Kamu Denetçiliği Kurumu · Tavsiye kararı

Atıf ağı
Diğer
Yazı boyutu

Atıf biçimi

Biçime dokunun, panoya kopyalanır.

Resmî kaynak

Başvuranın 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kapatılan gazetedeki işinden çıkarılmasının ardından gecikmeli ödenen işsizlik ödeneğinin enflasyon nedeniyle uğradığı değer kaybının giderilmesi talebi hakkındadır.

Çalışma ve sosyal güvenlik / Çalışma ve sosyal güvenliğe ilişkin diğer konular.

  • E. 2025/5518
  • K. 2025/10804
  • 05.09.2025

T.C.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI
2025/10804-S.25.15518
BAŞVURU NO
2025/5518
KARAR TARİHİ
05.09.2025

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN
,TCKN:
BAŞVURUYA KONU İDARE
TÜRKİYE İŞ KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BAŞVURUNUN KONUSU
Başvuranın 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kapatılan gazetedeki işinden çıkarılmasının ardından gecikmeli ödenen işsizlik ödeneğinin enflasyon nedeniyle uğradığı değer kaybının giderilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ
20.03.2025

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1.1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; 2016/Nisan ayında Feza Gazetecilik A.Ş. (Şirket) bünyesindeki Zaman Gazetesi’nde (Gazete) muhabiri olarak çalışmaktayken Şirket’e atanan kayyım tarafından iş sözleşmesinin 5953 sayılı Kanun’un 11. maddesindeki haklı nedene dayanılarak feshedildiğini, bu süreçte tazminatının ve işsizlik maaşının ödenmediğini, 3. İş Mahkemesinde (Mahkeme) işe iade davası açtığını, ancak OHAL döneminde çıkan 670 sayılı KHK sonucunda davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiğini, bunun üzerine KHK’da geçtiği şekilde Hazine ve Maliye Bakanlığına (Bakanlık) alacaklarının ödenmesi talebiyle başvuru yaptığını, 2024/Haziran ayında alacaklarının kısmen ödenmesinin ardından Kurumumuza başvuru yaptığını, Kurumumuzca yapılan inceleme sonucunda işçilik alacaklarının tamamının idareye başvuru yapıldığı tarihteki alım gücüne denkleştirilerek ödenmesi yönünde karar verildiğini, bahsi geçen süreçte Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğüne (İş Kur) işinden atıldığından beri alması gereken işsizlik maaşının ödenmesi talepli dilekçeler sunduğunu, 2024/Kasım ayında talebinin kabul edilip tarafına işsizlik maaşı olarak yalnızca 11.405,00 TL tutarında ödeme yapıldığını, söz konusu ödemeye faiz işletilmediğini, ayrıca ilgili ödemenin 2024 yılına göre güncellenmediğini,

1.2. 29.11.2024 tarihinde İş Kur’a başvurarak alacağının güncel asgari ücret üzerinden hesaplanmasını talep ettiğini, verilen yanıtta ise ödemelerin 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ve 2020/1 Pasif İşgücü Hizmetleri Genelgesi kapsamında yapıldığı ve güncelleme yapılmasının mümkün olmadığının ifade edildiğini, İş Kur’un belirttiği yönteme göre işsizlik ücretinin çalışılan dönemin son dört ayının günlük ortalama brüt kazancının %40’ı olarak hesaplandığını, 2015/Aralık-2016/Mart dönemindeki aldığı maaş ödemelerine göre asıl hak edişinin 148.593,00 TL olduğunu, diğer yandan 2016-2024 dönemi birikimli TÜFE artışı hesabına göre kendisine ödenen tutarın 222.088,75 TL olması gerektiğini, Danıştay içtihadına göre idarenin kusurundan kaynaklı doğan zararı karşılaması gerektiğini, bu açıdan 2020/1 sayılı Genelge’nin Anayasa ve kanunlarla kendisine tanınan işsizlik ödeneği hakkını zedelediğini, aslen sosyal devlet ilkesi gereği bireyin temel ihtiyaçlarını karşılaması adına acil bir önlem olarak öngörülen bu ödeneğin yaklaşık sekiz yıldır ödenmemesinin ardından parasal değerinin korunamamasının da mağduriyet oluşturduğunu, ayrıca başvuru ekinde yer alan idare mahkemesi kararlarında kendisiyle aynı durumda olan kişilere yapılan kıdem tazminatı ödemelerinin yasal faiz değil en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte ödenmesi yönünde hüküm kurulduğunu belirterek,

1.3. İşsizlik ödeneğinin güncel asgari ücret, döviz kuru veya altın fiyatına endekslenerek yeniden hesaplanmasını yahut hak ettiği alacağa ilişkin yasal faiz uygulanmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 22.05.2025 tarih ve - / -S. sayılı bilgi ve belge isteme yazısına cevaben Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (İş Kur) İşsizlik Sigortası Dairesi Başkanlığınca 16.06.2025 tarihinde gönderilen E sayılı yazı ve eklerinde ilgili mevzuatına da yer verilmek suretiyle özetle:

2.1. Bilindiği üzere, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, sigortalı işsizin iş sözleşmesinin feshedildiği tarihten itibaren otuz gün içinde işsizlik ödeneği başvurusunda bulunması gerektiği, mücbir sebepler dışında gecikilen sürenin işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşüleceğinin belirtildiği,

2.2. Aynı Kanun’un 50. maddesinde, günlük işsizlik ödeneğinin son dört aylık prime esas kazançlara göre hesaplanan günlük ortalama brüt kazancın %40’ı kadar olduğu, iş sözleşmesinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan son üç yıl içinde; 600 gün sigortalı çalışıp işsizlik sigortası ödemiş kişilere 180 gün, 900 gün sigortalı çalışıp işsizlik sigortası ödemiş kişilere 240 gün, 1080 gün sigortalı çalışıp işsizlik sigortası ödemiş kişilere 300 gün süre ile işsizlik ödeneği verileceğinin hükme bağlandığı,

2.3. Anılan Kanun’un 51. maddesinin birinci fıkrası gereğince, işsizlik ödeneği almaya hak kazanmak için belirli hallerden birisine dayalı olarak iş sözleşmesinin sona ermesi gerektiği, buna göre 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nda işveren tarafından bildirim süresine uymaksızın haklı nedenle fesih yapılan haller için işsizlik ödeneği hakkının doğmadığı, 2.4. 2020/1 sayılı Pasif İşgücü Hizmetleri Genelgesi’nin “Başvurulara İlişkin İşlemler” başlıklı bölümünün “Fesih Nedeninin İncelenmesi” alt başlığında, işverenler tarafından yapılan fesihlerde sigortalının işten ayrılış bildirgesinin fesih tarihini izleyen günden başlayarak on gün içinde yapılması gerektiği, aksi somut bir belge ile ispatlanıncaya kadar bildirgedeki fesih nedeninin esas alınacağı,

2.5. Kurumları ve SGK kayıtlarında yapılan incelemede, başvuranın 08.04.2016 tarihli feshe istinaden 24.05.2024 tarihinde işsizlik ödeneği talebiyle Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne (İş Kur İl Müdürlüğü) başvuruda bulunduğu, ilgilinin son 120 gün hizmet akdine tabi olma ve son 3 yılda en az 600 gün işsizlik sigortası primi ödemiş olma şartlarını taşıdığı, ancak işten ayrılış bildirgesinde fesih nedeninin “29-İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih” şeklinde bildirilmesinden feshin 4447 sayılı Kanun kapsamında olmadığının değerlendirildiği, bu yüzden başvuranın talebinin olumsuz sonuçlandırılıp durumun kendisine 27.05.2024 tarihinde kısa mesaj yoluyla bildirildiği,

2.6. Başvuranın 23.06.2024, 27.09.2024 ve 15.10.2024 tarihli dilekçelerinde işsizlik ödeneği talebini yinelediği, bunun sonucunda ilk iki başvurusu reddedilirken son başvurusuna yönelik yapılan değerlendirme sonucunda feshin 4447 sayılı Kanun kapsamında olduğu kanaatine varıldığı,

2.7. Fesih tarihi ile başvuru tarihi arasında geçen sürenin mücbir sebep sayılarak toplam işsizlik ödeneği süresinin 300 gün (10 ay) olacak şekilde hesaplandığı ve başvurana 14.11.2024 tarihinde toplam 11.405,20 TL tutarında ödeme yapıldığı, bu ödemenin tamamının işsizlik ödeneği kapsamında olduğu ve yasal olarak herhangi bir faiz veya ek ödemenin yapılmadığı, 2.8. Bunun üzerine başvuranın 29.11.2024 tarihli dilekçesi ile yapılan ödeme miktarına itiraz ettiği, İş Kur İl Müdürlüğünce 10.12.2024 tarihinde verilen yanıtta işsizlik ödeneğinin mevzuat kapsamında yapıldığından faiz ödemesi yapılamayacağının bildirildiği, 2.9. Bu kapsamda, yürürlükteki mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde, 08.04.2016 tarihli fesih kapsamında yapılan işsizlik ödeneği işlemlerinde herhangi bir hata bulunmadığı, ilgiliye ödenen toplam 11.405,20 TL tutarındaki ödemenin 4447 sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrası hükmü doğrultusunda hesaplanmasının yasal bir zorunluluk olduğu, başvurana faiz ödemesi yapmaya imkân bulunmadığı, hususları aktarılmıştır.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”,

3.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.3. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”,

3.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 3.5. “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinde; “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”,
4. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun;
4.1. “İşsizlik sigortasına ilişkin genel hükümler” başlıklı 48. maddesinde; “İşsizlik sigortası zorunludur. Bu Kanun kapsamına giren ve halen çalışmakta olanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, yeni girenler ise işe başladıkları tarihten itibaren sigortalı olurlar.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 8 ve 9 uncu maddelerine göre Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilmiş olan işyeri ve sigortalılar Kuruma da bildirilmiş sayılır.

