı konuda başka dava ve itirazların incelenemiyeceği yolundaki görüşün, kimi hükümlere dokunmazlık tanımak ve bu hükümler hakkında yargı merciilerinin yetkilerini kullanmalarım önlemek demek olacağından bahisle, aynı konu hakkında dava ve itiraz yollarını açık tutmak, bir yandan çelişikliğe düşmekten başka, sakıncalı sonuçlara da yol açmaktadır. Çünkü itiraz konusu dava, 5617 sayılı Kanunun uygulanmasında, ilânın yürürlük koşulu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır ki, inceleme konumuz bakımından, belli durum ve koşulu olan belirli ve tek tip bir davadır ve değişik başka bir tipi söz konusu değildir. Şimdi bu konudaki çoğunluk kararı mahkemeleri bağlıyacak ise, o takdirde gerekçenin 2. bölümünde benimsenen görüşe aykırı olarak yargı mercilerinin yetkilerini kullanma olanağı ortadan kalkmaktadır. Bağlayıcı olmıyacak ise, bir ölçüde Anayasa'ya uygunluğu tetkik ve hükme bağlamağa yetkili mahkemelerin, Anayasa'ya aykırılık gibi bir sonuca varması olanağına yol verilmiş olur. (Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere üç ay İçinde kararını verir. Bu süre içinde karar verilmezse mahkeme, Anayasa'ya aykırılık iddiasını, kendi kanısına göre çözümlüyerek, davayı yürütür. -(Anayasa Madde 151 fıkra 2 ve 3). Aynı konuda birbirine zıt kararların ceza ve kanun uygulamaları bakımından yarattığı geniş ölçüdeki farklı sonuçlar sosyal hayatın her alanında inkâr edilemiyecek ve sayılamıyacak kadar sakıncalı sonuçlar doğurur. Anayasa Mahkemesi kararlarının sonuç kısmını bağlayıcı olduğu düşüncesi de doğru bir görüş olarak kabul edilemez. Gerçekten, hukukî anlamda ve genel olarak karar, yargı mercilerine intikal eden işleri sonuca bağlayan belgeler olarak tanımlanır. Kararda nelerin yer alacağı ceza ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunlarında açıklandıktan başka, Anayasa'nın 135. maddesiyle, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının, gerekçeli olarak yazılacağı açık ve kesin olarak emredilmiştir. Bu buyurucu hükmün, ilgililerin ve toplumun tatmin edilmesi, tam bir güven ve rahatlık içinde gelişmesinin sağlanması ereği ile konulmuş olduğu gözönünde tutulursa, gerekçeden yoksun bir hüküm ve sonuçtan söz edilmemek gerekir. Gerekçe, hükme varmanın yoludur. Gerekçe kaldırılırsa hukukî anlamda bir karar varsayılamaz. O kadar ki, tek gerekçeli kararlarda gerekçeyi sonuç veya hüküm kısmında dahil kabul etmek zorunluğu vardır. Onun içindir ki, Anayasa'nın 152. maddesi düşünülerek, gerekçe ve sonuç ayırımı yapılmaksızın, Anayasa Mahkemesi Kararları bağlayıcıdır şeklinde düzenlenmiştir. Söz buraya gelmişken, Anayasa Mahkemesi kararlarının, bütünü ile, ilişkin olduğu konu bakımından, yasama, yürütme ve yargı organlarını bağladığının çok açık ve kesin olarak sözü edilen 152. maddede ifade edildiğini belirtmek yerinde olur. Gerçekten maddenin 4. fıkrası, Anayasa Mahkemesi, diğer mahkemelerden gelen Anayasa'ya aykırılık iddiaları üzerine verdiği hükümlerin, o-layla sınırlı ve yalnız tarafları bağlayıcı olduğuna karar verilebilir şeklindeki istisnai hükmü ile, asıl kurala, hiç bir kuşkuya yer vermiyecek açık ve seçiklik kazandırmıştır. Yorum konusuna gelince; kuvvetler ayrılığını benimsiyen Anayasa'mızın 7. maddesi yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı ilkesini koymuş, 132. maddesinde de hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa'ya Kanuna, Hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiç bir makam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve tali mat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz şek : imdeki açıklamasiyle, 7. maddede öngörülen ilkeyi daha da açıklığa kavuşturmuş ve bu suretle yargı yetkisinin kullanılmasında her türlü etki ihtimallerini önlemek istemiştir. Bilindiği gibi yargı alanı, adlî idarî ve askerî bölümlere ayrılmış ve her birinin sınırları ve bu sınırlar içinde yargı yetkisinin, yukarıda açıklanan ilke ve esaslara uygun olarak ne suretle kullanılacağı ayrıca özel kanunlarla, usul kanunlarında belirtilmiştir. Bunun dışında Anayasa denetimi olarak tanımlanan diğer bir yargı alanı ve bu denetimi yapacak Anayasa Mahkemesi kuruluşu verdir ki, onunda görev ve yetkileri, Anayasa'nın 147. maddesiyle, 44 sayılı Kanunda tespit edilmiştir. Doğru bir yargıya varabilmek için yetki konusu üzerinde durmak lâzımdır. Genel olarak yürürlükte olan kanunlar, ilişkin oldukları yargı alanına göre, adlî, idarî ve askerî mahkemelerce uygulanır. Kural olarak davaları hükme bağlayarak sonuçlandırmak ilk mertebe mahkemelerin görev ve yetkilerindendir. Bu görev ve yetki, kanunların yorumu yetkisini de zorunlu kılmaktadır, o kadar ki, birçok ahvalde yorum yapılmadan uygulama yapılmasına ve karar verilmesine imkân yoktur. Çünkü kanun, sözü ve özüyle neyse o