Karar Arama
Anayasa Mahkemesi · Bireysel başvuru
Ahmet Acar ve Diğerleri
| Daire / birim | İkinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru no | 2021/57080 |
| Karar tarihi | 18.06.2026 |
| Başvuru tarihi | 04.11.2021 |
| Yayın tarihi | 15.10.2026 |
TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
AHMET ACAR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
- Başvuru Numarası
- 2021/57080
- Karar Tarihi
- 18/6/2026
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
- Başkan
- Basri BAĞCI
- Üyeler
- Engin YILDIRIM; Rıdvan GÜLEÇ; Yıldız SEFERİNOĞLU; Metin KIRATLI
- Raportör
- Yüksel GÜNARSLAN
- Başvurucular
- 1. Ahmet ACAR; 2. İsa ACAR; 3. Leyla ACAR; 4. Şükran ACAR
- Vekilleri
- Av. Nevroz UYSAL ASLAN; Av. Hüseyin TÜL
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru; Şırnak'ın Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasakları sırasında güvenlik güçleri tarafından terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlarda meydana gelen ölüm olayı, kamusal makamların cenazenin teslimine ilişkin tutumları ve sokağa çıkma yasağı sürecinde maruz kalınan kısıtlamalara ilişkin açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkı, bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı ve adil yargılanma hakkı güvencelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
A. Anayasa Mahkemesinin Ahmet Acar ve diğerleri ([1. B.], B. No: 2018/22272, 1/11/2023) Kararına Konu Ceza Soruşturması Süreci
2. PKK silahlı terör örgütünün öz yönetim adı altında ülkenin belirli bölgelerinde hâkimiyet kurmaya çalışması üzerine terörle mücadele kapsamında düzenlenen operasyonların gerçekleştirilip sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) kararına istinaden 11/2/2016 tarihinde yapılan bir arama sırasında Cizre ilçesi, Sur Mahallesi, Akdeniz Sokak'ta bulunan ve güvenlik güçleri tarafından S-258 olarak belirtilen binada kimliği belirsiz birden fazla kadın ve erkek cesedi bulunmuştur. Bu cesetler cenaze aracıyla Cizre Devlet Hastanesine nakledilmiştir (hendek olayları ve bu kapsamda yürütülen operasyonlara ilişkin arka plan bilgisi için bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017; Ayşe Çelik [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019; Seyid Narin [GK], B. No: 2018/20156, 18/5/2022; Gazal Kolanç ve diğerleri [GK], B. No: 2017/37897, 5/7/2022).
3. Cesetlerin bulunmasını takiben Başsavcılık tarafından başlatılan soruşturma kapsamında aynı gün olay yerinde fotoğraf, video çekimi gerçekleştirilip tutanağa bağlanmış; ilgili emniyet birimlerine gereken delillerin toplanması için talimat verilmiştir. Aynı gün düzenlenen olay yeri inceleme tutanağına göre sıcak çatışma bölgesi olması nedeniyle Cumhuriyet savcısının katılmadığı aramada birden fazla otomatik tüfek (bazılarının fişek yatağı, şarjörü dolu AK-47/Kalaşnikof), bir adet el bombası, çok sayıda otomatik tüfek şarjörü, fişeği ve mermi, cep telefonu ve telsiz tespit edilmiştir. Yapılan aramada yedi ceset bulunduğu, cesetlerden ikisinin üzerinde kimlik, askerî belge ile not kâğıdı olduğu belirtilmiştir. Söz konusu el bombası ve hasarlı şarjörler imha edilmiş; geriye kalan ateşli silahlar, ateşli silah ürünleri ve diğer deliller elkoyma kararı verilerek muhafaza altına alınmıştır. Güvenlik güçlerince tutulan tutanaklarda (telsiz kayıtları çözümlemesi ve olay yeri inceleme tutanakları) S-258 koduyla belirtilen binanın operasyonlar sırasında terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı, güvenlik güçlerine bu binadan ateş açılıp çatışmaların yaşandığı ifade edilmiştir.