Sigortalılığın başlamasıyla birlikte, sigortalılar ile bunların işverenlerinin sigorta hak ve yükümlülükleri de işlemeye başlar.
İşveren, hizmet akdi 51 inci maddede belirtilen hallerden birisine dayalı olarak sona ermiş olan sigortalılar hakkında; örneği Kurumca hazırlanacak üç nüsha işten ayrılma bildirgesi düzenleyip, 15 gün içinde bir nüshasını Kuruma göndermek, bir nüshasını sigortalı işsize vermek ve bir nüshasını da işyerinde saklamakla yükümlüdür.(Ek cümle: 15/5/2008-5763/14 md.) Kurumca bu Kanuna göre yapılacak işlemlere ilişkin elektronik ortamda bilgi ve belge istenebilir veya bilgi ve belge verilebilir.

Sigortalı işsizin, bu maddede belirtilen ödeme ve hizmetlerden yararlanabilmesi için işten ayrılma bildirgesi ile birlikte hizmet akdinin feshedildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz gün içinde Kuruma doğrudan veya elektronik ortamda başvurması gerekir. Mücbir sebepler dışında, başvuruda gecikilen süre işsizlik ödeneği almaya hak kazanılan toplam süreden düşülür.

Sigortalı işsizlere bu Kanunda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde, Kurumca aşağıda belirtilen ödemeler yapılır ve hizmetler sağlanır;
a) İşsizlik ödeneği,
b) (Değişik: 17/4/2008-5754/90 md.) 5510 sayılı Kanun gereği ödenecek sigorta primleri,
c) Yeni bir iş bulma,
d) (Değişik: 4/4/2015-6645/23 md.) Aktif işgücü hizmetleri kapsamında kurs ve programlar.
(…)”,
4.2. “İşsizlik ödeneğinin; miktarı, ödeme süreleri ve zamanı ile sigorta primleri” başlıklı 50. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; “(Değişik birinci fıkra: 15/5/2008-5763/15 md.) Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez.
Hizmet akdinin sona ermesinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan, son üç yıl içinde;
a) 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 180 gün,
b) 900 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 240 gün,
c) 1080 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı işsizlere 300 gün, süre ile işsizlik ödeneği verilir.
(Değişik birinci ve ikinci cümle: 28/11/2017-7061/55 md.) İşsizlik ödeneği başvuruları izleyen ayın sonuna kadar sonuçlandırılır. İşsizlik ödeneği, her ayın beşinde aylık olarak işsizin kendisine ödenir. (Ek cümle:

28/11/2017-7061/55 md.) Ödeme tarihini öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İşsizlik ödeneği, nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez. Sigortalının kusurundan kaynaklandığı belirlenen fazla ödemeler yasal faizi ile birlikte geri alınır.(Ek cümle: 15/5/2008-5763/15 md.) Ölen sigortalı işsizlere ait fazla ödemeler geri tahsil edilmez. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/25 md.) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi gereği işe iade davası nedeniyle yatırılan primlerin son günü esas alınarak işsizlik ödeneği hak sahipliği belirlenir ve işsiz geçen dönem için ödeme yapılır.”,

4.3. “İşsizlik ödeneğine hak kazanmanın şartları” başlıklı 51. maddesinde; “Bu Kanun uyarınca sigortalı sayılanlardan hizmet akitleri aşağıda belirtilen hallerden birisine dayalı olarak sona erenler,

Kuruma süresi içinde şahsen başvurarak yeni bir iş almaya hazır olduklarını kaydettirmeleri ve bu

Kanunda yer alan prim ödeme koşullarını sağlamış olmaları kaydıyla işsizlik ödeneği almaya hak kazanırlar.
a) 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 13 üncü maddesi veya 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununun 16 ncı maddesi yada 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen bildirim önellerine uygun olarak hizmet akdi işveren tarafından sona erdirilmiş olmak,

b) Hizmet akdi, süresi belli olsun veya olmasın sürenin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin 1475 sayılı İş Kanununun 16 ncı maddesinin (I), (II) ve (III) numaralı bentlerine veya 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (II) ve (III) numaralı bentlerine veya 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 7 nci maddesi ile 11 inci maddesinin birinci fıkrasına göre sigortalı tarafından feshedilmiş olmak,

c) Hizmet akdi, süresi belli olsun veya olmasın süresinin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin 1475 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinin (I) ve (III) numaralı bentlerine veya 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (III) numaralı bendine veya 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunun 12 inci maddesinin birinci fıkrasına göre işveren tarafından feshedilmiş olmak,
d) Hizmet akdinin belirli süreli olması halinde, bu sürenin bitimi nedeniyle işsiz kalmak, 854 sayılı Deniz İş Kanununun 7 nci maddesinin (II) numaralı bendinde belirtilen hizmet akdinin belirli bir sefer için yapılmış olması nedeniyle sefer sonunda işsiz kalmak,

e) İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi, kapanması veya kapatılması, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olmak, 854 sayılı Deniz İş Kanununun 14 üncü maddesinin (IV) numaralı bendindeki nedenlerle işsiz kalmak,

f) 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21 inci maddesi kapsamında işsiz kalmak,
g) (Ek : 24/8/2000 - KHK - 617/38 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 31/10/2000 tarihli ve E.:2000/63, K.:2000/36 sayılı Kararı ile.; Ek: 25/6/2003 – 2904/28 md.) Yukarıdaki bentlerde belirtilen iş kanunları kapsamına girmeyen sigortalılardan hizmet akitleri, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu kapsamında yapılmış olan toplu iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmesi bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümleri doğrultusunda (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerindeki hükümlere paralel olarak sona ermiş olmak.