dur, söz ve özün anlamını tayin ve tespit ise yorumudur. Mahkemelerin yorumdan kaçınarak davayı durdurmaları, görevden kaçınma olur. Ancak doğrudan doğruya veya yorum yoluyla bir kanunun Anayasa'ya aykırılığı kanısına varılırsa, dava durdurularak, bu konuda bir karar verilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulur. Bu suretle iş Anayasa Mahkemesine gelince, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi, mahkemenin yorumiyle bağlı olarak bu anlamıyla Kanunun, Anayasa'ya uygun olup olmadığını denetlemekten ibarettir. Çünkü yukarda değindiğimiz gibi mahkemeler yorum yetkisine sahiptir ve yorum yapmaları zorunludur. Kanun koyucunun ayrı yargı mercilerine aynı konuda yorum yetkisi tanıyarak, çelişik ve sakıncalı sonuçlara yol açacağı düşünülemez. Onun içindir ki Anayasa'nın 147. maddesi, Anayasa Mahkemesi, kanunların Anayasa'ya uygunluğunu denetler hükmünü koymuştur. Anayasa denetimi vesilesiyle bunun ötesinde, kanunun kendi görüş ve kanısına göre yorumluyarak, olayda olduğu gibi yüzde yüz farklı sonuca varılması, mahkemeler üzerinde kendi görüş ve idaresini doğrudan doğruya hâkim kumaşa bile, dolaylı olarak ve bir ölçüde mahkeme kararlarını etkiliyeceğinde şüphe yoktur. Bu sonucunsa Anayasa'nın 7 ve 132. maddelerinde ifadesini bulan mahkemelerin bağımsızlığı ilkesini zedeliyeceği inkâr edilemez. Mahkemelerin yorum konusundaki görüşlerinin değişmesi ihtimali de bir sakınca olmaktan uzaktır. Çünkü, itiraz kabul edilirse iptal nedeniyle yorum söz konusu olamaz, ret halinde ise, yeniden baş vurmayı engelliyen bir hüküm yoktur. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi görüşünün de aynı ölçüde değişmiyeceği ileri sürülemez. Son olarak 147. maddenin müzakeresi sırasında sorulan sorulara komisyon sözcüsü tarafından verilen cevapta, kanunların mahkemelerce yorumlanacağı yolunda cevap verildiği ve bundan sonra oya başvurularak maddenin kabul edildiğini eklemek yerinde olur. Sonuç : Yukarda açılanan sebeplerle çoğunluğun gerekçesine katılmıyorum. Anayasa Mahkemesi kararlarının bütünüyle ilişkin bulunduğu konular bakımından bütün makam ve mercileri bağlayıcı olduğu ve ancak aynı nitelikteki diğer işlerin yeniden incelenmesine manî bulunmadığı, kanunların yorumu yetkisinin, o kanunu uygulayan mahkemelerle, kararlarını denetliyen üst yargı mercilerinin yetkilerine dahil olup, Anayasa Mahkemesinin maddenin yorumla beliren anlamına göre Anayasa'ya uygunluk denetimi yapması lâzım geldiği kanısındayım ancak ilân yapılmış olup olmaması değişik koşullar ifade ettiğine ve bu takdirde değişik uygulamalarında doğal olup, eşitsizlik olarak nitelendirilemeyeceğine göre, Anayasa'ya aykırılık söz konusu olamıyacağı cihetle, bu bakımdan itirazın reddî gerektiği düşüncesindeyim. Üye Ziya Önel Karşı oy yazısı 1- 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin bu dosyaya konu olan hükmü, daha önce bir başka mahkemenin itirazı üzerine incelenerek Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. (Anayasa Mahkemesi kararı : 21/11/1967, sayı : 1967/9-1967/41; Resmî Gazete : 18/6/1968, sayı : 12927.) Anayasa'nın 152. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 50 ve 51. maddelerinde, Anayasa Mahkemesi kararlarının, hiçbir ayırım yapılmaksızın, kesin, yasama, yürütme, yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı olduğu, herhangi bir duraksamaya yer vermiyecek derecede açıklıkla belirtilmiş bulunduğuna göre, şu veya bu düşünce ile bu açık hükümlere aykırı davranılması ve bu nedenle de aynı hükmün tekrar incelenerek yeni bir karara konu yapılması mümkün değildir. Bu hususa ilişkin ayrıntılı düşüncelerim, 28/6/1966, 14/2/1967, 30/9/1969 günlü ve 1963/132-1966/29, 1963/144-1967/6, 1969/17-1969/49 sayılı Anayasa Mahkemesi kararlarına ilişkin karşı oy yazılarında geniş olarak açıklanmış bulunmaktadır. (Resmî Gazete : 27 Haziran 1967, sayı : 12632, sahife : 8, 9, 14, 18 Mayıs 1970, sayı : 13497, sahife : 9) Burada tekrarını gerekli görmediğim aynı düşüncelerle yukarıki kararda uygulanan usulü yanlış bulmaktayım. 2- 22/3/1950 günlü ve 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinde yer alan "....... ve ilânı hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi uygulanır. Hükmü Anayasa'ya aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi gerekir. Bu konuya ilişkin düşüncelerim, 21/11/1967 günlü ve 1967/9-1967/41 sayılı Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin karşıoy yazısında geniş olarak açıklanmış bulunduğundan burada tekrarından sakınılmıştır. (Resmî Gazete: 18 Haziran 1968, sayı : 12927, sahife ; 4-5) Orada açıklanan sebeplerle yukarıki kararın esasına da katılmamaktayım. Üye Muhittin Gürün Sayın Muhittin Gürün'ün karşı oyunun l No. lu fıkrasına katılıyorum. Üye A. Şeref Hocaoğlu