4. 11/2/2016 tarihli tutanakta Z.A.nın (daha sonra başvurucuların yakını olduğu anlaşılan) üzerinde kimlik kartı, yanında mont ve montun cebinde 334 ibareli patlamamış el bombası, el telsizi, telsiz pilleri ve iki izole bant bulunduğu belirtilmiştir.
5. 11/2/2016 tarihinde olay yerinde bulunan ceset üzerinde Cizre Devlet Hastanesinde Cumhuriyet savcısı huzurunda bilirkişiler aracılığıyla ölü muayene ve ön otopsi işlemleri yapılmıştır. Ölü muayene raporunda cesedin Z.A.ya ait olduğu, kıyafetlerinden numunelerin, el ve yüz svaplarının, parmak izlerinin alındığı, kesin ölüm nedeninin tespiti için klasik otopsi yapılmak üzere cesedin Adli Tıp Kurumu Şanlıurfa Grup Başkanlığına sevk edildiği belirtilmiştir.
6. 12/2/2016 tarihinde yapılan otopsi işlemi neticesinde kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği ve çok sayıda ateşli silah ürünü (şarapnel parçası/yabancı cisim) yaralanması sonucu gelişen iç ve dış kanama nedeniyle meydana geldiği, cesetten toksikolojik analiz ve patlayıcı madde artığı analizi için örnek, DNA analizi için kan, kemik ve saç örnekleri alındığı ve bunların Adli Tıp Kurumu Diyarbakır Grup Başkanlığına gönderildiği belirtilmiştir. 25/3/2016 tarihli rapora göre DNA testi sonucunda cesedin başvurucu Ahmet Acar'ın oğlu Z.A. olduğu tespit edilmiştir.
7. Çatışmaların devam ettiği bölgede güvenlik güçleri tarafından yapılan araştırma sonucunda olay yerini gören ve kayıt yapan kamuya ya da özel şahıslara ait kamera ve/veya tanık tespit edilememiştir. Güvenlik birimleri, yaptıkları internet taramasında terör örgütünü destekleyen yayınlar yapan ANF Ajansı isimli bir internet sitesinde PKK terör örgütünün silahlı alt yapılanmalarından olan YPS'nin Z.A.yı direnişlerde ölen YPS savaşçısı olarak andığını tespit etmiştir.
8. Başvurucu Ahmet Acar 14/3/2016 tarihinde müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde oğlunun terör örgütüyle ilişkisinin olmadığını, oğlunun 14/12/2015 tarihinde Cizre ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağının ikinci gününde evden ayrılıp bir daha dönmediğini beyan etmiştir. Başvurucu, yaklaşık bir ay sonra müşteki sıfatıyla benzer içerikli bir ifade daha vermiştir.
9. Biri gizli olan altı tanık; fotoğraflarından teşhis ettikleri Z.A. hakkında beyanda bulunmuş, fotoğraf teşhis tutanaklarında Z.A.nın PKK terör örgütünün gençlik yapılanması (YDG-H) içinde yer aldığını, örgütün silahlı eylemlerine aktif katıldığını, Muhtar kod adını kullandığını, örgütün önde gelenlerinden olduğunu, bomba yapıp döşediğini, barikatlarda silahlı nöbet tuttuğunu, keskin nişancılar gibi pusu kurup dürbünlü silahla asker ve polislere ateş ettiğini, farklı silahlarla da görüldüğünü beyan etmiştir.
10. Başsavcılıkça yürütülen soruşturma neticesinde 21/3/2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Karar gerekçesinde Z.A.nın cesedinin terör örgütü mensuplarınca kullanılan evde, terör örgütü mensubu olduğu değerlendirilen altı kişinin cesediyle birlikte bulunduğu, ayrıca terör örgütü mensuplarınca kullanıldığı değerlendirilen birçok silah, mermi ve mühimmatın ele geçirildiği, YPS'nin ölen kişiyi örgüt üyesi olarak sahiplendiği belirtilmiştir. Elde edilen deliller uyarınca Z.A.nın terör örgütü üyesi olduğunun tespit edildiği, güvenlik güçlerinin terör örgütüne yönelik operasyonlarda ve belirtilen amaçlar doğrultusunda, yetkili merciden aldıkları hukuka uygun emri yerine getirdikleri sırada kendilerine, diğer güvenlik güçlerine ve sivil halka örgüt mensuplarınca yöneltilen, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız saldırıları o anda hâl ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetme zorunluluğu olduğunun, meşru müdafaa hakkı kapsamında hareket ettiğinin değerlendirildiği, meşru müdafaa sınırının aşıldığına dair herhangi bir delil elde edilemediği ifade edilmiştir.