(Değişik ikinci fıkra: 25/6/2003 – 4904/28 md.) Ancak, işsizlik ödeneğine hak kazanabilmek için hizmet akdinin başvuru sırasında grev, lokavt veya kanundan doğan ödevler nedeniyle askıya alınmamış olması gerekmektedir.”,

5. 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un (Basın İş Kanunu);
5.1. “Feshin ihbarı” başlıklı 5. maddesinde; “Müddeti muayyen olmıyan iş akitlerinde feshin ihbarı bu Kanunda yazılı mühletlere tabidir.

6 ncı ve 7 nci maddelerde yazılı ihbar mühletlerine tekabül eden ücret miktarındaki tazminatın işveren veya gazeteci tarafından diğer tarafa önceden ödenmesi suretiyle akdin derhal feshi de caizdir.”,

5.2. “Akdin işveren tarafından feshi ve kıdem tazminatı” başlıklı 6. maddesinde; “(İptal fıkra:
Anayasa Mahkemesinin 04/05/2023 tarih ve E: 2021/62, K: 2023/89 Sayılı kararı ile) [Meslekte en az beş yıl çalışmış olan gazetecilere kıdem hakkı tanınır.] Kıdem hakkı gazetecinin mesleke ilk giriş tarihinden itibaren hesaplanır.
Akdin feshi halinde gazeteci, bu süreye göre hesaplanacak tazminatı almaya hak kazanır.
Birinci maddenin şümulüne giren bir işyerinde işverenle arasındaki hizmet münasebeti bir veya müteaddit mukaveleye istinaden fasılasız olarak en az beş yıl sürmüş olan gazetecinin işine son verilmesi yapılacak yazılı ihbardan itibaren üç ay geçtikten sonra muteber olur. Beş seneden az hizmeti olanlar için bu ihbar müddeti bir aydır.

İhbar müddetinin son günü olan tarih tazminata esas tutulur ve yıllık izinden sayılmaz.
Gazeteci yıllık iznini kullanmamışsa, işine son verilmesi halinde, izin müddetine ait ücreti kendisine peşin olarak verilir.
Hizmetine bu madde hükümlerine göre son verilen gazeteciye feshi ihbar edilen mukavelenin taallük ettiği her hizmet yılı veya küsuru için, son aylığı esas ittihaz olunmak suretiyle her yıl için bir aylık ücreti miktarında tazminat verilir. (İptal ikinci cümle: Anayasa Mahkemesinin 04.05.2023 tarih ve E: 2021/62,

K: 2023/89 Sayılı kararı ile) [Ancak, yıllık hizmetin altı aydan az kısmı nazara alınmaz.] İlk mukavele yılında bu miktar hesaplanmaz.
Bir defa kıdem tazminatı alan gazetecinin kıdemi, yeni işine girişinden itibaren hesaplanır. Ancak, buna aykırı olarak işverenle gazeteci arasında yapılacak mukavele muteberdir.

İşverenin maddi imkansızlık sebebiyle gazetecinin tazminatını bir defada ödeyememesi halinde, tediye en çok dört taksitte yapılır ve bu taksitlerin tamamının süresi bir yılı geçemez. Ancak, bu bölünme o iş yerinin mali vergisini tahakkuk ettiren maliye şubesinin, müessesenin zarar etmekte olduğu kararı üzerine yapılabilir.

İş Kanununun 18, 19, 20, 21 ve 29 uncu maddesi hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.”, 5.3. “İhbar mühletini beklemeksizin fesih hakkı ve tazminatı” başlıklı 11. maddesinde; “(…)
Vazifesinin ifasiyle ilgili hususlarda gazetecinin bilerek veya ağır bir ihmali neticesi olarak mevkutenin itibar veya şöhretine halel verecek fiil ve harekette bulunması hali işverene ihbar mühletini beklemeden iş akdini derhal feshetmek hakkını veren ağır sebeplerden sayılır.

Gazetecinin, şeref ve şöhretine halel verebilecek mahiyette bir fiil ve harekette bulunması için işveren tarafından vaki isteği yerine getirmemesi hali işverene ihbar mühletini beklemeksizin iş akdini feshetmek hakkını vermez.

Müddeti muayyen olan mukavelelerde de yukarda yazılı fesih hakkı mukavele müddetinin sona ermesini beklemeksizin kullanılabilir.”,
6. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun;

6.1. “Temerrüt faizi” başlıklı 120. maddesinde; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”,

6.2. “Aşkın zarar” başlıklı 122. maddesinde; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.”,

7. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un “Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasında; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”,

8. İş-Kur tarafından çıkarılmış olan mülga 2020/1 sayılı Pasif İşgücü Hizmetleri Genelgesi’nin “A)
İşsizlik Ödeneği” Bölümü’nün “3. Bildirgelerin Onaylanması” başlığının “3.3. Fesih Nedeninin İncelenmesi” alt başlığında; “İşverenler tarafından SGK’ya sigortalının fesih tarihini izleyen günden başlayarak on gün içinde İAB ile işten çıkış bildirimi yapılması gerekmektedir. İAB ile bildirim yapılmışsa hizmet dökümünde farklı bir bildirim yapılmış olsa bile aksi somut bir belge ile ispatlanana kadar İAB ile yapılan bildirimdeki fesih nedeni esas alınmalıdır. Ancak, İAB ile bildirim yapılmamışsa hizmet dökümündeki işten çıkış bildirimi esas alınmalıdır. 01.08.2009 (dâhil) tarihinden sonraki fesihlerde kullanılacak nedenler aşağıdaki çizelgede yer almaktadır.