  4. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1968/67 K. 1969/2

    İlk - Ret vd.07.01.1969

    İtirazın konusu: : Hayvan hırsızlığının men'd hakkındaki 22 Mart J 950 günlü ve 5617 sayılı Kanunun 18. maddesindeki, ilân hususunda 1322 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanacağına ilişkin olan hükmün Anayasa'nın 12. maddesi hükmüne aykırılığı nedeni ile iptali isteminden ibarettir.

  5. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1967/9 K. 1967/41

    Esas - Ret21.11.1967

    İtirazın konusu: : 1322 sayılı Kanunun 11. maddesi ile 5617 sayılı Kanunun 18. maddesinin 1322 sayılı Kanuna gönderme yapan hükmünün Anayasa'nın 12. maddesine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi istenmiştir.

  6. Anayasa Mahkemesi · Norm denetimi

    E. 1967/1 K. 1967/3

    İlk - Ret vd.17.01.1967

    İTİRAZIN KONUSU: Kurucaşile Sulh Ceza Mahkemesi, büyük baş hayvan hırsızlığı yapmak ve hırsızlık malı bilerek satın almaktan sanıklar Naim Kara, Kâzım Erkan, Bedri Makara ve Mustafa Makara haklarındaki kamu dâvasının duruşması sırasında, 29.12.1966 günlü oturumda 5617 sayılı kanunun 18. maddesinde yer alan ve 1322 sayılı kanunun 11. maddesine atıf yapan hüküm ile 1322 sayılı kanunun 11. maddesinin Anayasa’nın 12. maddesi hükmüne aykırı olduğu kanısına vararak bu hususta bir karar verilmek üzere dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin, İçtüzüğün 15. maddesi uyarınca 17.1.1967 gününde ilk inceleme için yaptığı toplantısında; mahkeme yazısı ile ekleri ve rapor okundu. Gereği görüşülüp düşünüldü: Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22.4.1962 gün ve 44 sayılı kanunun 27. maddesinin 2 numaralı bendinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca itiraz yolu ile mahkemelerce gönderilen işlerde, dosya muhtevasının konu ile ilgili görülen onanlı örneklerinin gönderilmesi gerektiği halde Kurucaşile Sulh Ceza Mahkemesi, dâva dosyasını olduğu gibi Anayasa Mahkemesine göndermiş bulunmaktadır. Sözü geçen 44 sayılı kanunun 27. maddesi hükümlerinin yerine getirilmesi için dosyanın Mahkemesine geri gönderilmesine karar verilmesi, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gereğidir. SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebepten ötürü dosyanın Kurucaşile Sulh Ceza Mahkemesine geri gönderilmesine 17.1.1967 gününde oybirliği ile karar verildi. Başkan İbrahim SENİL Üye Şemsettin AKÇOĞLU Üye Salim BAŞOL Üye Feyzullah USLU Üye A.Şeref HOCAOĞLU Üye Fazlı ÖZTAN Üye Celâlettin KURALMEN Üye Hakkı KETENOĞLU Üye Sait KOÇAK Üye Muhittin TAYLAN Üye İhsan ECEMİŞ Üye Recai SEÇKİN Üye Ahmet AKAR Üye Muhittin GÜRÜN Üye Lûtfî ÖMERBAŞ

Okumak için bir karar seçin

Karar bu panelde açılır; liste yerinde kalır.

  • ↑↓ sonuçlar arasında gezin
  • Esc paneli kapat