11. Karara yapılan itirazı inceleyen Cizre Sulh Ceza Hâkimliği yukarıda sayılan deliller ve tanık beyanlarını açıklamış; olayda meşru müdafaa şartlarının oluştuğu, hukuka uygunluk sebebi bulunduğu değerlendirmesinde yanlışlık bulunmadığı gerekçesiyle 11/6/2018 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.
B. Anayasa Mahkemesinin Ahmet Acar ve diğerleri Kararı
12. İsa Acar dışındaki başvurucular 13/7/2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak yakınları Z.A.nın terör örgütü üyesi olmadığı hâlde ağır silahlarla öldürüldüğünü, Z.A.nın çatışmaya girdiğinin, uygulanan öldürücü gücün mutlak zorunlu ve orantılı olduğunun kanıtlanamadığını, gerekçesiz kararlar verildiğini iddia etmiştir. Olay yeri incelemesinin Cumhuriyet savcısı, muhtar ve hazirun bulunmadan yapıldığını, otopsiye avukatların girmesine izin verilmediğini, soruşturmanın çelişkiler, eksiklikler içerdiğini ve tarafsız yürütülmediğini, Başsavcılığın resen araştırma yapmadığını, yakınlarının ölümüne ilişkin delillerin korunup toplanmadığını, faillerin cezasız bırakıldığını belirterek yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca yakınlarının olay yerinde üzerinde kimliğiyle bulunmasına ve kimliğin parmak izlerinden, DNA eşleşmesinden anlaşılmasına rağmen cenazesinin başka bir aileye teslim edildiğini, altı aylık uğraşları sonucunda cenazeyi alarak defnedebildiklerini belirterek kötü muamele yasağının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
13. Anayasa Mahkemesi söz konusu başvuru kapsamında verdiği 1/11/2023 tarihli kararda başvurucuların yakını Z.A.nın ölümü ve bu nedenle yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin şikâyetleri yaşam hakkı kapsamında incelemiştir.
14. Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının maddi boyutu kapsamında yaptığı değerlendirmede (Ahmet Acar ve diğerleri, §§ 22-27) Z.A.nın meşru müdafaa ve silahlı ayaklanmanın bastırılması kapsamında zorunlu ve orantılı güç kullanımı sonucu hayatını kaybettiği ve yaşam hakkının maddi boyutu yönünden bir ihlal bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
15. Yaşam hakkının usul boyutu kapsamında yaptığı değerlendirmede (Ahmet Acar ve diğerleri, §§ 29-36) ise Anayasa Mahkemesi soruşturma sürecinde ölüm olayını çevreleyen koşulların tespitine imkân sağlayan gerekli ve yeterli bilgilerin olabildiğince bir bütün olarak elde edildiği, kriminal/laboratuvar incelemelerinin ve kimlik teşhisinin yapıldığı, tanık beyanlarının alındığı, sürecin makul olduğu değerlendirilebilecek 2 yıl 4 ayda tamamlandığını tespit etmiş; yaşam hakkının etkili soruşturma yükümlülüğüne yönelik bir ihlal olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
16. Anayasa Mahkemesi son olarak Mehmet İnan ([1. B.], B. No: 2016/228, 20/12/2022) ile Gazal Kolanç ve diğerleri kararları doğrultusunda başvurucuların yakınlarının cenazesini teslim alırken gösterilen tutum nedeniyle kötü muamele yasağının, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiği iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Ahmet Acar ve diğerleri, §§ 19, 37).