(…)

SGK
FESİH
KODU

SGK FESİH NEDENLERİ

İŞKUR FESİH
NEDENİ
(SİSTEMDEKİ
KARŞILIĞI)

DEĞERLENDİRME

29

İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih

İşçinin Kusuru

Hak Kazanamaz

(…)”, düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ ABDULLAH CENGİZ MAKAS’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Tavsiye Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

10. Yukarıda aktarılan başvuranın iddia ve talepleri ile idarenin açıklamaları çerçevesinde başvuru konusu somut uyuşmazlığın; başvuranın işsizlik ödeneğinin bu alacağa hak kazandığı tarihten sekiz yıl sonra ödenmesi durumunda ilgili alacağın enflasyon değer kaybının hesaplanması suretiyle alım gücüne denkleştirilerek ödenip ödenmeyeceği hususunda ortaya çıktığı görülmektedir.

11. Somut uyuşmazlık konusuna ilişkin OHAL dönemi çıkarılan KHK düzenlemeleri ve bu hükümlere dayanılarak gerçekleştirilen uygulamalara bakıldığında:
11.1. 668 sayılı KHK (6755 sayılı Kanun) ile birtakım gazetelerin kapatılması yoluna gidilmiş ve bu gazetelere ait taşınır ve her türlü malvarlığı, alacak ve haklar ile belge ve evrakların Hazineye devri sağlanmıştır.

11.2. Bunun ardından, 670 sayılı KHK’nın (7091 sayılı Kanun) 5. maddesi gereğince; kapatılan gazetelerin bağlı olduğu şirketlerin faaliyetlerinin sonlandırılıp ticari sicil kayıtlarının resen terkin edileceği, ilgili gazetelerden devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle ortaya koyulan borç ve yükümlülüklerin tespitine ve uygun bir takvim dâhilinde alacaklılara ödenmesine Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda, kapatılan gazetelerle ilgili sözü edilen borç ve yükümlülüklere dair hak iddiasında bulunanların bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 60 günlük hak düşürücü süre içinde ilgili idareye başvuru yapması gerektiği düzenlenmiştir.

11.3. 675 sayılı KHK’nın (7082 sayılı Kanun) 16. maddesinde ise kapatılan gazetelerin malvarlığının Hazineye devri öncesinde bunlar aleyhine açılan işe iade ve işçilik alacaklarının ödenmesi talepli davaların 670 sayılı KHK’nın 5. maddesi uyarınca, dava şartı yokluğundan reddedilmesine karar verileceği ve sonrasında bu kararın tebliğinden itibaren 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde kişilerin idari başvuru yoluna gidebileceği öngörülmüş olmakla beraber idari merciin kararının idari yargıya taşınabileceği ancak bu konuda adli yargıda dava açılamayacağı kurala bağlanmıştır.

11.4. Bahse konu uyuşmazlıklara yönelik adli yargıda dava açılmasının önüne geçen kanun hükmünün iptali talebiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından; bu tür uyuşmazlıkların esasının mülkiyet hakkına ilişkin olduğu, dava konusu kuralda kişilerin mülkiyet iddialarına karşı adli yargı yolunun kapatılmasının öngörüldüğü, bu iddialarla ilgili olarak açılan davaların hangi yargı yolunda görüleceği meselesinin yasa koyucunun takdirinde olduğu, idari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli kapasiteye sahip olup olmamasının bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun olmadığı,

11.5. Ancak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının devlete pozitif bir yükümlülük atfettiği, bu açıdan bahsedilen uyuşmazlıkların yegâne çözüm yolunun idari yargı olarak belirlenmesi nedeniyle anılan maddedeki gerekliliklerin karşılanmaması sonucunun doğabileceği, idari yargılama usulünün yazılılık esasına dayandığı ve idari yargı yolunda tanık dinlenmesi konusunun hâlihazırda tartışmaya açık olduğu göz önüne alındığında özellikle sözlü yargılama yapılmasını gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesinin mümkün gözükmediği,

11.6. Sonuç olarak idari yargının sahip olduğu araçlar bakımından kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın söz konusu uyuşmazlıkların tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesinin Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile 40. maddesinde yer alan devletin etkili başvuru yolu oluşturma yükümlülüğünü ihlal ettiği değerlendirmelerinde bulunulmuş olup bu nedenlerle dava konusu kuralın (7082 sayılı Kanun’un 16. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesinin) Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir (E: 2018/77, K: 2023/105, T:

31/05/2023, §§ 318-329).
12. Başvuranın iş sözleşmesi sona erdirilmeden önce çalıştığı Gazete de OHAL kapsamında kapatılan iş yerlerinden birisidir. Başvuru konusu olay kapsamında işsizlik ödeneğinin konusunu oluşturan paranın başvuranın hak ettiği tarihten (iş sözleşmesinin feshedildiği 08.04.2016 tarihinden) yaklaşık sekiz yıl sonra (14.11.2024 tarihinde) ödendiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim başvuranın iş sözleşmesinin çalıştığı Gazete’ye atanan kayyım tarafından “29” no.lu işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışına dayalı olarak feshedilmesine istinaden kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının tarafına ödenmemesi nedeniyle Kurumuza getirdiği şikâyet başvurusunun incelenip değerlendirilmesi sonucunda söz konusu alacakların ödenmesi yönünde tavsiye kararı verilmiştir (B. No: 2024/11930, T:

18.03.2025, Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararı).
13. Bahsedilen kararda, iş sözleşmesinin feshinin işveren tarafından haklı nedenle sonlandırılıp sonlandırılmadığına ilişkin yapılan değerlendirme sonucunda; iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedilip edilmediğine ilişkin değerlendirme yapılabilecek hiçbir somut bulgunun yer almadığı, böylece başvuranın kapatılan iş yerinden olan işçilik alacaklarının tespit edilmesinin olanaksız hale getirildiği, bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik iddiaların karşılanması adına etkili bir idari başvuru yolu öngörülmediği, kaldı ki geçerli fesih nedenini ispat yükümlülüğünün de işveren tarafında bulunduğuna değinilmiştir (§ 38.8).

14. Dolayısıyla, iş sözleşmesinin işverence haklı nedenle feshedildiğine ilişkin somut bir dayanak olmadan başvuranın işçilik alacaklarından yoksun bırakılması, mülkiyet hakkının ihlâlini oluşturmaktadır. Aynı şekilde, yine iş sözleşmesinin feshine ilişkin çıkış kodunun “29” olarak girilmesi yüzünden işsizlik ödeneğinin 4447 sayılı Kanun’un kapsamında kabul edilmemesi de benzer bir durumdur. Zaten İş Kur’un Kurumumuza verdiği yanıtta belirttiği üzere, başvuranın işsizlik ödeneğinin tarafına ödenmesi talepli ilk başvurularının reddedilmesinin ardından 15.10.2024 tarihli başvurusunun incelenmesi sonucunda, feshin 4447 sayılı Kanun kapsamında olduğu kanaatine varılmış ve başvurana işsizlik ödeneği ödenmiştir.
15. Somut olaya bakıldığında, başvuranın iş sözleşmesinin sona erdirildiği 08.04.2016 tarihinden itibaren on aylık dönemdeki hak kazandığı işsizlik ödeneği miktarlarının;

-2016/Nisan dönemindeki 22 gün için 836,38 TL -2016/Mayıs dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Haziran dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Temmuz dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Ağustos dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Eylül dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Ekim dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Kasım dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2016/Aralık dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2017/Ocak dönemindeki 30 gün için 1.140,52 TL -2017/Şubat dönemindeki 8 gün için 304,14 TL olmak üzere toplamda 300 gün için 11.405,20 TL tutarın 14.11.2024 tarihinde işsizlik ödeneği olarak başvurana ödendiği görülmüştür.

16. Para borçlarının ödenmemesi, alacaklının parasından bir süre yoksun kalmasına yol açtığından dolayı taraflar arasındaki menfaat dengesinin sağlanabilmesi için bir temerrüt faizi düzenlemesiyle alacaklının borcun konusunu oluşturan parayı kullanamamasından kaynaklanan zararın giderilmesi amaçlanmaktadır.

Ancak enflasyonist dönemlerde bu ödemenin başvurana bir külfet yükleyip yüklemediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
17. AYM, parayı ekonomik düzende bir değişim aracı olarak tanımlamış ve çeşitli ticari, sınai, zirai vs. faaliyetlerde kullanılmakla sahibine kazanç, kira, nema gibi yararlar sağlayan ekonomik bir değer olarak nitelendirmiştir. Paranın sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılmasının, sahibinin bu ekonomik değerden yoksun bırakılması sonucunu doğurması yanında enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, değerini yani alım gücünü enflasyon oranına bağlı olarak yitirmesine neden olacağını değerlendirmiştir (ANO İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu [GK], B. No: 2014/2267, T: 21.12.2017, § 70).