C. Tam Yargı Davası Süreci
17. Başvurucular 6/10/2017 tarihinde Mardin 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde İçişleri Bakanlığı aleyhine hizmet kusuru iddiası temelinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucular dava dilekçelerinde sokağa çıkma yasağının ve yasak kapsamındaki uygulamaların hukuka aykırılığına ilişkin genel açıklamalara yer verdikten sonra şu hususlara değinmiştir:
i. Güvenlik güçleri ulusal ve uluslararası hukuka aykırı biçimde Z.A.ya karşı ateşli silah kullanmış, yaralanan kişiye sağlık hizmeti sunmamış, ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemiş ve bu suretle yaşam hakkı ihlal edilmiştir.
ii. Z.A.nın cesedi başka bir aileye ait cenazeyle karıştırılarak yanlışlıkla Adıyaman'ın bir köyüne gönderilmiştir. Uzun uğraşlar sonucu teslim alabildikleri cenazeyi sadece beş kişinin katılacağı bir törenle defnetmeleri istenmiştir.
iii. Sokağa çıkma yasağı süresince Cizre ilçesinde bulunan başvurucu Ahmet Acar, su ve gıda gibi temel ihtiyaçlar ile sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması nedeniyle insan onurunu zedeleyen muameleye maruz kalmıştır.
iv. Hukuka aykırı olarak ve sadece Kürtlerin yaşadığı bölgelerde ilan edilen sokağa çıkma yasağı nedeniyle başvurucu Ahmet Acar ailesinin yanına gidememiş ve bu suretle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3., 8. ve 14. maddelerinde düzenlenen haklar ihlal edilmiştir.
v. Gerek yakınları Z.A.nın ölümü, ölüm şekli, başkasıyla karıştırılan cenazeyi uzun süre beklemeleri ve taziye imkânı bulamamaları gerekse sokağa çıkma yasağı döneminde bizzat yaşadıkları olumsuzluklar nedeniyle duydukları acı ve ızdıraba karşılık olarak toplam 700.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini ve yine Z.A.nın desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle toplam 400 TL maddi tazminat talep etmişlerdir.
18. İdare Mahkemesi yargılama sırasında Başsavcılığın yürüttüğü soruşturma dosyasının bir örneğini celbetmiştir.
19. Yapılan yargılama neticesinde İdare Mahkemesi 18/4/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. İdare Mahkemesi, kararında öncelikle Z.A.nın ölümüne dair Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına ayrıntılı olarak yer vermiştir. Daha sonra dosyada yer alan bilgilerin değerlendirilmesinden silahlı terör örgütü PKK adına silahlı faaliyette bulunduğu esnada güvenlik güçlerince öldürüldüğü anlaşılan Z.A.nın sokağa çıkma yasağı sürecinde hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmininde davalı idarenin kusurlu/kusursuz sorumluluk veya sosyal risk ilkesi kapsamında sorumlu tutulabilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Söz konusu kararda Z.A.nın cesedinin teslim sürecine veya başvurucuların sokağa çıkma yasağı sürecinde yaşadıklarını ileri sürdükleri olumsuzluklara ilişkin herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmüştür.
20. Başvurucular karara karşı istinaf talebinde bulunmuştur. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi (İdari Dava Dairesi) 27/1/2021 tarihinde "dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı" şeklindeki gerekçeyle istinaf başvurusunun reddine otuz gün içinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiş, karar başvurucular vekili Av. İ.T.ye 14/2/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucular vekili Av. İ.T. karara karşı 22/3/2021 tarihinde temyiz talebinde bulunmuştur. Adı geçen vekil, temyiz dilekçesinde Batman İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı aile hekimliğince üst solunum yolu diğer hastalıkları tanısıyla düzenlenen 16/3/2021 tarihli istirahat raporunu ibraz ederek temyiz başvurusunun süresinde yapıldığını belirtmiştir.