18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kamu makamlarınca yapılacak ödemelerin gecikmesini faiz ödemeleriyle istikrarlı olarak ilişkilendirmektedir. AİHM’in çeşitli kararlarında, makul olmayan bir gecikme nedeniyle tazminatın değer kaybettiği durumlarda bu tazminatın yeterli olamayacağı belirtilmiştir (Angelov/Bulgaristan, B. No: 44076/98, T: 22.04.2004, § 39). AYM de kararlarında AİHM kararlarına atıfla mülkiyet hakkı kapsamında faiz ödemesini, esasen devletin borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle ilişkilendirmektedir (AİHM, Akkuş/Türkiye, B. No: 19263/92, T: 09.07.1997, § 29; AYM, Ferda Yeşiltepe Başvurusu [GK], B. No: 2014/7621, T: 25.07.2017, § 28).
19. AYM’nin Ferda Yeşiltepe kararında; “AİHM’e göre mağdur sıfatının ortadan kalkabilmesi için ileri sürülen ihlalin hem zamanında hem de mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi yoluna gidilmesi gerekmektedir. AİHM bu çerçevede, idare mahkemesinin yaklaşık 200 aya yayılan Nisan 1987-Aralık 2003 tarihleri arasındaki dönemdeki dul aylıklarına ilişkin oluşan zararı dikkate almadığını tespit etmiştir. AİHM söz konusu dönem için başvurucunun banka hesabına yatırılan paranın ise aynı dönemdeki enflasyon oranları karşısında uğranılan maddi kaybın sonuçlarını gidermeye yetmediğini belirtmiştir. AİHM, geçen sürenin yalnızca devlete yarar sağladığını ve ilgili dönemde Türkiye’de paranın hızla değer kaybettiğini göz önünde bulundurarak başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.” aktarımlarına yer verilmiştir.

20. Bu durumda, esasen işsizlik ödeneği alacağının değer kaybına uğratılarak ödenmesine ilişkin olduğu anlaşılan mevcut başvurunun, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir mülke ilişkin olup olmadığının ve bahse konu mülke yapılan müdahalenin hukuki niteliğinin ortaya konulması gerekmektedir.

21. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Bu hükümle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E: 2015/39, K: 2015/62, T: 01.07.2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (AYM, Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, T: 01.02.2017, § 60). Bu bakımdan işsizlik ödeneği alacağının Anayasa’nın 35. maddesi anlamında mülk teşkil ettiği kuşkusuzdur.

22. Ayrıca belirtmek gerekir ki, işsizlik ödeneği niteliği gereği geçici bir süre için ödenen ve anlık, dönemsel bir tedbir veya telafiye yönelik bir amacın karşılanması için sağlanan maddi bir edimdir. Bu yüzden, emekli ikramiyesi ya da kıdem tazminatı gibi bireylerin çalışmalarının karşılığı olarak ödenen toplu bir tutar değildir. Bunun karşısında, somut olayda olduğu gibi ödenmesi gerektiği halde ödenmemiş olan veya ödemesi geciktirilen durumlarda bu alacağın da toplu bir şekilde ilgililere ödenmesi gündeme gelebilir.

23. Hal böyle olunca, emekli ikramiyesinin geç ödenmesinden kaynaklı enflasyon nedeniyle oluşan zararın ödenmesine yönelik benzer nitelikteki başvurular hakkında verilen Kurumumuz kararlarında da AİHM ve AYM kararlarına yapılan atıflarla geç yapılan ödemelerde paranın enflasyon karşısında aşırı ölçüde değer kaybettiği, başvurana şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği, bu sebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvuranın mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvuran aleyhine bozduğu, dolayısıyla başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılarak emekli ikramiyesinin emekli aylığı bağlandığı tarihteki alım gücüne denkleştirilerek ödenmesi yönünde tavsiye kararları verildiği görülmektedir (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2024/4444, T:

10/09/2024).
24. Aynı zamanda, yukarıda da değinildiği üzere başvuranın kıdem tazminatı ve işçilik alacaklarının tarafına ödenmesi talepli bir başka başvurusunda Kurumumuzca; başvuranın işçilik alacaklarının idareye başvuru yapıldığı tarihteki alım gücüne denkleştirilerek kendisine ödenmesi hususunda tavsiyede bulunulmuştur (B. No: 2024/11930). Bu açıdan, mevcut başvuruda söz konusu kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir hususun bulunmadığı değerlendirilmiştir.

25. Haliyle, başvuranın işsizlik ödeneğinin 4447 sayılı Kanun’un 50. maddesinde belirtilen kurallar bağlamında hesaplanması yasal bir zorunluluk olsa bile başvuranın bu alacağına ulaşmasında yaşadığı gecikmeden kaynaklı söz konusu tutarın ekonomik koşullara bağlı olarak değerini yitirmesi sonucunda işsizlik ödeneği gibi dönemsel bir güvencenin varlığı anlamını yitirmekle beraber sosyal güvenlik hakkına da orantısız bir müdahale gerçekleşmiş olacaktır. Kaldı ki, İş Kur tarafından da işsizlik ödeneği başvurusunun sözleşmenin feshinden uzun bir süre sonra yapılmasının mücbir sebep olarak değerlendirildiği, bu nedenle 2016/Nisan ayından başlamak üzere başvuranın hak etmiş olduğu işsizlik ödeneği alacağının her ay için ayrı ayrı hesaplanarak toplam 300 gün (10 ay) üzerinden başvurana ödendiği görülmüştür. Yani, başvuranın bahse konu alacağına ulaşmasının sekiz yıllık bir gecikmeye uğradığı idare tarafından da kabul edilmiştir.