22. İdari Dava Dairesi başvurucuların temyiz talebinin süre yönünden reddine karar vermiştir. 25/3/2021 tarihli söz konusu kararın ilgili kısmı şöyledir:
"[İ]stinaf başvurusunun reddine ilişkin kararın davacıya elektronik tebligat ile 14.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, davacının temyiz isteminde bulunması için temyiz süresinin işlemeye başladığı 14.02.2021 tarihinden itibaren 30 gün içerisinde yani 15.03.2021 tarihi mesai bitimine veya UYAP üzerinden gün bitimine kadar temyiz başvuru dilekçesi verilmesi gerekirken, temyiz süresinin dolmasından sonra 22.03.2021 tarihinde verilen dilekçeyle temyiz isteminde bulunulduğu anlaşıldığından ... davacının temyiz başvurusunun süre yönünden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır."
23. Başvurucular vekili Av. İ.T. 8/4/2021 tarihli dilekçeyle İdari Dava Dairesinin 25/3/2021 tarihli kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; dilekçede 27/1/2021 tarihli istinaf talebinin reddi kararının 14/2/2021 tarihinde tebliğ edildiğini, otuz günlük temyiz süresinin son gününün 16/3/2021 tarihine denk geldiğini, rahatsızlığı nedeniyle 16/3/2021-19/3/2021 tarihleri arasında doktor raporuyla istirahatli olduğunu belirtmiştir. Başvurucular vekili ayrıca istirahat raporunun sona erdiği ve çalışabileceği tarih olan 20/3/2021 gününün cumartesi olduğunu, bu tarihten sonraki ilk iş günü olan 22/3/2021 tarihinde temyiz dilekçesini sunduğunu beyan ederek temyiz talebinin süresinde yapıldığını ileri sürmüştür.
24. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) "Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." şeklindeki gerekçeyle temyiz talebinin reddine, İdari Dava Dairesinin 25/3/2021 tarihli kararının onanmasına 7/7/2021 tarihinde kesin olarak karar vermiştir.
25. Başvurucular, nihai kararı 5/10/2021 tarihinde öğrendikten sonra 4/11/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
26. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
27. Başvurucular adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
28. Başvurucular; güvenlik güçlerinin yasal koşulları oluşmadığı hâlde yakınları Z.A.yı öldürmesi, buna ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi, bu konuda açtıkları tam yargı davasında ceza soruşturmasıyla sınırlı bir değerlendirme yapılması ve başkaca herhangi bir araştırma yapılmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca hukuka aykırı olarak ilan edilen sokağa çıkma yasağı sürecinde bizzat kendilerinin gıda ve sağlık hizmetlerine erişim gibi birçok temel ihtiyaçtan mahrum kaldıkları yönündeki iddialarının yargısal süreçte değerlendirilmemesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini beyan etmiştir. Son olarak Z.A.nın kimliğinin DNA incelemesi sonucu 25/3/2016 tarihinde tespit edilmesine rağmen cesedinin 3/8/2016 tarihinde ailesine teslim edildiğini, cenazenin geç teslimi ve tören yapılamaması nedeniyle uğradıkları zararlara ilişkin taleplerinin hiçbir aşamada değerlendirilmediğini, yakınlarının ölümünün hukuka uygun olduğu yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yaptıkları istinaf ve temyiz taleplerinin dikkate alınmadığını, yargısal süreçteki mahkeme kararlarında esasa etkili iddialarına gerekçeli olarak yanıt verilmediğini, idarenin ölüm olayını aydınlatabilecek bilgi ve belgeleri sunmadığını beyan ederek hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı, makul sürede yargılanma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğinden yakınmıştır.
29. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, öncelikle başvurucuların tam yargı davası sürecinde yaptıkları temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesi nedeniyle olağan ve etkili iç hukuk yollarının usulüne uygun olarak tüketilip tüketilmediğinin incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca esasa ilişkin olarak Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, ilgili içtihatlar ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
30. Başvurucuların yakını Z.A.nın güç kullanımı sonucu yaşamını yitirmesinin ardından başlatılan ceza soruşturmasına ilişkin daha önce yapılan bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediğine karar vermiştir (Ahmet Acar ve diğerleri, §§ 19-36). Başvurucular yakınlarının ölümü, kamusal makamların cesedin teslimine ilişkin tutumu ve sokağa çıkma yasağı döneminde maruz kaldıkları kısıtlamalardan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle açtıkları tam yargı davasının neticelenmesi üzerine bu bireysel başvuruda bulunmuştur. Bu nedenle somut başvurunun söz konusu tam yargı davasına konu yargısal süreçle sınırlı olarak ele alınması gerekir.