26. Buna göre, başvuranın işten çıkış kodunun bildiriminin kamusal güç kullanımından kaynaklandığı göz önüne alındığında, işverence yapılan feshin bireyler aleyhine olumsuz durum yaratan sonuçlarından devletin sorumlu tutulması gerektiği ortadadır. Zira Anayasa’nın 123. maddesine göre idare bir bütündür ve 125. maddesine göre de kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı karşılamakla yükümlüdür.

Dolayısıyla, başvuranın mağduriyetinin işsizlik ödeneğinin zamanında ödenmemesinden doğduğu kabul edildiğinde bunu gidermekle yükümlü yer de bu ödemeyi gerçekleştirecek olan kurumdur. Bunun dışında, kişi/kişilerin kusurlarından kaynaklı rücu işleminin nasıl ve ne şekilde yapılacağı ise başvuranın hakkına ulaşmasında bir etken değildir. Bu bağlamda, İş Kur’un sözleşmenin feshinin 4447 sayılı Kanun kapsamında olup olmadığına ilişkin yaşanan belirsizliğin kendi hatalı işlemlerinden kaynaklanmadığı, dolayısıyla taraf olmadıkları bir hususla ilgili bu zararın giderilmesine dönük yükümlülüklerinin bulunmadığı iddiası yerinde görülmemiştir.

27. Sonuç olarak; başvuranın Gazete’de çalıştığı ve işsizlik sigortası priminin yatırıldığı dönem (toplam 1080 gün) için net 11.405,20 TL (300 gün sürelik) işsizlik ödeneği alacağının bulunduğu, bu alacağın başvuranın iş sözleşmesinin sona erdirildiği 2016/Nisan ayından önceki son dört aylık prime esas kazancı dikkate alınarak hesaplandığı, söz konusu alacağın 14.11.2024 tarihinde ödendiği, Merkez Bankası verilerine göre ise başvuranın işsizlik ödeneğine hak kazandığı 2016/Nisan ayındaki 100 TL’nin ödemenin yapıldığı 2024/Kasım ayı itibarıyla enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığının 961,30 TL olduğu görülmektedir. Bu itibarla, belirtilen değer kaybının miktarı gözetildiğinde başvuruya konu müdahaleyle başvurana şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği, bu sebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvuranın mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvuran aleyhine bozduğu, dolayısıyla başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiği değerlendirilmiştir.

28. Bu kapsamda yukarıda yapılan açıklamalar, başvuranın iddiaları ile idarenin beyanları, ilgili mevzuat hükümleri ve konuya ilişkin yargı kararları çerçevesinde Kurumumuzca yapılan değerlendirmede; başvuranın işsizlik ödeneği alacağının hak kazandığı tarihten itibaren geçen zamanda gerçekleşen enflasyon oranları karşısında değer kaybına uğradığı, bu bakımdan ilgili alacağın yukarıda belirtilen (§ 13) her bir ay için hesaplanan tutarının ödemenin yapıldığı tarihteki (14.11.2024) alım gücüne denkleştirilerek başvurana ödenmesi talebinin reddine yönelik idarece uygulanan işlemlerde hukuka ve hakkaniyete uyarlık görülemediği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

29. Nitekim kişilerin işçilik alacaklarının enflasyon değer kaybına uğradığı şikâyetiyle Kurumumuza getirdiği başvurularda, başvuranların alacaklarının kıdem tazminatına hak kazandığı tarihteki alım gücüne denkleştirilerek ödenmesi yönünde Hazine ve Maliye Bakanlığına tavsiyede bulunulmuştur (B. No:

2024/9308, T: 24.01.2025; B. No: 2024/9310, T: 24.01.2025; B. No: 2024/9532, T: 24.01.2025; B. No:
2024/9535, T: 24.01.2025; B. No: 2024/11567, T: 12.02.2025; B. No: 2024/13424, T: 24.03.2025).

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

30. İyi yönetim ilkelerine 28.03.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; idare tarafından Kurumumuza makul sürede cevap verildiği görülmüş olduğundan “makul sürede karar verme” ve “kararların geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davranıldığı, bununla birlikte başvurana verilen yanıtta başvuru yollarının gösterilmediği anlaşıldığından “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup idarenin bahse konu ilkeye de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

31. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararı’nın idareye tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir işlem ya da eylem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup görevli ve yetkili mahkemelerde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KABULÜNE,
Başvuranın 2016/Nisan-2017/Şubat dönemindeki on aylık işsizlik ödeneği alacağının her ay için ayrı ayrı belirlenecek şekilde ödemenin yapıldığı tarihteki (14.11.2024) alım gücüne denkleştirme hesabına göre ödenmesi hususunda TÜRKİYE İŞ KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca idare tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın BAŞVURANA ve TÜRKİYE İŞ KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Mehmet AKARCA
Kamu Başdenetçisi

Bu belge, güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.

Kavaklıdere Mah. Zeytindalı Caddesi No:4 Çankaya/ANKARA

Telefon
0 (312) 465 22 00 Faks : 0 (312) 465 22 65 e-Posta : [email protected] İnternet Adresi : www.ombudsman.gov.tr

Metin Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından yayımlandığı gibidir; yapay zekâ özeti değildir. Bağlayıcı metin resmî kaynaktaki metindir.