A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddiaları
33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun yollarının tüketilmesi gerekir.
34. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermesi gerekir. İddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda bireysel başvuru yoluna gidilebilir (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).
35. Bir kanun yolunun tüketildiğinden söz edilebilmesi için öncelikle usulüne uygun bir başvuru yapılmalı, yapılan başvurunun sonucu beklenmeli; inceleme süresince öngörülmüş olan yöntem, biçim, süre ve diğer koşullara uygun hareket edilmelidir (Özlem Türkeş [1. B.], B. No: 2014/505, 17/7/2014, § 31).
36. Somut olaya konu yargısal süreçte İdare Mahkemesi başvurucuların açtığı tam yargı davasının reddine karar vermiştir. Başvurucuların bu karara yönelik istinaf talebi ise İdari Dava Dairesi tarafından temyiz kanun yolu açık olmak üzere 27/1/2021 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucular vekili bu karara karşı temyiz talebinde bulunmuş, söz konusu talep otuz günlük yasal süre içinde yapılmadığı gerekçesiyle 25/3/2021 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucular bu defa temyiz talebinin reddi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Daire başvurucuların temyiz taleplerinin reddine ve İdari Dava Dairesinin 25/3/2021 tarihli temyiz talebinin reddi kararının onanmasına 7/7/2021 tarihinde karar vermiştir. Dolayısıyla incelenen olaya konu yargısal süreçte başvurucuların temyiz talepleri süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmiş ve İdare Mahkemesinin davanın reddi kararı bu suretle kesinleşmiştir.
37. Bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi, kamu gücü eylem ve işlemleri ile mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygunluğunun ve müdahale gerekçelerinin denetimini kendiliğinden yapmaz. Bu sebeple başvurucunun başvurusunun esasını ve bu kapsamda kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını Anayasa Mahkemesine inceletebilmesi için öncelikle kendisinin ihlal iddialarını gerekçelendirmesi, buna ilişkin olay ve olguları açıklaması ve delillerini sunması zorunludur (Cemal Günsel [GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021, § 24).
38. Başvurucular başvuru formunda yakınlarının ölümü, cesedinin geç teslim edilmesi ve sokağa çıkma yasağı döneminde maruz kaldıkları muamelelere ilişkin olarak açtıkları tam yargı davası kapsamında pek çok iddia ileri sürmüş ancak temyiz taleplerinin süre yönünden reddine ilişkin herhangi bir şikâyette bulunmamıştır.
39. Başvuru formunda bu yönde bir şikâyetin bulunmaması nedeniyle başvurucular vekili Av. İ.T.nin temyiz talebini süresinden sonra yapmasına ilişkin olarak bildirdiği sağlık mazeretinin kanun yolu mercilerince kabul edilmemesi ve dolayısıyla davanın esasına ilişkin temyiz talebinin reddedilmesi şeklindeki olgunun bireysel başvuru kapsamında incelenmesi mümkün değildir.
40. Sonuç olarak eldeki olayda İdari Dava Dairesinin istinaf talebinin reddi kararına yönelik temyiz talebinin otuz günlük yasal süre içinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle başvurucuların olağan kanun yollarını usulüne uygun bir şekilde tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
42. Yukarıda yer verilen değerlendirmeler ve ulaşılan sonuç dikkate alınarak başvurucuların yaşam hakkı kapsamında ileri sürdükleri iddialar yönünden etkili yargısal sistem kurma yükümlüğünün hangi soruşturma türünü gerektirdiği ve bu soruşturma türünde verilen nihai karardan sonra süresinde başvuru yapılıp yapılmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekli görülmemiştir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Diğer ihlal iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 18/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.